Yemen’de son dönemde artan çatışmalar, ülke içindeki siyasi ve askeri dengelerin ötesinde Ortadoğu’nun güç mücadelesinin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası tanınırlığa sahip Yemen Hükümeti ile İran destekli Husiler arasında yaşanan mücadele, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin en belirgin vekalet savaşlarından birini oluşturmaktadır. Aynı zamanda Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’ndaki güvenlik sorunu, küresel ticaret zincirlerini, enerji arzını ve uluslararası deniz taşımacılığını doğrudan etkilemektedir.
Yemen’de Husilerin Marib ve Hadramut bölgelerine yönelik saldırıları, çatışmanın yeniden genişleme riskini ortaya koyan önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Husiler, Marib ve Hadramut’taki askeri kamplara düzenledikleri saldırılarda en az 30 hükümet askerinin hayatını kaybetmesine neden olmuşlardır. Bu gelişmenin ardından El-Cevf, Ed-Dali ve Taiz başta olmak üzere birçok vilayette çatışmalar yeniden şiddetlenmiştir. Ayrıca Yemen’in Kızıldeniz kıyısındaki liman kenti El-Muha da saldırıların hedefi haline gelmiştir.[i]
Bu saldırılar, yalnızca taktiksel askeri operasyonlar değil, aynı zamanda Yemen’in enerji kaynakları, doğu-batı ulaşım koridorları ve Suudi Arabistan’ın sınır güvenliği açısından stratejik mesajlar içeren hamleler olarak görülmektedir. Bölge aynı zamanda Yemen’in önemli petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olması nedeniyle ekonomik açıdan kritik konumdadır. Bu nedenle Husilerin Marib’e yönelik baskısı, yalnızca askeri kontrol sağlama amacı taşımamakta; aynı zamanda Yemen’in ekonomik altyapısını ve hükümetin finansal kapasitesini zayıflatmayı hedeflemektedir. Hadramut ise Yemen’in en önemli coğrafi bölgelerinden biri olup Suudi Arabistan sınırına yakınlığı ve enerji kaynakları nedeniyle stratejik değer taşımaktadır.
Uzun süredir devam eden Yemen Krizi, yalnızca bir iç savaş değildir. Çatışma; bölgesel güç rekabeti, devlet kapasitesinin çöküşü ve uluslararası deniz ticaretinin güvenliği gibi birbirine bağlı birçok dinamiği içermektedir. Yemen Hükümeti güçleri ile Husiler arasındaki çatışmaların yeniden yoğunlaşması, Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırılar ve uluslararası aktörlerin artan askeri varlığı, Yemen’in yeniden küresel güvenlik gündeminin merkezine yerleşmesine neden olmuştur.
Husiler, ülkenin kuzeyindeki geniş alanları ve başkent Sana’yı kontrol etmeye devam ederken; hükümet güçleri güney ve doğu bölgelerindeki varlığını sürdürmektedir. Cephe hatlarında yaşanan hareketlilik, siyasi çözüm yerine askeri üstünlük elde etme arayışının devam ettiğini göstermektedir. Husilerin sahip olduğu askeri-teknik kapasitenin giderek gelişmesi, yalnızca Yemen içindeki dengeleri değil, bölgesel güvenliği de etkilemektedir. Bu kapasite sayesinde Husi güçleri hem Suudi Arabistan’a hem de Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticari gemilere yönelik saldırılar gerçekleştirebilmektedir. Böylece Yemen, Riyad ile Tahran arasındaki stratejik rekabetin en önemli cephelerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Suudi Arabistan açısından Yemen’deki temel öncelik, güney sınırında İran’a yakın silahlı bir yapının kalıcı hale gelmesini engellemektir. Husilerin Yemen’in tamamında hakimiyet kurması, Suudi Arabistan açısından hem ulusal güvenlik hem de Körfez’in güç dengesi bakımından ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. Bu nedenle Riyad, uzun yıllardır Yemen Hükümeti’ni siyasi ve ekonomik olarak desteklemektedir. İran ise Yemen’i bölgesel caydırıcılık stratejisinin önemli bir parçası olarak değerlendirmektedir. Husilere sağladığı siyasi destek, teknoloji transferi ve askeri danışmanlık sayesinde İran, Suudi Arabistan üzerinde düşük maliyetli, fakat yüksek etkili bir baskı unsuru oluşturabilmektedir. Yemen, İran açısından doğrudan konvansiyonel savaş yerine hibrit güç projeksiyonunun başarılı örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Yemen Hükümeti için ise San’a şehri de dahil olmak üzere Husilerin kontrolü altında bulunan diğer bölgelerin geri alınması, ülke üzerinde tam egemenliğin sağlanması anlamına gelmektedir.
Husilerin ilerlemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar arasında Yemen içerisindeki siyasi ve askeri kontrol alanlarını genişletmeleri, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine karşı caydırıcılık oluşturmaları ve Kızıldeniz’deki küresel deniz ticaretini hedef alarak uluslararası baskı yaratmaları yer almaktadır.
Özellikle ticari gemilere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, Husilerin yalnızca yerel değil küresel ölçekte etki oluşturabilen bir aktör haline geldiğini göstermektedir. Yemen Krizi’nin küresel önemini artıran en belirleyici unsur, ülkenin Babülmendep Boğazı üzerindeki jeostratejik konumudur. Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan dünyanın en kritik deniz geçitlerinden biridir. Bu güzergah üzerinden Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin önemli bir bölümü gerçekleşmektedir. Ayrıca Körfez ülkelerinden Avrupa pazarına taşınan petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının önemli bir kısmı da bu rota üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Bu nedenle uluslararası toplum açısından mesele yalnızca Yemen Hükümeti ile Husiler arasındaki iktidar mücadelesi değildir. Aynı zamanda küresel ticaret yollarının güvenliği, enerji taşımacılığı ve Asya-Avrupa deniz bağlantılarının korunması meselesidir. Bu saldırılar, Yemen Savaşı’nın yalnızca iç siyasi bir mücadele olmadığını; İran-Suudi rekabeti, enerji güvenliği ve küresel deniz ticaretiyle bağlantılı çok katmanlı bir jeopolitik kriz olduğunu bir kez daha göstermektedir. Yemen’deki son askeri tırmanış, yerel bir iç savaşın çok ötesinde Ortadoğu’daki güç rekabetinin ve küresel deniz güvenliğinin kesişim noktasında yer almaktadır.
Bu bağlamda yeni oluşturulan Çokuluslu Deniz Savunma Koalisyonu; Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde deniz güvenliğinin desteklenmesi, ticari gemi geçişlerinin korunması ve bölgesel tehditlere karşı caydırıcılığın artırılması açısından önem taşımaktadır. Suudi Arabistan ile İran arasında son yıllarda diplomatik normalleşme yönünde atılan adımlar olumlu olmakla birlikte Yemen Krizi, iki ülke arasındaki en hassas anlaşmazlık alanlarından biri olmayı sürdürmektedir. Avrupa ülkeleri ve bölge devletleri açısından ise öncelikli hedef, Kızıldeniz’deki ticaret yollarının güvenliğini sağlamak ve küresel enerji akışının kesintisiz devam etmesini temin etmektir.
[i] “Houthis launch new attacks on al-Makha and Marib as Yemen conflict escalates”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/8/16/houthis-launch-new-attacks-on-al-makha-and-marib-as-yemen-conflict-escalates, (Erişim Tarihi: 21.08.2026).
