Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi, küresel siyasetin tek kutuplu tahakküm modellerinden sıyrılarak çok merkezli, esnek ve “bloklar ötesi” bir mimariye evrildiğini bir kez daha tescillemiştir. “Bağlar güçleniyor, yeni ittifaklar kuruluyor” temasıyla öne çıkan bu süreç, ŞİÖ’nün inşa halindeki yeni uluslararası nizamın kurucu iradelerinden biri haline geldiğini göstermektedir. 25. kuruluş yıl dönümünün eşiğinde örgüt, transatlantik ittifaka doğrudan meydan okuyan dogmatik bir Doğu bloku mu, yoksa Avrasya içi çelişkileri yöneten işlevsel bir diplomatik şemsiye mi olduğu sorusuyla yüz yüzedir.
Bişkek’ten verilen mesajlar, yapının sadece bir güvenlik forumu olmadığını, aynı zamanda Batı merkezli finansal prangalara karşı alternatif jeo-ekonomik hatlar inşa eden kurumsal bir kalkan niteliği taşıdığını kanıtlamaktadır.
Küresel tedarik zincirlerinin yeniden haritalandırıldığı, enerji hatlarının yön değiştirdiği ve de-dolarizasyon dalgasının küresel güneye yayıldığı bu tarihsel kırılma anında ŞİÖ, tek taraflı yaptırımları anlamsız kılacak kolektif bir direnç odağına dönüşme mesajı vermektedir. Bir diğer ifadeyle, Batılı aktörlerin çevreleme hamlelerine karşı Avrasya coğrafyasında örülen bu koruyucu duvar, örgütün gelecekte küresel ticaretin kurallarını koyan otonom bir süper-yapı haline dönüşebileceği mesajlarını vermektedir. Bu bağlamda Zirve’de alınacak kararlar büyük bir önem arz etmekte olup, bir sonraki analizimizin de konusunu oluşturacaktır. Dolayısıyla bu analizimiz, daha çok bir “mukaddime” bazında olacaktır.
Sınır Güvenliğinden Çok Kutupluluğun Merkezine: Tarihsel Kırılmalar
ŞİÖ’nün evrimsel çizgisi, uluslararası ilişkiler literatüründe “bölgesel bir güvenlik forumunun küresel güç odağına dönüşmesi” projesidir. 1996 yılında, SSCB’nin dağılmasının ardından 5 yıl sonra Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla kurulan “Şanghay Beşlisi”, askeri güven artırıcı önlemler mekanizması olarak doğmuştur. Bu dönemde Pekin’in temel motivasyonu, Sovyet sonrası Orta Asya’daki jeopolitik boşluğu yönetmek ve iç güvenlik hassasiyetlerini sınır güvenliği üzerinden garantiye almak olarak karşımıza çıkmaktadır. 2001 yılında Özbekistan’ın katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüşen yapı, “Şanghay Ruhu” olarak kavramsallaştırılan; karşılıklı güven, eşitlik, çeşitliliğe saygı ve ortak kalkınma ilkelerini tüzüğüne işlemiştir.
Örgütün tarihindeki en büyük yapısal kırılma, jeopolitik bir mikro-kozmosu makro-düzleme taşıyan genişleme hamleleridir. 2001 yılında “ayrılıkçılık”, “aşırılıkçılık” ve “terörizmle mücadele” ekseninde kurulan “Bölgesel Terörle Mücadele Yapısı” (RATS), örgütün kurumsal omurgasını askeri-stratejik bir kimlikle tahkim ederek üye ülkeler arasındaki istihbarı ve operasyonel entegrasyonu derinleştirmiştir. 2017 yılında gerçekleşen tarihsel Hindistan ve Pakistan genişlemesi, örgütün Orta Asya sınırlarını aşarak Güney Asya’yı kapsamını sağlamış ve birbiriyle rekabet halindeki nükleer güçleri aynı masa etrafında toplayarak yapıyı devasa bir nüfus, pazar ve coğrafya bloğuna dönüşmüştür. Son olarak, İran’ın 2023 ve Belarus’un 2024 yılındaki tam katılımları, ŞİÖ’yü sadece coğrafi bir yapı olmaktan çıkarmamış; aynı zamanda Batı’nın tek taraflı izolasyon ve çevreleme politikalarına maruz kalan revizyonist aktörlerin toplandığı, küresel statükoya karşı koyan organize bir anti-hegemonik direnç odağı haline de getirmiştir.İlk günlerinde Çin’in periferisini istikrara kavuşturma platformu olan bu yapı, bugün küresel GSYİH’nin üçte birinden fazlasını ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını temsil eden çok kutuplu dünyanın en dinamik kurumsal merkezi haline de dönüşmüş bulunmaktadır.
