Analiz

Trump’ın Yeni Gümrük Tarifeleri Karşısında Kanada’nın Direniş Stratejisi

ABD’nin yeni tarifeleri Kanada-ABD ticaret ilişkilerindeki belirsizliği derinleştirmektedir.
Ottawa, ekonomik maliyet ile siyasi egemenlik arasında hassas bir denge kurmaya çalışmaktadır.
Sürecin seyri yalnızca Kanada’yı değil, Kuzey Amerika ticaret sisteminin geleceğini de etkileyecektir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump yönetiminin Kanada’ya yönelik yeni gümrük tarifeleri açıklaması, iki ülke arasındaki ticaret gerilimini yeniden tırmandırmıştır. Kanada’nın otomobil, süt ürünleri ve alkollü içecekler alanında Amerikan ürünlerine “eşit olmayan muamele” uyguladığı gerekçesiyle ABD’nin çeşitli Kanada ürünlerine %50 oranında ek gümrük vergisi getirmesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurabilecek yeni bir süreci başlatmıştır. Dünya Kupası finalinde Kanada Başbakanı Mark Carney ile Trump’ın kamuoyuna dostane görüntüler vermesinden yalnızca saatler sonra gelen bu karar, Washington’un müzakere sürecinde baskı unsuru olarak tarifeleri kullanmaya devam ettiğini göstermektedir.[i]

Söz konusu gelişme, ABD, Kanada ve Meksika arasında yürürlükte bulunan ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) geleceğine ilişkin belirsizliklerin arttığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Yaklaşık 2 trilyon dolarlık ticaret hacmini düzenleyen anlaşmanın yenilenmesine ilişkin görüşmeler sürerken Washington’un tek taraflı baskı araçlarına başvurması, ekonomik müzakerelerin giderek daha fazla jeopolitik rekabet unsuru hâline geldiğini ortaya koymaktadır.[ii] Böylece ticaret politikası, yalnızca ekonomik çıkarların değil, aynı zamanda siyasi pazarlık gücünün de önemli bir enstrümanı olarak kullanılmaktadır.

Trump yönetiminin son dönemde izlediği ticaret stratejisi incelendiğinde, gümrük tarifelerinin yalnızca ekonomik korumacılık amacı taşımadığı görülmektedir. Tarifeler aynı zamanda müzakere masasında karşı tarafın taviz vermesini sağlayacak bir baskı mekanizması olarak kullanılmaktadır. Daha önce Çin, Avrupa Birliği (AB) ve Meksika’yla yürütülen ticaret görüşmelerinde de benzer yöntemlerin tercih edilmesi, Kanada’ya yönelik son adımın da aynı stratejinin devamı niteliğinde olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Washington, ekonomik maliyet oluşturarak Ottawa’nın müzakere pozisyonunu zayıflatmayı hedeflemektedir.

Kanada açısından mesele yalnızca ticaret dengesiyle sınırlı değildir. Kanadalı seçmenlerin önemli bir bölümü Trump yönetimine güven duymamakta ve hükümetin ABD karşısında tavizkâr bir politika izlemesini istememektedir. Bu durum, Başbakan Carney’in hareket alanını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Bir yandan Kanada ekonomisinin ABD’yle yakın ticari ve ekonomik ilişkilerini sürdürme zorunluluğu devam ederken, diğer yandan iç politikada ulusal egemenliği ve ulusal çıkarları kararlılıkla savunan güçlü bir liderlik sergileme baskısı giderek artmaktadır. Dolayısıyla Carney Hükümeti, ekonomik pragmatizm ile kamuoyunun egemenlik hassasiyetleri arasında hassas bir denge kurmak zorunda kalmaktadır.

Özellikle Ontario Başbakanı Doug Ford gibi eyalet liderlerinin daha sert karşılık verilmesi yönündeki açıklamaları, federal hükümet üzerindeki iç siyasi baskıyı artırmaktadır. Kanada’nın daha önce Amerikan çelik, alüminyum ve otomobillerine uyguladığı misilleme tarifeleriyle birçok eyalette Amerikan alkollü içeceklerinin raflardan kaldırılması, Ottawa’nın gerektiğinde karşılık verebildiğini göstermektedir. Ancak yeni tarifelerin kapsamının genişlemesi, misilleme seçeneklerinin ekonomik maliyetini de yükseltmektedir.

Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, iki ülke arasındaki yüksek düzeyde karşılıklı bağımlılık dikkat çekmektedir. Kanada ihracatının büyük bölümü ABD pazarına yönelirken, Amerikan sanayisi de özellikle otomotiv, enerji ve hammadde alanlarında Kanada’yla entegre üretim zincirlerine sahiptir. Bu nedenle uygulanacak yeni tarifeler yalnızca Kanada ekonomisini değil, Amerikan üreticilerini ve tüketicilerini de olumsuz etkileyebilecektir. Özellikle otomotiv sektöründe sınır ötesi tedarik zincirlerinin zarar görmesi, her iki ülke açısından üretim maliyetlerini artırma potansiyeline sahiptir.

Diğer taraftan ABD’nin aynı dönemde Meksika’yla ticaret görüşmelerinde daha hızlı ilerleme kaydetmesi, Kanada üzerindeki baskıyı artıran önemli bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Washington’un Meksika’yla anlaşmaya daha yakın görünmesi, Ottawa’nın müzakere masasında yalnızlaşma riskini beraberinde getirmektedir. Böylece ABD, Kuzey Amerika ticaret sisteminde taraflar arasında farklı hızlarda ilerleyen müzakereleri kendi lehine kullanarak pazarlık gücünü artırmaya çalışmaktadır.

Bu süreç aynı zamanda Trump yönetiminin küresel ticaret stratejisine ilişkin daha geniş bir tabloyu da ortaya koymaktadır. Kanada, son yıllarda ABD’nin yeni ticaret politikalarının ilk uygulandığı ülkelerden biri hâline gelmiştir. Daha sonra benzer uygulamaların diğer ticaret ortaklarına yayılması, Kanada’nın adeta Washington’un yeni korumacı politikalarının test alanı olarak değerlendirildiği yorumlarına neden olmaktadır. ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’in yeni küresel tarifelerin de gündemde olduğunu açıklaması, bu ihtimali güçlendirmektedir.[iii]

Kanada’nın önünde tamamen taviz vermek ya da sert misillemeler uygulamak şeklinde iki uç seçenek bulunmamaktadır. Ottawa’nın temel hedefi, mevcut ekonomik entegrasyonu koruyacak kapsamlı bir ticaret anlaşmasına ulaşırken ulusal çıkarlarından da ödün vermemektir. Başbakan Carney’in “kötü bir anlaşmadansa anlaşma olmaması daha iyidir” yaklaşımı, Kanada’nın kısa vadeli ekonomik baskıları uzun vadeli stratejik çıkarlar doğrultusunda değerlendirdiğini göstermektedir.[iv] Bununla birlikte tarifelerin uzun süre devam etmesi hâlinde Kanada ekonomisinde büyüme, yatırım ve istihdam üzerinde olumsuz etkilerin hissedilmesi kaçınılmaz görünmektedir.

Ayrıca bu gelişmeler, Kanada’nın uzun yıllardır sürdürmeye çalıştığı ticaret çeşitlendirme politikasının önemini yeniden gündeme getirmektedir. Son yıllarda AB’yle Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) ve Asya-Pasifik bölgesindeki Kapsamlı ve Aşamalı Trans-Pasifik Ortaklığı (CPTPP) gibi girişimlerle ihracat pazarlarını çeşitlendirmeye çalışan Ottawa, buna rağmen dış ticaretinin büyük ölçüde ABD pazarına bağımlı olmayı sürdürmektedir. Dolayısıyla Washington’un uyguladığı her yeni tarife, Kanada ekonomisi üzerinde doğrudan etkiler yaratırken, ülkenin orta ve uzun vadede alternatif pazarlara yönelme ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarını daha da hızlandırabilecek bir unsur olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak ABD’nin Kanada’ya yönelik son gümrük tarifeleri, yalnızca iki ülke arasındaki ticaret anlaşmazlığının yeni bir aşamasını temsil etmemektedir. Aynı zamanda Trump yönetiminin uluslararası ticarette ekonomik baskıyı diplomatik müzakerelerin temel aracı olarak kullanmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, Kuzey Amerika’daki ekonomik entegrasyonun geleceği açısından önemli belirsizlikler yaratırken, Kanada’nın ekonomik çıkarlarını koruma ile siyasi egemenliğini savunma arasında hassas bir denge kurması yararlı bir yaklaşım olacaktır. Tarafların önümüzdeki haftalarda yürüteceği müzakereler yalnızca USMCA’nın geleceğini değil, küresel ticaret düzeninde korumacı politikaların hangi ölçüde kalıcı hâle geleceğini de belirleyecek kritik gelişmeler arasında yer almaktadır.


[i] Murphy, Jessica, and Nadine Yousif. “Canada’s Carney under Pressure to Fight Back against Trump Tariffs”, BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/cg5l2mn8lllo, (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

[iv] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler