Analiz

ŞİÖ Bişkek Zirvesi: 28 Stratejik Anlaşma ve Yeni Küresel Denge Arayışı

Kökleşmiş tarihsel rekabetler, örgütün uyumlu bir askeri ittifaka dönüşmesini engellemektedir.
Anti-Batı dayanışmasının kapsayıcı anlatısına rağmen blok içinde derin iç fay hatları varlığını sürdürmektedir.
Hindistan ve Pakistan’ın dahil edilmesi, örgütsel yapıya yüksek derecede bir dalgalanma getirmiştir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Küresel sistem, 20. yüzyılın sonlarında tecrübe edilen tek kutuplu güç dağılımından çok kutuplu bir asimetrik düzene doğru yapısal bir dönüşüm geçirmektedir. Bu kaotik geçiş sürecinde uluslararası örgütler, değişen hegemonik ağırlıkların ve jeopolitik fay hatlarının barometreleri olarak işlev görmektedir. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Avrasya anakarasında Batı dışı kurumsal mimarinin “en belirgin” ve “ağırlık merkezi en yüksek yapısı” olarak öne çıkmaktadır. 31 Ağustos-1 Eylül 2026 tarihinde Bişkek’te gerçekleştirilen zirveye uzanan 25 yıllık süreç, yeni bir jeopolitik paradigmanın somutlaşmasını sağlamıştır. Klasik Soğuk Savaş dönemi ittifak yapılarının aksine katılımcı devletler mutlak bir ideolojik tekdüzelik arayışına girmemektedir. Bunun yerine çoklu bağlantısallık olarak adlandırılan esnek ve pragmatik bir strateji benimsenmektedir. Bu esnek çerçeve, tarihsel rekabetleri olan devletlerin, anti-hegemonik bir söylem şemsiyesi altında bir arada var olmalarına olanak tanımaktadır.

Neorealist uluslararası ilişkiler teorileri, baskın bir gücün kendi sınırlarını aşırı genişletmesi durumunda bu tür dengeleme eylemlerinin kaçınılmaz olduğunu öne sürer. Çin ve Rusya’nın öncülük ettiği bu blok, Amerikan istisnacılığına dayalı uluslararası normlara karşı kıtasal bir itiraz niteliği taşımaktadır. Zirvede alınan kararlar, üye devletlerin dış müdahalelere karşı kendi iç dinamikleriyle korunaklı bir alan yaratma iradesini teyit etmektedir. Küresel Güney olarak adlandırılan geniş coğrafyanın bu oluşuma duyduğu ilgi, mevcut uluslararası kurumların temsil krizinin ne denli derinleştiğini göstermektedir.[i]

Bişkek’te gerçekleştirilen ŞİÖ Devlet Başkanları Konseyi Toplantısı, örgütün kuruluşunun 25. yıl dönümüne özel hazırlanan Bişkek Deklarasyonu’nun kabul edilmesi ve toplam 28 stratejik belgenin imzalanmasıyla tamamlanmıştır. Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı ev sahipliğinde “ŞİÖ’nün 25 Yılı: Sürdürülebilir Barış, Kalkınma ve Refah İçin Birlikte” temasıyla icra edilen zirve, kurumsal mekanizmaların güncellenmesi açısından dönüm noktası niteliği taşımaktadır. Zirve neticesinde onaylanan ŞİÖ Tüzüğü’nde Değişiklikler ve Ekler Protokolü, bloğun değişen küresel jeopolitik dinamiklere uyum sağlama kapasitesini kurumsallaştırmıştır. Ayrıca Bişkek merkezli olarak Sınır Aşan Organize Suçlarla Mücadele Merkezi’nin kurulması kararlaştırılmış; yapay zeka teknolojileri, iklim değişikliğiyle mücadele, yeşil kalkınma, uluslararası bilgi güvenliği, enerji sistemleri ve sentetik uyuşturucu kaçakçılığıyla ortak mücadele alanlarında bağlayıcı yasal çerçeveler oluşturulmuştur. Dönem başkanlığının resmen Pakistan’a devredildiği zirve, örgütün sadece siyasi bir istişare platformu olmadığını, Avrasya coğrafyasında somut entegrasyon projelerini hayata geçiren işlevsel bir yapıya dönüşümünü tescil etmiştir.[ii]

