Analiz

Suudi Arabistan’ın Nükleer Eşiği: Sivil Enerji ile Caydırıcılık Arasındaki İnce Hat

Riyad ile Washington’ın temmuz ayında imzaladığı metin, barışçıl nükleer enerji alanındaki işbirliğini hukuki zemine taşımaktadır.
Güçlü kurallarla desteklenen anlaşma, Riyad’ın enerji dönüşümünü güvence altına alabilir ve bölgede sorumlu nükleer işbirliğine örnek oluşturabilir.
Riyad’ın enerji dönüşümünün güven üretmesi, güçlü denetim yetkilerine, açık yakıt kurallarına ve siyasi taahhütlerin şeffaf biçimde açıklanmasına bağlıdır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerikan Senatosu, Suudi Arabistan’la imzalanan sivil nükleer işbirliği anlaşmasını ara seçimlerin ardından ve 13 Aralık 2026 tarihinden önce oylamaya hazırlanmaktadır. Ağustos sonunda Kongre’ye sunulan metin için doksan günlük inceleme süresi 14 Eylül 2026 tarihinde başlamış, Demokrat ve Cumhuriyetçi bazı senatörler anlaşmaya eşlik eden iki gizli mektubun da açıklanmasını istemiştir.[i] Böylece yıllardır enerji diplomasisinin içinde tutulan bir dosya, nükleer yayılma riskinden Kongre’nin denetim yetkisine kadar uzanan açık bir siyasi tartışmaya dönüşmüştür.

Riyad ile Washington’ın temmuz ayında imzaladığı metin, barışçıl nükleer enerji alanındaki işbirliğini hukuki zemine taşımaktadır.[ii] Amerikan Atom Enerjisi Yasası’nın 123. maddesine dayanan bu tür anlaşmalar, şirketlerin reaktör teknolojisi, nükleer malzeme ve teknik hizmet aktarabilmesi için zorunludur. Dolayısıyla burada ele alınan konu, yakında kurulacak bir santralin ayrıntısından daha geniştir. Anlaşma, Suudi nükleer programının hangi teknolojiye, yakıta ve denetim düzenine bağlanacağını uzun yıllar boyunca etkileyebilir.

Suudi Arabistan’ın nükleer enerji arayışının güçlü bir ekonomik tarafı bulunmaktadır. Elektrik tüketimi, deniz suyunun arıtılması, petrokimya tesisleri ve yaz aylarındaki soğutma ihtiyacı büyük miktarda petrol ile doğal gazın ülke içinde kullanılmasına yol açmaktadır. Ulusal Atom Enerjisi Projesi büyük reaktörleri, küçük modüler reaktörleri, nükleer yakıt çevrimini ve bağımsız düzenleyici kurumu dört temel unsur olarak belirlemektedir.[iii] Riyad böylece hidrokarbonları elektrik üretiminde yakmak yerine ihraç etmeyi, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi ve ileri teknoloji gerektiren yeni bir sanayi alanı kurmayı hedeflemektedir.

Tartışmanın hassas bölümü reaktörlerden önce yakıt çevriminde başlamaktadır. Uranyumun düşük düzeyde zenginleştirilmesi elektrik üretimi için kullanılabilirken aynı teknik bilgi ve tesisler daha yüksek zenginleştirme oranlarına doğru ilerleme imkânı da vermektedir. Kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi sırasında ayrıştırılabilen plütonyum da benzer bir çift kullanımlı niteliğe sahiptir. Mevcut anlaşmanın Riyad’a zenginleştirme ile yeniden işlemeyi açıkça yasaklamaması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın habersiz denetim imkânlarını genişleten Ek Protokolü şart koşmaması bu nedenle eleştirilmektedir.[iv]

Birleşik Arap Emirlikleri’nin 2009 yılında Washington’la yaptığı anlaşma farklı bir ölçü oluşturmuştur. Abu Dabi yerli zenginleştirme ve yeniden işleme faaliyetlerinden vazgeçmiş, ihtiyaç duyduğu yakıtı dışarıdan almayı kabul etmiştir. “Altın standart” olarak anılan bu tercih, bölgede sivil nükleer enerjiye girişin hassas yakıt teknolojilerinden feragat edilmesiyle mümkün olabileceği düşüncesini güçlendirmiştir. Suudi anlaşmasının daha esnek hazırlanması ise iki komşu ülkeye farklı kurallar uygulanacağı yönünde bir algı doğurabilir.

İran faktörü bu algıyı doğrudan güvenlik meselesine çevirmektedir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman geçmişte İran’ın nükleer silah edinmesi hâlinde ülkesinin de benzer bir yola yönelebileceğini açık biçimde söylemiştir. Bu açıklama bugünkü sivil programın askerî amaç taşıdığını kanıtlamaz, fakat bölgedeki diğer başkentlerin niyetlerden çok gelecekte ortaya çıkabilecek teknik kapasiteye bakmasına yol açmaktadır. Nükleer alanda güven, mevcut kararların yanında yıllar sonra değişebilecek siyasi tercihleri de hesaba katarak kurulmaktadır.

Washington bakımından anlaşmanın ticari değeri de göz ardı edilemez. Suudi Arabistan’ın ilk büyük reaktörleri için Amerikan Westinghouse şirketi, Güney Kore’nin KEPCO’su, Çinli şirketler ve Rus Rosatom uzun süredir olası tedarikçiler arasında sayılmaktadır. Amerikan teknolojisinin seçilmesi reaktör satışından ibaret kalmayacak, yakıt tedariki, bakım, eğitim ve güvenlik standartları üzerinden onlarca yıl sürecek bir ilişki kuracaktır. Washington böylece pazar payı kazanırken; Riyad’ın nükleer yönelimini Amerikan denetim geleneğine yakın tutmayı amaçlamaktadır.

Anlaşmaya İsrail’le normalleşme şartının eklenip eklenmediği de belirsizliğini korumaktadır. Başkan Donald Trump, metnin Riyad’ın İsrail’i tanımasıyla yürürlüğe gireceğini söylerken Kongre görevlileri yayımlanan anlaşmada böyle bir hüküm bulunmadığını belirtmektedir. Suudi yönetimi ise Filistin devletine doğru güvenilir bir ilerleme olmadan normalleşmeye yaklaşmamaktadır. Nükleer işbirliğinin başka bir diplomatik dosyaya sözlü açıklamalarla bağlanması, teknik kuralların siyasi pazarlıklar değiştikçe farklı yorumlanmasına yol açabilir.

Riyad açısından yerli yakıt kapasitesi bir silah programından önce stratejik özerklik meselesidir. Dışarıdan alınan teknolojiyle büyük bir enerji programı kurmak, yakıt tedarikçisine ve uzun vadeli hizmet sözleşmelerine bağımlılık yaratmaktadır. Ülkedeki uranyum kaynaklarının araştırılması ve yakıt üretiminin belirli aşamalarının yerlileştirilmesi bu bağımlılığı azaltabilir. Buna karşılık her yeni teknik kabiliyet, komşu ülkelerin kendi seçeneklerini yeniden değerlendirmesine neden olacağı için ekonomik özerklik ile bölgesel güven arasındaki denge giderek daralmaktadır.

Anlaşmanın bölgesel sonucu, Suudi Arabistan’ın hemen nükleer silaha yönelmesinden çok yeni bir emsal oluşması üzerinden hissedilebilir. Riyad’a tanınan esneklik, ileride sivil program kurmak isteyen başka ülkelerin de benzer haklar talep etmesine zemin hazırlayabilir. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin enerji planları birbirinden farklıdır, ancak yakıt çevrimine ilişkin Amerikan yaklaşımındaki değişiklik bütün ülkelerin hesaplarını etkiler. Ortak kural zayıfladığında güvence, anlaşmaların metninden ziyade hükümetler arasındaki geçici güvene dayanır.

Bu riski azaltacak araçlar bellidir. Ek Protokolün kabul edilmesi, denetçilerin daha geniş bilgiye ve gerektiğinde bildirilmemiş alanlara erişmesini sağlayabilir. Yakıtın güvenilir tedarikçilerden uzun vadeli sözleşmelerle alınması, kullanılmış yakıtın ülke dışına çıkarılması ve zenginleştirme kararının çok taraflı bir düzenlemeye bağlanması da kuşkuları azaltabilir. Kongre’ye sunulan gizli mektupların açıklanması ise hangi yükümlülüğün anlaşmada, hangisinin siyasi taahhütte bulunduğunu netleştirir. Şeffaflık burada diplomatik bir tercih olmaktan çıkarak güvenliğin teknik araçlarından birine dönüşmektedir.

Suudi Arabistan’ın elektrik üretimini çeşitlendirme, su arıtma kapasitesini büyütme ve ileri teknolojiye yatırım yapma isteği meşru bir kalkınma hedefidir. Bunun bölgesel güvensizliği artırıp artırmayacağını reaktörlerin sayısından çok yakıt çevrimi üzerindeki sınırlar, denetim yetkileri ve siyasi şartların açıklığı belirleyecektir. Güçlü kurallarla desteklenen anlaşma, Riyad’ın enerji dönüşümünü güvence altına alabilir ve bölgede sorumlu nükleer işbirliğine örnek oluşturabilir. Belirsizlikler korunursa sivil enerji amacı, komşuların caydırıcılık hesaplarına karışan uzun süreli bir şüphe kaynağı hâline gelebilir.


[i] “US senators expect vote after midterms on Trump’s nuclear power pact with Saudi Arabia”, Reuters, https://www.reuters.com/world/middle-east/us-senators-expect-vote-before-december-13-trumps-nuclear-power-pact-with-saudi-2026-10-02/, (Erişim Tarihi: 2 Ekim 2026).

[ii] “Saudi Arabia and United States Sign Agreement on Cooperation in Peaceful Uses of Nuclear Energy”, Saudi Press Agency, https://www.spa.gov.sa/en/N2639735, (Erişim Tarihi: 2 Ekim 2026).

[iii] “Saudi National Atomic Energy Project SNAEP”, Saudi Ministry of Energy, https://www.energy.gov.sa/en/snaep/Pages/ov.aspx, (Erişim Tarihi: 2 Ekim 2026).

[iv] “Saudi Arabia preparing to grant IAEA more intrusive powers, Grossi says”, Reuters, https://www.reuters.com/business/energy/saudi-arabia-preparing-grant-iaea-more-intrusive-powers-grossi-says-2026-09-07/, (Erişim Tarihi: 2 Ekim 2026).

Göktuğ ÇALIŞKAN
Göktuğ ÇALIŞKAN
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde lisans eğitimi alan Göktuğ ÇALIŞKAN, aynı süreçte çift anadal programı kapsamında üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yer alan Uluslararası İlişkiler bölümünde de eğitim görmüştür. 2017 yılında lisans mezuniyetini tamamladıktan sonra Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans programına başlayan Çalışkan, bu programı 2020 yılında "Hindistan Şiiliği ve İran’ın Hindistan Politikasının Yumuşak Güç Çerçevesinde Değerlendirmesi: Kontrüktivist Bir Bakış" adlı teziyle başarı ile tamamlamıştır. 2018 yılında ise çift ana dal programı kapsamında eğitim gördüğü Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Seçme ve Yerleştirme (YLSY) programı kapsamında Fransa’da dil eğitimi alan Göktuğ Çalışkan, ardından Fas’ta bulunan Uluslararası Rabat Üniversitesinde 2. yüksek lisansını "La Présence Chinoise En Afrique Et L’évaluation De La Politique Africaine De La Chine Dans Le Contexte Du Projet « La Ceinture Et La Route » : Les Cas du Kenya et de l’Ouganda" (Çin'in Afrika'daki Varlığı ve Çin'in Afrika Politikasının Kuşak ve Yol Projesi Bağlamında Değerlendirilmesi: Kenya ve Uganda Örnekleri) teziyle 2022 yılında tamamlamıştır. Aynı zamanda Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi olan Çalışkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde de doktorasına devam etmektedir. Çalışkan, ayrıca YLSY kapsamında Fas’ta yine Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktoraya başlamıştır. Ankasam Uluslararası İlişkiler uzmanı olarak çeşitli konularda röportajları ve analizleri bulunan Çalışkan, kitap bölümleri, makaleler ve kitap incelemelerine de devam etmektedir. Çalışkan, iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilmekte olup, Çin-Afrika İlişkileri, Sahel, Sahel’de Din ve Güvenlik, İran, Şiilik, Hindistan, Gıda Güvenliği, Afrika'da İklim, İsyanlar ve Terörizm, Afrika Jeopolitiği, Kuşak ve Yol Projesi, Orta Asya üzerine akademik çalışmalarını sürdürmektedir.

Benzer İçerikler