Çift Başlı Kartal ve Ejderha’nın “Asimetrik Ortaklığı” ve Diğer Üyeler
ŞİÖ, özü itibarıyla Pekin’in ekonomik gücü ile Moskova’nın askeri-stratejik mirası arasındaki “asimetrik ortaklık” üzerine kuruludur. Çin için ŞİÖ, Kuşak ve Yol Girişimi’nin lojistik ve finansal hatlarını güvence altına alan, Amerikan deniz gücünün çevreleme stratejilerine karşı “kara temelli bir stratejik derinlik” sunan bir “koridor” ve “hayat sahasıdır”. Rusya için ise bu örgüt, Batı’nın diplomatik ve ekonomik izolasyon çabalarını boşa çıkaran, kendisini “büyük güç” olarak küresel sahnede yeniden üreten çok vektörlü dış politikasının taç kapısıdır. Ancak bu çift başlı liderlik, diğer üyeler tarafından kaygısız bir kabullenmeyle karşılanmamaktadır.
Örneğin Yeni Delhi, ŞİÖ’yü Avrasya coğrafyasından dışlanmamak, kıtasal enerji hatlarına erişim sağlamak ve Çin-Pakistan eksenini içeriden dengelemek amacıyla pragmatik bir enstrüman olarak kullanmaktadır. Aynı zamanda QUAD üyesi olan Hindistan, örgütün açıkça Batı karşıtı askeri bir bloka dönüşmesine ve Pekin’in mutlak kontrolüne girmesine en sert kurumsal direnci gösteren yegâne aktördür. Diğer üyelerin önemli bir kısmı açısından ise ŞİÖ, egemenlik haklarını korumak amacıyla iki devasa komşuyu birbirine karşı dengeleyen ve onlara eşit statüde diplomatik manevra alanı sunan kurumsal bir zemin vazifesi görmektedir. Bu karmaşık ve kırılgan denge mekanizması, örgütün hem en büyük yumuşak karnı hem de monolitik bir tiranlığa dönüşmesini engelleyen en güçlü demokratik fren sistemidir.
Ukrayna Savaşı ve Rusya’ya Sağlanan Desteğin Sınırları
Ukrayna krizi, ŞİÖ’nün kolektif kimliği ve geleceği için en büyük sınavlardan biridir. Batı medyasının ŞİÖ’yü Rusya’ya koşulsuz destek veren bir yapı olarak sunma eğilimine tezat olarak, örgütün Ukrayna savaşındaki tutumu “sessiz mesafe ve pragmatik tarafsızlık” olarak özetlenebilir. Rusya, ŞİÖ’den kolektif bir askeri ya da açık siyasi destek alamamıştır. Hiçbir Orta Asya ülkesi veya Çin, Rusya’nın Ukrayna’daki ilhak kararlarını tanımamıştır. Bununla birlikte Çin ve Hindistan, Rusya’ya yönelik Batılı ambargolara katılmayarak Moskova’nın enerji ihracatı için can simidi olmuş, ödemelerde ulusal para birimlerine geçerek Rus ekonomisinin ayakta kalmasına katkı sağlamıştır. Bu durum ŞİÖ’nün algısını iki yönlü etkilemiştir: Batı nezdinde örgüt, revizyonist rejimlerin “yaptırımsavar” ocağı olarak görülmeye başlanmış; Küresel Güney’de ise Batı’nın tek taraflı yaptırımlarına boyun eğmeyen, egemenlik haklarına saygılı alternatif bir dayanışma modeli olarak sempati toplamıştır.
Enerji, Koridorlar Siyaseti ve De-Dolarizasyon Hamleleri
ŞİÖ coğrafyası, dünyanın en büyük enerji üreticileri ile en büyük enerji tüketicilerini aynı kurumsal çatıda birleştiren “Küresel Enerji Çekim Merkezi”dir. Örgüt, geleneksel deniz rotalarına bağımlılığı azaltan kara koridorlarının inşasında (Kuşak ve Yol, Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru) merkezi koordinatördür ve stratejik kaynakların tedarik zinciri güvenliğinde transatlantik ittifaka karşı bir “Avrasya Kalkanı” işlevi görmektedir. Bu jeo-ekonomik ağırlık, küresel finansal mimarideki dolar hegemonyasına karşı alternatif bir finansal kalkan inşasıyla tahkim edilmektedir. Örgüt bünyesinde yerel para birimleriyle ticaret oranının artırılması, SWIFT sistemine alternatif ulusal ödeme sistemlerinin (Rusya’nın SPFS ve Çin’in CIPS mekanizmaları) entegrasyonu ve ŞİÖ Ortak Kalkınma Bankası’nın kurulması yönündeki somut adımlar, jeo-ekonomik bağımsızlığın temel taşlarıdır.
Çin’in CIPS ve Rusya’nın SPFS sistemleri, Batı kontrolündeki SWIFT hegemonyasına küresel ölçekte kısa vadede tam bir yıkıcı darbe vuramasa da, yaptırım kıskacındaki aktörler için sığınılabilir “finansal paralel evrenler” yaratmıştır. Bu de-dolarizasyon hamlesi, likidite ve küresel yaygınlık sınırlarına rağmen doların silah olarak kullanılmasını engelleyen caydırıcı birer mekanizmaya evrilmektedir. Benzer şekilde, Batı’nın ŞİÖ koridorlarını kesintiye uğratmak amacıyla jeopolitik bir panzehir olarak ileri sürdüğü IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru) projesi, Ortadoğu’daki kronik istikrarsızlıklar ve kırılganlıklar nedeniyle ŞİÖ’nün Kuşak&Yol ve Kuzey-Güney lojistik hatları üzerindeki mutlak hakimiyetini kırabilecek somut bir kesinti potansiyeline henüz ulaşamamaktadır.
Çin-Rusya İlişkilerinin Sınırları ve Orta Asya Nüfuz Rekabeti
ŞİÖ içindeki bu devasa jeo-ekonomik yürüyüşe rağmen, Pekin ve Moskova arasındaki “sınırlandırılmamış ortaklık” kendi içinde yapısal sınırlara sahiptir. Moskova, Orta Asya’yı geleneksel “arka bahçesi” ve arkaik güvenlik hinterlandı olarak korumak isterken; Pekin, Kuşak ve Yol hamleleriyle bölgenin birincil ekonomik hâkimi konumuna yükselmiştir. Bu örtülü nüfuz rekabeti, ŞİÖ’nün kurumsal geleceğinde iki başat aktör arasında sessiz bir çekişme alanı yaratmaktadır. Rusya, örgütü Batı karşıtı askeri-stratejik bir savunma kalkanına dönüştürme eğilimindeyken; Çin, küresel pazarlarla entegrasyonunu dinamitlemeyecek ticaret odaklı bir yapı kurgulamaktadır. Orta Asya’daki bu nüfuz paylaşımı ve vizyon ayrılığı, örgütün NATO tipi homojen bir askeri ittifaka dönüşmesini engelleyen en büyük iç bariyerdir. Bu durum, ŞİÖ’yü çok kutupluluğun esnek bir müzakere platformu olarak tutmaya zorlamaktadır.
Gelecek projeksiyonlarında Çin’in finansal üstünlüğü ile Rusya’nın bölgedeki güvenlik tekelinin çatışması kaçınılmazdır. Pekin’in Orta Asya’da özel güvenlik şirketleri üzerinden askeri varlık gösterme arayışları, Moskova’nın kırmızı çizgilerini zorlayacak ve ŞİÖ içindeki kurumsal karar alma mekanizmalarını kilitleyebilecektir. Öngörümüz, bu iki devin birbirini doğrudan karşıya almaktan kaçınacağı ancak Orta Asya ülkelerini “sessiz bir ekonomik kolonizasyon” ile “geleneksel askeri korumacılık” arasında sıkıştıracağı yönündedir. Bu rekabet, kuvvetle muhtemel, ŞİÖ’nün küresel bir blok olmasını engelleyerek onu bölgesel dengeleri koruma misyonuna hapsedecektir.
Batı Blokunun Söylemleri ve Üye Ülkelerin Stratejik Yaklaşımları
Bu finansal ve stratejik tahkimat, hiç kuşkusuz Batı bloku tarafından yakından ve endişeyle takip edilmektedir. Nitekim ABD ve AB, ŞİÖ’yü demokratik değerlere meydan okuyan, revizyonist ve otokratik bir “anti-Batı cephesi” olarak kodlayan resmi söylemler geliştirmektedir. G7 ve AB zirvelerinde, ŞİÖ’nün genişlemesi “küresel statükoya tehdit” olarak nitelendirilmekte; transatlantik ittifak bu yükselişe karşı Hindistan’ı yanına çekmeye çalışan G20 formatlarını, alternatif altyapı projelerini (IMEC) ve Orta Asya’ya yönelik “C5+1” diplomatik hamlelerini ileri sürseler de, “Yeni Büyük Oyun” bağlamındaki bu artan ilgi ŞİÖ’nün kurumsal yürüyüşünü durduramamaktadır.
Üye ülkelerin bu gerilimli dekora yönelik stratejik yaklaşımları ise monolitik olmaktan uzaktır. Rusya ve İran, örgütü tamamen Batı karşıtı radikal bir bloklaştırma aracı olarak konumlandırmak isterken; Çin, küresel pazarlarla bağlarını koparmadan ekonomik liderliğini pekiştirecek daha yumuşak ve kapsayıcı bir hegemonya stratejisi izlemektedir. Hindistan ise Batı ile güvenlik ortaklığını sürdürürken Avrasya’da dışlanmamak adına ŞİÖ içinde “frenleyici ve dengeleyici” bir rasyonaliteyle hareket etmektedir. Orta Asya cumhuriyetleri ise bu devasa güç savaşı arasında ezilmemek için çok vektörlü diplomasiye sarılmakta, ŞİÖ’yü egemenliklerini koruma ve ekonomik faydayı maksimize etme alanı olarak değerlendirmektedir.
ŞİÖ, AB veya NATO’nun Muadili mi?
ŞİÖ kesinlikle bir “Doğu NATO’su” veya “Asya AB’si” değildir ve gelecekte de bu tür homojen bir entegrasyon modeline dönüşmesi beklenmemelidir. NATO, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. Maddesi temelinde kolektif savunma ilkesine dayanan, ortak bir askeri komuta yapısı olan ve üyelerini tek bir düşman algısı etrafında birleştiren “tehdit merkezli” katı bir ittifaktır; oysa ŞİÖ’nün ortak bir askeri savunma taahhüdü olmadığı gibi, üyeleri arasında çözülmemiş sınır sorunları ve derin jeopolitik güvensizlikler mevcuttur. Diğer taraftan Avrupa Birliği (AB), egemenliğin ulusüstü ortak kurumlara devredildiği, ortak pazar ve tek para birimi gibi derin yapısal entegrasyonları barındıran bir entegrasyon modelidir. ŞİÖ ise “ulusal egemenliğin mutlak korunması” ve “iç işlerine müdahale etmeme” ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olduğundan ulusüstü bir irade geliştirmekten ve gümrük birliği gibi derin ekonomik bağlar kurmaktan yapısal olarak uzaktır.
ŞİÖ: Çok Kutupluluğun Jeopolitik Sigortası
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse; ŞİÖ, Batı merkezli hegemonik nizamı askeri güç yoluyla topyekûn yıkmayı hedefleyen monolitik ve agresif bir savaş paktı değildir. Aksine, transatlantik ittifakın küresel sistemde bıraktığı kurumsal, ekonomik ve stratejik boşlukları dolduran, Avrasya’nın devasa yerel potansiyelini küresel vesayetten korumaya çalışan “post-hegemonik bir koalisyondur”.
25 yıllık tarihsel birikimi, örgütün yapısal iç çelişkilere, Çin-Rusya arasındaki örtülü nüfuz rekabetine, Hindistan’ın denge arayışlarına ve finansal sistem entegrasyonundaki teknik kısıtlılıklara rağmen kalıcı bir çekim merkezi olarak kalmayı başardığını göstermektedir. ŞİÖ, katı hiyerarşik ittifaklar yerine esnek bağlantısallığı, mutlak egemenlik haklarını ve çok vektörlü diplomasiyi savunan yapısıyla Küresel Güney için meşru bir alternatif sunmaktadır. Enerji koridorlarının güvenliği, alternatif ödeme mekanizmaları ve lojistik hatların tahkimi konusundaki somut adımları, yapıyı küresel istikrarın kurucu unsurlarından biri yapmaktadır.
Diğer taraftan, gelecek projeksiyonları bağlamında örgüt, yapısal ikilemleriyle yüzleşmek zorundadır. Jeopolitik öngörüler, ŞİÖ’nün önümüzdeki on yılda iki farklı senaryoya evrilebileceğini göstermektedir: İlk senaryoda, Çin ve Rusya arasındaki rekabetin derinleşmesi ve Hindistan’ın veto gücü örgütü kurumsal bir felce sürükleyebilir ve yapıyı etkisiz bir tartışma kulübüne dönüştürebilir. İkinci ve daha güçlü senaryoda ise, Batı’nın artan ekonomik baskıları karşısında ŞİÖ, üye devletlerin pragmatik çıkarları doğrultusunda genişleyerek gevşek ama kırılmaz bir “Avrasya ekonomik blokuna” dönüşebilir. Gelecekte kurumsal kimliğini askeri veya tam siyasi entegrasyona taşıyamayacak olsa dahi, Batı dışı dünyayı finansal ve lojistik açıdan tahkim etmeyi sürdürecektir. Bu esnek direnç yapısı, küresel kriz anlarında sığınılacak işlevsel bir liman yaratmaktadır. Dolayısıyla ŞİÖ, transatlantik dünyaya tam bir uyum vaat etmese de, inşa halindeki yeni uluslararası düzende, belli bir dönem için, Batı dışı dünyayı bir arada tutan en kritik jeopolitik sigorta olarak karşımıza çıkmaya devam edecektir.
