Tarih:

Paylaş:

Kazakistan Jeoekonomisinde Yükselen İki Temel Sacayak: “Susuz Tarım” ve “Yenilenebilir Enerji”

Benzer İçerikler

İnsanlık tarihinde, devletleşme yoluna giden süreçte iki temel arayış her zaman için etkisini korumaya devam etmiştir: “Güvenlik” ve “iaşe”. İaşe dediğimiz husus da aslında “gıda güvenliği” boyutuyla insanoğlunun var olma-beka mücadelesinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır, özellikle de günümüz terminolojisi ile bir değerlendirmeye gidildiğinde. Buna zaman içerisinde, Sanayi Devrimi ile birlikte yaşanan hızlı gelişmelerin bir sonucu olarak  “enerji güvenliği” boyutu da ilave edilmiştir. Bu bağlamda 20. Yüzyıl, tam manasıyla petrolün merkezde olduğu bir “kaynaklar” ve bunların geçtiği yolların kontrolü noktasında bir “güzergâhlar” mücadelesine, savaşına sahne olmuştur.

20. yüzyıldan 21. Yüzyıla geçildiğinde, Soğuk Savaş sonrası itibarıyla kendisini gösteren “Yeni Dünya Düzeni” arayışlarının temelinde de aslında bu iki hususun yer almaya devam ettiği görülmektedir. Bu kaynaklara ve güzergâhlara hükmeden devlet ya da devletler “Yeni Dünya Düzeni”nin adının belirleyecek ve oradaki yerlerini alacaklardır. Dolayısıyla uluslararası sistem, aynen 19. Yüzyılın sonunda olduğu gibi kaynakların paylaşımı-kontrolü hâkimiyeti üzerine dayalı bir güç mücadelesi ve bu bağlamda belirsizliklerin hakim olduğu bir kaos süreci ile de karşı karşıyadır. Bundan ötürü içinde bulunduğumuz süreç her ne kadar iki savaş arası dönem ile özdeşleştirilmeye çalışılsa da, aslında burada bir “yarım kalmış hesaplaşma” kadar, “yeni güç merkezleri” ve bunların yürüttüğü bir “paylaşım mücadelesi” de söz konusudur.

Bir diğer önemli mevzu da, 21. Yüzyıla mahsus olan ve büyük ölçüde devletlerin-insanların iradesinin/kontrolünün dışında bir seyir izlemeye başlayan “iklim güvenliği” meselesidir. Bu sorun, dünya çapındaki güç mücadelesinin önemli bir argümanı olmanın ötesinde, meşru bir müdahale gerekçesi olmaya doğru da koşar adım gitmektedir. Dolayısıyla tüm ulus-devletler açısından önlerinde “azalan enerji kaynakları”, kuraklaşan-çölleşen tarım arazilerine paralel “gıda güvenliği” ve daha da ötesi “kuruyan su kaynakları” mevzuu bulunmaktadır. Diğer taraftan bu “üç sorun”, akıllıca politikalar geliştirebilen ülkeler açısından yeni-dinamik “milli güç unsurları” boyutuyla bir fırsat olarak da görülebilir. Bu noktada Kazakistan sahip olduğu “coğrafi yapı”, bu zorlu coğrafyanın beraberinde getirdiği çözüm odaklı “pratik zekâ” ve “güçlü liderlik iradesi” ile ön plana çıkan ülkelerdendir. Eşsiz “Kazak Bozkırları” bir kez daha bölge ve tüm insanlık adına tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıyadır.

Çevresel Felaketin Diğer İki Adı: “Kuraklık” ve “Susuzluk”

Kazakistan ve Orta Asya bölgesi, sahip oldukları coğrafi özellikler ve iklim boyutuyla dünyanın üretim merkezi olmaya adaydır. Sovyet dönemi uygulamalar, her ne kadar bir takım çevresel sorunlara/felaketlere yol açsa da, sonuçta çıkışı itibarıyla bu bölgenin sahip olduğu potansiyeli aktife çevirme arayışının bir sonucunu yansıtmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu tecrübeden hareketle atılacak doğru adımlar, bu bölgeyi önemli bir güç merkezi haline taşıyabilir. Fakat bunun için kollektif bir iradenin ivedilikle ortaya konulması elzemdir. Zira bölgede yaşanılan çevresel felaketleşme ile devletlerin tek başına mücadele edebilmesi mümkün görünmektedir.

Açık ve net bir şekilde ifade etmek gerekirse, kuraklık Orta Asya ülkeleri için uzak bir sorun değildir. Nitekim bu sorun nedeniyle bölgedeki çölleşme, erozyon artmakta ve yaşanan toz fırtınaları havanın kalitesini düşürmekte, hava kirliliğinin daha geniş coğrafyalara yayılmasına neden olmakta ve su sorununa yol açmaktadır. Bu da tarımsal üretim ve hayvancılığa büyük darbe demektir.

Orta Asya’da sıcaklıklar her geçen yıl artmaktadır. Örneğin 2021 yılının Haziran ayının ilk haftasında hava sıcaklığı Taşkent’te 42,6 derece, Duşanbe’de ve Aşkabat’ta 45 derece olarak ölçülmüştür. Bu süreçte Kırgızistan’da da alarm çanları çalmaya başlamıştır. 2021 yılının Mart ayında ülkenin elektrik ihtiyacının %40’nı karşılayan Toktogul Rezervuarı’ndaki su miktarı 19,5 milyar metreküp olması gerekirken; 8,7 milyar metreküpe gerilemiştir. Dünya Bankası’nın hazırladığı bir raporda Kazakistan, 2090’da kadar 5,3 derece potansiyel artışla diğer Asya ülkelerine göre daha da ısınacaktır.

Orta Asya’da yaşanan kuraklık hiç kuşkusuz Kazakistan’ı da olumsuz etkilemektedir. Aktöbe, Kostanay ve Kızılorda gibi bazı illerde de kuraklık beklenmektedir. Kazakistan’da yağışların azalmasının sonucunda su seviyesinin düşmesiyle birlikte pirinç tarlaları azaltılmış, ülkenin batısında ve güneyinde kuraklık meydana gelmiş ve yüzlerce hayvan telef olmuştur. Ayrıca ülkedeki gıda ve sebze fiyatları artmıştır. Diğer yandan Aral Gölü’nün durumu gittikçe kötüleşmekte ve bölgedeki çevre sorunları iklim değişikliğine paralel olarak etkisini daha geniş ve derin boyutta göstermektedir. Dolayısıyla özelde Kazakistan, genelde Orta Asya ülkeleri açısından yeni bir tarım politikasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bölgenin sosyo-iktisadi yapısı ve yol açabileceği bir takım siyasi sonuçlar bunu bir anlamda kaçınılmaz kılmaktadır.

Yeni Tarım Politikası

Kazakistan’da nüfusun üçte birinden fazlası tarıma bağlıdır. Tarım arazilerinin yaklaşık %75’i otlatma için mera olarak kullanılmaktadır. 2019 verilerine göre tarım sektörü, ülke ekonomisinin %4,5’ini oluşturmaktadır. Ancak nüfusun %45’i kırsalda yaşamakta ve %30’u tarım sektöründen geçinmektedir. Tahıl ihracatçısı (özellikle buğday en önemli ihraç kalemiyken; Kazakistan, 70’den fazla ülkeye ihraç gerçekleştiren ve dünyanın en büyük 10 tahıl ihracatçısından biridir) bir ülke olsa da ithal gıda ürünlere olan talebin artması 2004 yılından bu yana Kazakistan’ı tarım ürünlerinin ithalatçısı konumuna getirmiştir.

Kazakistan, 2021 yılında tarım sektöründe ithal ikameci bir politika benimsemiştir. Özellikle üretim sübvansiyonları rasyonelleştirilmekte ve çiftçilerin krediye ulaşmaları daha şeffaf hale getirilmiştir. Ayrıca tarımsal üretimi desteklemek için bazı yapısal değişikliklere gidilmiştir. Bu süreçte tarımsal üretimin arttırılması ve daha modern üretim tekniklerinin geliştirilmesi amacıyla makine ve ekipmanların yenilenmesine, yeni tarımsal işletmelerin oluşturulmasına ve ithal ikameci yöntemler ihracatın arttırılmasına odaklanılmıştır. Özellikle tarım sektörünün modernize edilmesi, dünya standartları üzerinde kaliteli ürünler yetiştirilmesini sağlarken, Kazakistan topraklarının üretime uygun hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

Susuz-Organik Tarımın Merkezi

Bütün bu sorunların karşısında dünyanın tarım ve hayvancılık konusunda yeni merkezlere ihtiyaç duyduğu aşikârdır. Böyle bir dönemde iklim krizi de yaşanırken Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkeleri, dünyanın gıda merkezi olabilir. Hem iklimsel özellikleri hem de coğrafi yapısı, Orta Asya ülkelerine bu imkânı tanımaktadır. Özellikle de Kazakistan’ın steplerinde gerçekleştirilecek çalışmalar neticesinde söz konusu coğrafya “susuz tarım” yöntemiyle dünyanın organik tarımın merkezlerinden haline getirilebilir. Dahası ülke içinde tarımsal üretimin arttırılması, Kazak halkının ekonomik olarak zenginleşmesini ve hayat standartlarının yükselmesini sağlayacak ve ülkenin gıda güvenliğinin tesis edilmesini de sağlayabilir.

Kazakistan, gerçekleştirdiği tarımsal üretimle, bölge ülkelerinin gıda güvenliklerini domine edebilecek ve iyi komşuluk çerçevesinde kurduğu ilişkilerle önemli bir aktör olacaktır. Hâlihazırda gıda güvenliği, milli güvenlik ile iç içe geçmiş durumdadır. Bu sayede Kazakistan, diğer ülkelerin milli güvenliklerine de katkıda bulunabilir. Kazakistan’ın böyle bir politikayı hayata geçirmesi hem bölgenin kaderini etkileyecek hem de bölgedeki işbirliğini derinleştirecektir.

Yenilenebilir Enerji

“Tarım”, “çevre” ve “enerji” birbirinden farklı ve kopuk konular değildir. Temiz bir çevrede sağlıklı tarım ürünleri yetiştirilebilmektedir. Yenilenebilir enerji ise temiz çevrenin en önemli etkenlerinden biridir. Dolayısıyla böylesi bir düzen, sağlıklı bireyler ve toplumlar için başlıca etkenlerdir. Üstelik organik tarımsal ürünlere olan talep her geçen gün daha da artmaktadır.

Tahmin edileceği üzere, önümüzdeki on yıllar boyunca kaynaklar savaşının odak noktası fosil yakıtlardan gıda, verimli topraklar ve temiz su kaynaklarına doğru kayacaktır. Özellikle de ülkelerin nüfuslarının artması, gıdaya ve suya olan talebi arttıracaktır. Orta Asya’da organik tarımsal ürünlerin ve hayvan yem bitkilerinin üretiminin artması ise gıda fiyatlarının ucuzlamasına yol açacaktır. 2015 yılındaki verilere göre, Orta Asya coğrafyasında 70 milyon insan yaşarken; bu sayı, 2050 yılında 100 milyona yaklaşacaktır.

Bu süreçte petrol ve doğalgaz hatlarının yanında ticaret yollarının de önem kazanacağı görülmektedir. Hatta şu an Kuşak Yol merkezli yaşanan güç mücadelesi de, aslında bu güzergâhlar bağlamında coğrafyanın nasıl bir gelecek ile karşı karşıya kalabileceğiyle ilgili önemli sinyalleri şimdiden vermektedir. Söz konusu gelişmede tarım ürünlerinin ulaştırılmasında altyapı yatırımlarının daha da ön plana çıkacağı aşikârdır. Özellikle de organik ürünlerin depolanması, en kısa zamanda ulaştırılması ve nakliyesi sırasında kullanılacak araçlar ilerleyen dönemde büyük önem kazanacaktır. Bu da hiç kuşkusuz yeni sektörler yaratacak ve yeni yatırımlara kapı aralayacaktır.

Nur-Sultan’ın Hedefi: Temiz Enerji-Yeşil Teknoloji

Başta Kazakistan olmak üzere bölge ülkelerinin en önemli avantajlarından biri de yenilenebilir enerji konusunda taşıdıkları potansiyeldir. Kazakistan’ın uçsuz bucaksız bozkırlarında kurulacak olan güneş enerjisi panelleri ve rüzgâr gülleri aracılığıyla dünyada artan enerji ihtiyacının önemli bir kısmını doğaya zarar vermeden karşılamak mümkündür. Yenilenebilir enerjide Kazakistan’ın Orta Asya’da öncü bir rol oynadığı da aşikârdır. Kazakistan, uzun zamandır fosil yakıtlara olan enerji üretimini daha temiz bir boyuta taşımak istemekte ve bu konuda çalışmalar yapmaktadır. 2020 yılında enerji üretimindeki yenilenebilir enerji kaynağını %3 hedefini tutturmayı başarmıştır. 2030 için bu oranı %15’e, 2050 için ise %50’ye çıkarmayı hedeflemektedir. Bu sayede hem temiz enerjiye hem de susuz tarım yönleriyle birlikte daha yeşil bir ekonomiye sahip olabilecektir. Bunun dışında Kazakistan, yenilenebilir enerjiyi iç tüketimi için kullanırken; yeraltı kaynaklarını dışarıya ihraç ederek hem ekonomisine artı gelir sağlayacak hem de havadaki kirliliği azaltacaktır. Temiz yenilenebilir enerjiye yatırım yapan Kazakistan, fosil yakıtlar bittiğinde enerji konusunda da başat aktörlerden biri olabilecektir.

Fosil yakıtlarla ilgili unutulmaması gereken bir ayrıntı da kullanılan teknolojilerdir. Söz konusu teknolojiler zamanla eskimekte ve ülkeleri dışarıya bağımlı hale getirmektedir. Bununla birlikte eskiyen kömür santralleri ve diğer enerji üretim merkezlerinin zamanla çevreye verdikleri zararlar, kontrol edilemez seviyeye ulaşmıştır. Bu durum, Orta Asya ülkelerinde çeşitli hastalıklara ve erken ölümlere neden olmaktadır. Sağlık sorunları, tıbben dışarıya bağımlı hale gelmek demektir. Bu ise ülke ekonomilerine ayrıca yük oluşturacak ve hayat standartlarının düşmesi anlamına gelecektir. Artık sağlıklı bir birey sağlıklı bir toplumun temel taşıyken; temiz ve organik gıdaların ve yenilenebilir enerjinin değer kazandığı açıktır. Kazakistan Kurucu Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev ve Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev’in temiz enerjinin ve yeşil teknolojilerin destekçileri olmaları da burada önemli bir yere sahiptir.

Orta Asya’da Tarım-Enerji Birliği

Kazakistan’ın ve diğer Orta Asya ülkelerinin temiz çevre, organik tarım ve iklim kriziyle mücadelesi, ancak bölge ülkeleri tarafından ortak politikalar üretilmesiyle gerçekleştirilebilir. Nur-Sultan, organik tarım ve yenilenebilir enerjiye dair önemli bir avantaja sahipken; bölge ülkeleri arasında gerçekleştirilecek işbirliği, Orta Asya’nın önemini arttıracak ve Asya kıtasının yükseldiği bir dönemde bölgenin tarım ve enerji konusunda merkez olması mümkündür. Nur-Sultan, organik tarım ve yenilenebilir enerjide kat edeceği yol sayesinde söz konusu sektörleri Orta Asya coğrafyasının ortak bir değeri haline dönüştürebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için güçlü bir iradeye ihtiyaç vardır. Kazakistan’ın Kurucu Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in bilgeliğinde ve Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev’in diplomatik tecrübesi ışığında bu iradenin ortaya konulduğu söylenebilir. Benzer bir biçimde Kırgız Cumhurbaşkanı Sayın Sadır Caparov’un, “Yeni Özbekistan Hareketi”nin lideri Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’in, Tacikistan’ın tecrübeli Cumhurbaşkanı Sayın İmamali Rahman’ın ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın Kurbankulu Berdimuhammedov’un karşılıklı çıkar ve iyi komşuluk anlayışı çerçevesinde atılacak adımları destekleyeceği de öngörülebilir.

Dolayısıyla günümüzde Orta Asya ülkelerinin işbirliği yapma konusundaki bakış açılarının ortak bir noktada buluştuğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu işbirliğinin daha kurumsal bir zemine oturtulması yönünde çalışmalar devam etmektedir. Bu bağlamda Kazakistan; yenilenebilir enerji, kuraklıkla mücadele, çevresel sorunların çözümü ve tarım konusunda yapacağı atılımlarla atbaşı (öncü) bir aktör olabilir. Bunun için ise bölge ülkelerinin yasal düzenleme yapması gerekmektedir. Özellikle de bahsi geçen konularda yatırımların önünün açılması elzemdir. Bölge devletleri, işbirliklerini bu konular üzerinden derinleştirmedikleri sürece birbirleriyle olan bağların da zarar görme ihtimali vardır. Su seviyelerinin azalması, artan kuraklık, toprakların verimsizleşmesi, hava kirliliği ve yaşanacak gıda krizleri, ülkeler arasındaki işbirliğine zarar vererek rekabete sebep olabilir. Bölge ülkeleri arasında işbirliği yapılmaması durumunda, söz konusu devletlerin gerçek potansiyelleri ortaya çıkarılamayacak, sahip oldukları potansiyel aktife dönüşemeyecektir. Bu ise yükselen Orta Asya gerçeğini sekteye uğratarak bölge ülkelerinin dışarıya olan bağımlılıklarını körükleyecektir.

Ulu Bozkır: Krizi Fırsata Çevirebilmek

Susuz-organik tarım ve yenilenebilir enerji ile bir üretim merkezine dönüşmesi, hiç kuşkusuz Kazakistan’ın Asya kıtasındaki jeopolitik ve jeoekonomik önemini daha da arttıracaktır. Özellikle Asya kıtasında artan nüfus sayesinde Kazakistan toprakları daha değerli hale gelecektir. Bu coğrafyada gerçekleştirilecek üretim sadece Kazakistan’ı değil, genel olarak Orta Asya’yı bir merkez haline getirecektir.

Orta Asya’nın çevresindeki ülkelerde yaşanan gelişmeler bölgeyi bir gıda ve enerji merkezine dönüştürebilir. Bu kapsamda gelecekte yenilenebilir enerjinin dağıtılması için kurulacak hatların ve üretilen organik gıdaların ihracındaki ticaret yollarının ana merkezi olması noktasında Kazakistan’ın uygulamaya koyduğu projelerin başarısı, bölgenin geleceği açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Bu sayede coğrafik alan olarak dünyanın en büyük dokuzuncu ülkesi, gerçek üretim potansiyelini jeopolitik önemi ile birleştirebilecek, Orta Asya’nın jeoekonomik açıdan hak ettiği güçlü noktaya ulaşmasında tarihi rolünü oynayabilecektir.

Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, dünyada eş zamanlı olarak gıda, iklim ve enerji krizleri yaşanmaktadır. Orta Asya ülkeleri de hiç kuşkusuz bu tehditlerle karşı karşıyadır. Diğer taraftan bu kriz, Orta Asya devletlerini ortak paydalarda buluşturabilecek bir fırsata dönüştürülebilir. Bunun için bölge ülkeleri arasında ön plana çıkan ve yükselme eğilimi gösteren işbirliğinin “susuz-organik tarımı”, “çevresel sorunları” ve “yenilenebilir enerjiyi” de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Bölgenin sahip olduğu potansiyeller ancak bir araya getirilebildiği ve ortak bir akıl/irade ile yönetilebildiği takdirde bir güce dönüşecektir. Aksi takdirde bölgedeki kıtlık ve çölleşmenin artması, özellikle de su sorunu, bölgeyi çok daha farklı bir mecraya sürükleyebilir. Oysa yukarıda da değinildiği üzere, artan nüfusa paralel olarak belirginleşen gıda ihtiyacı, 21. yüzyılda Orta Asya’yı bir üretim merkezine dönüştürebilir. Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’la geliştirilen güçlü bağlar sayesinde “Orta Asya Tarım-Enerji Birliği”nin temelleri atılabilir. Kazakistan’ın Kurucu Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in bilgeliğinde ve Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev’in diplomatik tecrübesi sayesinde Kazakistan’ın üstleneceği öncü rol, hiç kuşkusuz burada da oldukça önemli bir yere sahiptir. Coğrafyanın sahip olduğu “Ulu Bozkır Ruhu” da zaten bunu gerektirmektedir!


Bu yazı ilk kez Kazakça olarak Egemen Kazakistan Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
https://egemen.kz/article/287460-zhanha-alem-dguyesi-ushin-tartys

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol 1969 yılında Dörtyol-Hatay’da doğdu. 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı ve Boğaziçi Üniversitesi’nde doktora programına kabul edilen Erol, 2005 yılında Ankara Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayarak, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçentlik, 2014 yılında ise profesörlük unvanını almıştır. Erol, 2000-2006 yılları arasında Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (ASAM) çalışmıştır 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye’nin ilk e-düşünce kuruluşu olan Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nin (USGAM) kurucu başkanı olan Prof. Dr. Erol, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (YTSAM) Başkanıdır. Ayrıca, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) müdürlüğünü yapmıştır. 2016 yılından itibaren Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak faaliyetlerine devam etmektedir. Akademik çalışmaları ve medyadaki faaliyetleri nedeniyle sayısız ödüle layık görülen Erol, İngilizce ve Rusça bilmektedir.