Jeopolitik düzlemde örgüt, Çin ile Orta Asya cumhuriyetleri arasındaki başlangıçtaki sınır çizme misyonunu çoktan aşmış durumdadır. İran ve Belarus’un tam üye olarak sisteme entegre edilmesi, kurumsal sınırları Pasifik kıyılarından Doğu Avrupa’nın içlerine ve Basra Körfezi’ne kadar genişletmiştir. Bu demografik ve mekansal genişleme, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarilerine doğrudan bir meydan okuma sunmaktadır. Rusya, Batı’nın izolasyon çabalarını seyreltmek ve örgütün küresel ağırlığını artırmak amacıyla hızlı bir siyasi ve demografik genişlemeyi savunmaktadır. Buna karşılık Çin, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesini ve yapısal bağlantısallığın güçlendirilmesini önceliklendirmektedir. Bu zıt vizyonlar, karar alma mekanizmalarını zaman zaman yavaşlatsa da genişleyen üyelik tabanı Avrasya’nın kendi kendine yeten bir politik ekosistem inşa ettiğini kanıtlamaktadır.

Örgütün kurumsal kimliği, Batılı kurumların şartlı katılım modellerine alternatif sunan içişlerine karışmama prensibine dayanır. Güvenlik, ticaret ve altyapı projelerinde sağlanan eşgüdüm, tek kutuplu dünya düzenine karşı inşa edilen bu asimetrik gücün kalıcılığını garanti altına almaktadır. Genişleyen bu coğrafi hinterlant, kara gücü teorilerinde bahsedilen kalpgahın kontrolünü tamamen Asyalı aktörlerin inisiyatifine bırakmaktadır. Dünyanın en büyük nüfus yoğunluğuna ve üretim kapasitesine sahip bu ülkelerin bir araya gelmesi, küresel ekonomik ağırlık merkezinin doğuya kayışını kurumsallaştırmaktadır.[iii]

Ukrayna’da devam eden şiddetli savaş, örgütün kurumsal dinamikleri üzerinde devasa bir gölge oluşturmaktadır. Kremlin’in perspektifinden bakıldığında, zirve toplantıları Batı’nın diplomatik izolasyon kampanyalarının başarısızlığını sergilemek için hayati bir platform işlevi görmektedir. Rus liderliği, zirve marjında gerçekleştirilen kapsamlı ikili görüşmeleri stratejik ortaklıkları pekiştirmek için kullanmaktadır. Resmi sonuç bildirgeleri, Ukrayna’yla ilgili saldırgan veya çatışmacı bir dil kullanmaktan özenle kaçınmaktadır. Kazakistan gibi üye devletler, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) veya Avrupa Birliği’nden (AB) gelebilecek ikincil yaptırımlardan kaçınmak için retoriklerini büyük bir dikkatle dengelemektedir. Sonuç olarak örgüt, Rusya’nın diğer üyeleri bağlayıcı bir askeri pakta zorlamadan jeopolitik alaka düzeyini koruması için güvenli bir liman işlevi görmektedir.

NATO’nun beşinci maddesiyle kıyaslanabilecek bir kolektif savunma mekanizmasının bulunmayışı, bu hassas dengenin büyük bir kıtasal savaşın baskılarına rağmen hayatta kalmasını sağlamaktadır. Moskova, Batı’nın ekonomik ambargolarını delmek ve alternatif pazar arayışlarını hızlandırmak için Asya’nın derinliklerine doğru stratejik bir geri çekilme yaşarken, bu örgüt hayati bir nefes borusu vazifesi görmektedir. Savaşın yarattığı jeopolitik şok dalgaları, üye ülkeleri daha bağımsız ve dış şoklara karşı dirençli mekanizmalar kurmaya itmektedir.[iv]

Pekin, kurumsal çerçeveyi belirgin bir şekilde jeoekonomik bir mercekle değerlendirmektedir. Çin liderliği, ABD Donanması tarafından kontrol edilen deniz darboğazlarını baypas eden, Çin merkezli bir ekonomik ağ öngörmektedir. Kuşak ve Yol Girişimi, örgütün coğrafi ayak iziyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Son zirvelerde Çin, ticareti standartlaştırmak, gümrükleri dijitalleştirmek ve ikili işlemlerde yerel para birimlerinin kullanımını teşvik etmek için kapsamlı öneriler sunmuştur. Bu dolarsızlaşma çabası, Asya pazarlarını Batı’nın finansal hegemonyasından yalıtmaya yönelik uzun vadeli bir stratejiyi temsil etmektedir. Pekin tarafından savunulan diplomatik anlatı, karşılıklı fayda ve ortak kalkınma kavramlarını vurgulamaktadır. Kendi yükselişini barışçıl bir ekonomik genişleme olarak çerçeveleyen Çin, mevcut küresel finans kurumları tarafından marjinalize edildiğini hisseden gelişmekte olan ulusları başarıyla etrafında toplamaktadır. Yeni kalkınma bankaları ve alternatif ödeme sistemleri, Bretton Woods kurumlarının tekelini kırmayı hedefleyen pratik adımlar olarak masaya yatırılmaktadır. Bu durum, küresel ticaret yollarının sadece fiziksel olarak yön değiştirmesi anlamına gelmemekte, finansal işlemlerin ontolojik tabanının da sarsıldığını göstermektedir.[v]

Enerji güvenliği, Avrasya entegrasyon projesinin merkezi sinir sistemini oluşturmaktadır. Katılımcı listesi, dünyanın en büyük enerji üreticilerini ve tüketicilerini aynı masada buluşturmaktadır. Batı’yla yaşanan jeopolitik sürtüşme, enerji akışlarının Avrupa pazarlarından Asya destinasyonlarına doğru yeniden yönlendirilmesini hızlandırmaktadır. Son zirve bildirgeleri, alternatif ulaşım koridorlarının ve sağlam enerji altyapı ağlarının oluşturulmasına büyük ağırlık vermektedir. İstikrarlı enerji ithalatına derinden bağımlı olan ülkeler için bu yapısal değişim, uzun vadeli arz istikrarını garanti etmektedir. Boru hattı politikaları, bölgenin stratejik gerçeklerini doğrudan dikte etmektedir. Sibirya sahalarını Çin ve Hint sanayi merkezlerine bağlayan yeni gaz ve petrol arterlerinin inşası, küresel enerji haritasını kalıcı olarak değiştirmektedir. Kendi içine kapalı bu devasa enerji pazarı, üye devletlerin Batı ağırlıklı finans merkezleri tarafından yönetilen dış ambargolara veya fiyat şoklarına karşı kırılganlığını azaltmaktadır. Nükleer enerji alanındaki teknoloji transferleri ve yenilenebilir enerji yatırımları, bloğun fosil yakıt ötesi bir stratejik otonomi kazanma arzusunu gözler önüne sermektedir.[vi]

ABD ile İran arasında devam eden Hürmüz Boğazı Krizi, örgütün güvenlik hesaplamalarını doğrudan etkilemektedir. İran’ın tam üyeliği, Basra Körfezi’nin deniz güvenliğini Avrasya bloğu için birincil bir endişe kaynağı haline getirmiştir. Boğaz, küresel petrol sevkiyatları için kritik bir darboğaz işlevi görmektedir. Bu tiyatrodaki herhangi bir tırmanış, Çin ve Hindistan gibi ağır ithalatçıların ekonomik istikrarını anında tehdit etme potansiyeline sahiptir. Tahran, kendi jeopolitik kuşatılmışlığını kırmak ve Washington’un maksimum baskı kampanyalarına karşı diplomatik destek sağlamak için örgütsel üyeliğini ustaca kullanmaktadır. İran’ın yapısal entegrasyonu, Pekin ve Moskova’ya Orta Doğu’nun kalbinde çok önemli bir stratejik dayanak sağlamaktadır. Bu dinamik, yerel bir deniz anlaşmazlığını Avrupa-Atlantik deniz hakimiyeti ile Avrasya kıtasal konsolidasyonu arasında daha geniş bir hesaplaşmaya dönüştürmektedir. Hürmüz’deki askeri hareketlilik, Asya’nın sanayi çarklarının dönmesiyle doğrudan ilintili hale gelmiş, bölgenin güvenliği salt bölgesel aktörlerin inisiyatifinden çıkarak küresel bir satranç tahtasına evrilmiştir.[vii]

Anti-Batı dayanışmasının kapsayıcı anlatısına rağmen blok içinde derin iç fay hatları varlığını sürdürmektedir. Hindistan ve Pakistan’ın dahil edilmesi, örgütsel yapıya yüksek derecede bir dalgalanma getirmiştir. Yeni Delhi, üyeliğini Pekin’in Orta Asya’da artan etkisini izlemek ve dengelemek için gerekli bir mekanizma olarak görmektedir. Hindistan, QUAD gibi platformlar aracılığıyla ABD ile sağlam stratejik bağlar sürdürerek klasik bir riskten korunma stratejisi sergilemektedir. Buna karşın Pakistan, Hint bölgesel egemenliğini dengelemek için Çin’le son derece sıkı bir şekilde hizalanmaktadır. Kökleşmiş bu tarihsel rekabetler, örgütün uyumlu bir askeri ittifaka dönüşmesini engellemektedir. Karar alma süreçlerinde mutlak oybirliği şartının aranması, ikili anlaşmazlıkların sıklıkla daha geniş kurumsal girişimleri felç etmesi anlamına gelmektedir. Bu iç sürtüşme, temel olarak ortak bir dış düşmana karşı negatif dayanışma üzerine inşa edilmiş bir entegrasyon modelinin sınırlarını açıkça vurgulamaktadır. Yeni Delhi’nin çok eksenli dış politikası, örgütün homojen bir Asya Paktı olmasının önündeki en belirgin jeopolitik fren mekanizması olarak çalışmaktadır.

ŞİÖ, 21. yüzyıl küresel düzeninin mimari tasarımında anıtsal bir değişimi temsil etmektedir. Son zirve sonuçları, Avrupa-Atlantik vesayetinden bağımsız, alternatif bir jeopolitik gerçeklik inşa etme konusundaki kolektif kararlılığı göstermektedir. Katılımcı devletler, karşılıklı bağımlılıkların, tarihsel şüphelerin ve ortak tutkuların karmaşık ağında yol almaktadır. Tek kutuplu diktelerden çok kutuplu bir diyaloğa geçiş, Batı dışı güçlerin angajman kurallarını müzakere edebilecekleri platformlara mutlak surette ihtiyaç duyar. Enerji koridorları, finansal dolarsızlaşma çabaları ve bölgesel güvenlik inisiyatifleri, bu yükselen Avrasya inşasının ana sütunlarını oluşturmaktadır. Sonuç olarak Doğu Avrupa ve Basra Körfezi’ndeki krizler, bu bloğun konsolidasyonunu hızlandıran reaktif katalizörler olarak işlev görmektedir. Küresel güç dağılımı artık teorik bir projeksiyon olmaktan çıkmış, Orta Asya bozkırlarında şekillenen somut bir jeopolitik gerçeğe dönüşmüştür. Uluslararası ilişkilerin gelecekteki yörüngesi, bu kıtasal deneyin başarı veya başarısızlığı tarafından kaçınılmaz olarak yeniden yazılacaktır.


[i] “25. yılında Şanghay İşbirliği Örgütü”, Tercüman, https://www.tercuman.com/analiz/25-yilinda-sanghay-isbirligi-orgutu-3279, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[ii] “ŞİÖ Zirvesi tamamlandı: 28 anlaşma imzalandı”, CNN, https://www.cnnturk.com/dunya/sio-zirvesi-tamamlandi-28-anlasma-imzalandi-3461603, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[iii] “Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)”, Küre Ansiklopedi, https://kureansiklopedi.com/tr/detay/sanghay-isbirligi-orgutu-sio-db8b8, (Erişim Tarihi: 02.09.2026); “25. yılında Şanghay İşbirliği Örgütü: Bişkek Zirvesi ve Türkiye”, AA, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/25-yilinda-sanghay-isbirligi-orgutu-biskek-zirvesi-ve-turkiye/4042508, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[iv] “The Shanghai Cooperation Organisation summit in Astana: in the shadow of Xi Jinping”, OSW, https://www.osw.waw.pl/en/publikacje/analyses/2024-07-05/shanghai-cooperation-organisation-summit-astana-shadow-xi-jinping, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[v] “Xi: Development, security key to SCO”, China Daily, https://www.chinadailyasia.com/hk/article/638878, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[vi] “SCO summit in Astana Seeks to Understand Global Redistribution of Power”, The Astana Times, https://astanatimes.com/2024/07/sco-summit-in-astana-seeks-to-understand-global-redistribution-of-power/, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

[vii] “Xi Jinping presents China’s proposals for SCO cooperation”, UA News, https://ua.news/en/world/si-tszinpin-predstaviv-propozitsiyi-kitaiu-shchodo-spivpratsi-v-shos, (Erişim Tarihi: 02.09.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler