Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) kuruluşunun çeyrek asrı vesilesiyle Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te kabul edilen “25. Yıldönümü Bişkek Deklarasyonu”, örgütün basit bir sınır güvenliği forumu olmaktan çıkarak, Batı hegemonyasına alternatif küresel bir siyasi, askeri ve ekonomik çekim merkezine dönüştüğünü tescillemektedir. Bu kapsamda ANKASAM’da yayımlanan “Post-Hegemonik Eksen ve Avrasya Kalkanı: 25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Jeopolitik Geleceği” başlıklı analizimdeki öngörüler; örgütün askeri-lojistik esnekliğe ulaşması, CPEC üzerinden küresel emsaller üretmesi, Orta Koridor’un güvenlik mimarisine eklemlenmesi ve kurumsal bir asimetrik kalkan inşa etmesiyle tam anlamıyla doğrulanmıştır.
1996 yılındaki “Şanghay Beşlisi” sürecinden bu yana geçen ve bundan ötürü aslında 30 yıllık tarihsel kurucu iradeyi temel alan bu yeni dönem, örgütü küresel güç dengelerinde revizyonist bir kutup haline getirmiştir. Bu kapsamda Bişkek kararları, örgütün yapısal sınırlarını zorlarken bir yandan da içsel fay hatlarını çok boyutlu küresel iddialarla dengeleme çabasını ortaya koymaktadır.
Bu kapsamlı analiz; zirvenin jeopolitik kodlarını, içsel kırılganlıklarını, Çin-Rusya dengesini, Batı dünyasının ve NATO’nun kurumsal tepkilerini ve “Yeni Büyük Oyun” üzerindeki yansımalarını kapsamlı ve derinlemesine bir vizyonla ele almaktadır.
Bişkek Deklarasyonu’nun Şifreleri: Derinleşme ve “Kurumsal Kalkan”
Bişkek Zirvesi’ni kendisinden önceki zirvelerden ayıran en temel fark, örgütün kontrolsüz coğrafi genişleme politikasını askıya alarak, kendi içine dönük kurumsal kurallara dayalı derinleşme ve reform aşamasına geçmiş olmasıdır. Zirvede liderler tarafından imzalanan 28 stratejik belge ve oybirliğiyle kabul edilen “ŞİÖ Şartı’ndaki Değişiklikler Protokolü”, hantal yapının daha esnek, hızlı karar alabilen ve kriz anlarında anında operasyonel reaksiyon gösterebilen kurumsal bir kimliğe bürünmesini amaçlamaktadır.
Zirvenin getirdiği somut kurumsal yenilikler örgütün güvenlik odaklı derinleşme eğilimini netleştirmektedir. Bişkek’te kurulan “Sınır Aşan Organize Suçlarla Mücadele Merkezi”, Taşkent’te yeniden yapılandırılan “Güvenlik Tehditleriyle Mücadele Evrensel Merkezi” ve Duşanbe’de tam yetkiyle faaliyet gösterecek olan “Uyuşturucuyla Mücadele Merkezi”, örgüte kolektif bir asimetrik kalkan işlevi kazandırmaktadır.
Bu üçlü kurumsal yapılanma, üye ülkelerin istihbarat paylaşımını tek bir çatı altında birleştirirken, bölgesel radikalizm, ayrılıkçılık ve terörizm sarmalına karşı yasal bir koruma duvarı örmektedir. Bu entegrasyon hamleleri, “Post-Hegemonik Eksen ve Avrasya Kalkanı: 25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Jeopolitik Geleceği” başlıklı analizimdeki örgütün yapısal dağınıklıktan sıyrılarak post-hegemonik düzende operasyonel ve askeri-siyasi bir “Avrasya Kalkanı” inşa edeceği tespitiyle birebir örtüşmektedir. Bu bağlamda ŞİÖ artık sadece deklarasyon yayımlayan bir liderler zirvesi değil, kendi güvenliğini hukuki ve operasyonel kurumsal mekanizmalarla tahkim eden, sınır aşan tehditleri kendi coğrafyasında asimile etmeyi hedefleyen çok boyutlu bir savunma ve istihbarat bloku hüviyetine kavuşmaktadır.
Devlerin Dengesi: Çin, Rusya ve Hindistan’ın Örtüşen-Ayrışan Çıkarları
ŞİÖ’nün kurucu ve lokomotif aktörleri olan Çin ve Rusya, örgütün küresel misyonu, genişleme stratejisi ve nihai hedefleri konusunda stratejik bir işbirliği içinde görünseler de arka planda derin taktiksel ve vizyoner ayrışmalar yaşamaktadır. Kuşkusuz her iki küresel güç de ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya düzenine, tek taraflı yaptırımlara meydan okuma ve Küresel Güney’i kendi arkalarında konumlandırma hedefinde tam bir oydaşma içindedir. Ancak bu hedeflere ulaşmak için kullandıkları jeopolitik araçlar ve ŞİÖ’ye biçtikleri yapısal roller kökten farklılaşmaktadır.
Rusya, Batı yaptırımları ve Ukrayna’da yürüttüğü uzun soluklu yıpratma savaşı nedeniyle ŞİÖ’yü Batı blokuna, NATO’ya karşı doğrudan askeri-siyasi bir cephe, kolektif bir savunma paktı ve anti-Batı ittifakı olarak konumlandırmak istemektedir. Moskova, örgüt üzerinden askeri ittifak mesajı vererek diplomatik izolasyonu kırmayı amaçlasa da Bişkek Deklarasyonu Rusya’nın Ukrayna savaşına açık bir askeri ya da siyasi destek vermekten kaçınmış, savaşı “bölgesel bir kriz” olarak sınırlı tutmuştur.
Buna karşın Çin, ŞİÖ’yü Batı ile açık bir askeri çatışma alanına dönüştürmekten titizlikle kaçınmakta, örgütü kendi küresel Kuşak ve Yol Girişimi’ni güvence altına alan bir ekonomik koridor, pazar entegrasyonu ve enerji güvenliği aracı olarak kurgulamaktadır. Pekin, Bişkek’te yapay zekâ, dijital çözümler, gümrük muafiyetleri ve kurulması planlanan ŞİÖ Kalkınma Bankası hamleleriyle kendi finansal ve teknolojik ajandasını örgüte tam anlamıyla entegre etmeyi başarmıştır. Çin’in bu ekonomik ağırlığı, Rusya’nın Orta Asya’daki geleneksel askeri arka bahçesini ekonomik olarak domine etmesi anlamına gelmekte ve iki dev arasında örtülü bir nüfuz mücadelesini körüklemektedir.
Bu ikili denkleme sonradan dahil olan Hindistan ise örgütün en nevzuhur ve karmaşık aktörüdür. Yeni Delhi; Batı karşıtı radikal bir bloka dönüşmesini istemediği ŞİÖ’yü, Orta Asya enerji pazarlarına erişim ve Avrasya diplomasisinde “Çin-Pak Paktı”nı dengeleme aracı olarak kullanmaktadır. Rusya ile tarihsel savunma bağlarını korurken, Çin’in Kuşak ve Yol hegemonyasına karşı örgüte mesafeli durarak dengeleyici bir strateji gütmektedir. Dahası Hindistan’ın ABD liderliğindeki QUAD üyeliği, Çin’i çevreleme amacı taşıdığından ŞİÖ’nün kolektif güvenlik ilkeleriyle açık bir yapısal çelişki oluşturmaktadır. Moskova ise Pekin’in örgüt içindeki ezici ekonomik ve siyasi hegemonyasını dengelemek adına Yeni Delhi’yi çok taraflı bir diplomatik kaldıraç olarak kullanmakta, bu sayede ŞİÖ’nün tamamen Çin merkezli bir yapıya evrilmesini engellemeye çalışmaktadır.
ABD ve İsrail ile bölgede açık bir çatışma dinamiği içinde olan İran ise ŞİÖ’den Batı yaptırımlarına karşı ekonomik ve lojistik bir can simidi elde etmiştir. Ancak örgüt, Tahran’ın Washington’a karşı radikal ve anti-Batıcı bir askeri pakt oluşturma hedefine geçit vermeyerek Çin’in rasyonel ve ekonomik tabanlı küresel denge stratejisini korumuştur.
İçsel Fay Hatları: Bölgesel Çatışmalar, “Çin-Hindistan” ve “Pakistan-Hindistan” Kırılganlığı
Örgütün bünyesinde barındırdığı iki nükleer güce sahip ezeli rakip Pakistan ve Hindistan arasındaki kronik ihtilaflar, ŞİÖ’nün küresel bir aktör olmasının önündeki en büyük yumuşak karnı ve yapısal engeli olmayı sürdürmektedir. Bişkek Zirvesi’nde, iki ülke arasında doğrudan askeri bir çatışmayı, sınır ihlallerini veya Keşmir krizini önlemeye dönük radikal, bağlayıcı yeni bir kurumsal mekanizma resmi olarak deklarasyona dahil edilememiştir.
Örgüt içindeki içsel fay hatları sadece İslamabad-Yeni Delhi hattıyla sınırlı değildir; Çin ve Hindistan arasında Himalayalar’daki Ladakh bölgesinde yaşanan egemenlik ve sınır çatışmaları (Aksay Çin ve Arunachal Pradeş krizleri), Yeni Delhi’nin örgüt içindeki kararlara şerh koymasına ya da Çin’in ekonomik hegemonyasını baltalamasına yol açmaktadır. Hindistan, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na (CPEC) kendi egemenlik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle açıkça karşı çıkmakta ve ŞİÖ içindeki Çin merkezli ekonomik entegrasyon projelerine mesafeli durmaktadır.
ŞİÖ, üye devletlerin birbirleriyle savaşmasını engelleyen örtülü bir diplomatik zemin sunsa da kurumsal bir çatışma çözme mekanizmasından yoksundur. Dönem başkanlığının Kırgızistan’dan Pakistan’a devredilmesi ve Lahor’un örgütün yeni turizm başkenti ilan edilmesi gibi sembolik adımlar, Hindistan Başbakanı Modi ile Pakistan kanadı arasında örtülü bir diplomatik esneklik yaratmış olsa da yapısal sorunlar çözülmediği için bu içsel krizler, ilerleyen süreçte örgüt içi derin bir diplomatik felce, veto savaşlarına ve stratejik çıkar çatışmalarına yol açma potansiyelini bünyesinde taşımaktadır.
Batı Dünyası, NATO ve Müttefiklerinin Tepkisi: “Eksen Kayması”ndan Jeopolitik Tehdide
Bişkek’te alınan kararlar ve yayımlanan bildirideki meydan okumalar; ABD, Avrupa Birliği (AB), Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dan oluşan Batı ittifak sisteminde ciddi bir teyakkuz, stratejik endişe ve tepki dalgası yaratmıştır. Batı başkentleri, Belarus’un tam üyeliğe kabul edilmesi ve İran gibi anti-Batı ekseninin radikal aktörlerinin sisteme dahil edilmesiyle iyice tahkim edilen ŞİÖ’yü artık salt bir “bölgesel işbirliği platformu” değil, uluslararası kurallara dayalı liberal küresel düzeni yıkmayı ve revize etmeyi hedefleyen açık bir jeopolitik blok olarak okumaktadır.
Bu bağlamda Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Bişkek Zirvesi’ni yakından takip ederek kurumsal bir tehdit algılaması geliştirmiştir. NATO, ŞİÖ’nün Çin-Rusya ortaklığı eliyle transatlantik güvenliğine karşı asimetrik bir meydan okuma alanı oluşturduğunu, özellikle Belarus ve Rusya’nın Doğu Avrupa’daki askeri entegrasyonunu ŞİÖ şemsiyesi altında meşrulaştırmaya çalıştığını değerlendirmektedir. NATO, bundan sonraki süreçte Doğu Kanadı’nı daha da tahkim etme, Karadeniz ve Baltık hatlarında askeri varlığını artırma ve ŞİÖ’nün yayılmacı askeri diplomasisine karşı Hint-Pasifik ortakları (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) ile küresel ortaklık mekanizmalarını devreye sokma stratejisini geliştirecektir.
Bişkek kararları metinde doğrudan isim zikredilmese de NATO’nun küresel genişleme stratejisini, ABD’nin tek taraflı ekonomik yaptırımlarını ve Batı merkezli SWIFT gibi finansal blokaj mekanizmalarını doğrudan hedef almaktadır. Seul ve Tokyo, ŞİÖ’nün Çin ve Rusya liderliğinde Kuzey Kore ekseniyle asimetrik lojistik bağlar kurmasından endişe ederken; Avustralya ise örgütün Asya-Pasifik hinterlandına doğru genişleme niyetini kendi kıtasal güvenliğine doğrudan tehdit olarak algılamaktadır.
Bu genişleme eğilimi, ABD liderliğindeki Hint-Pasifik mimarisini de doğrudan sarsmaktadır. Bişkek kararları, bölgedeki deniz güvenliğini tahkim etmeyi amaçlayan QUAD (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya) ve askeri-teknolojik bir blok olan AUKUS (Avustralya, İngiltere, ABD) yapıları için karşıt bir karasal cephe anlamına gelmektedir. ŞİÖ’nün kurumsal kalkanı, QUAD bileşeni Hindistan’ı içeriden esnetirken, AUKUS’un Asya-Pasifik’teki çevreleme stratejisine de Avrasya’nın derinliklerinden lojistik ve nükleer caydırıcılık temelli asimetrik bir yanıt üretmektedir.
Pakistan’ın Stratejik Hamleleri: Keşmir ve CPEC
Dönem başkanlığını devralan Pakistan’ın Keşmir krizini ŞİÖ gündemine taşıma potansiyeli bazı çevreler tarafından gündeme getirilmektedir. Fakat örgütün tüzüğünde yer alan “ikili anlaşmazlıkların örgüt gündemine getirilmemesi” kuralı ve Çin ile Rusya’nın Hindistan’ı küstürmemek adına takındığı mesafeli tutum, Pakistan’ın bu olası hamlesinin önündeki en büyük bariyerlerdir. Ayrıca, Yeni Delhi’nin İslamabad’ın bu yöndeki en ufak bir kurumsal hamlesini veto mekanizmalarıyla kilitleyeceği de göz ardı edilmemelidir.
Diğer taraftan Pakistan, dönem başkanlığı boyunca CPEC güvenliğini artırmak için de ek adımlar atabilir. Bu kapsamda İslamabad; ayrılıkçı militanlara karşı ŞİÖ Terörle Mücadele Merkezleri ile ortak istihbarat paylaşımını derinleştirmeyi, Çinli personeli koruyacak özel askeri güvenlik tugaylarını tahkim etmeyi ve hat boyunca dijital sınır güvenlik sistemlerini devreye sokmayı planlayabilir. Ancak kurulması muhtemel Pakistan-Çin ortak askeri komuta yapısının operasyonel sınırları, Pakistan’ın egemenlik hassasiyetleri ve Çin ordusunun ülke topraklarında doğrudan muharip güç konuşlandırmasının anayasal engelleri nedeniyle sınırlı kalmaya mahkûm görünmektedir. Dolayısıyla bu mekanizma yapısal olarak operasyonel kontrolden ziyade, istihbarat, ortak lojistik planlama ve kriz koordinasyonu düzeyinde işlev görebilir.
CPEC’teki bu karmaşık egemenlik sınırları, Çin’in denizaşırı askeri üs politikası için de kritik bir ŞİÖ emsali oluşturmaktadır. Pekin, Gwadar gibi stratejik limanlarda tam askeri egemenlik kurmak yerine, ŞİÖ’nün “ortak güvenlik” şemsiyesini kullanarak, ev sahibi ülkenin egemenliğine saygılı, lojistik tabanlı koruyucu üs esnekliğinin Batı tarzı müdahaleciliğe meşru bir alternatif olduğunu göstermek isteyebilir. Nitekim Çin, ŞİÖ modelindeki bu meşruiyet zeminini Afrika Boynu (Cibuti) ve Basra Körfezi’ndeki liman stratejilerine tahvil etmektedir. Pekin, ŞİÖ ilkeleriyle uyumlu “güvenlik sağlayıcı rasyonel ortak” imajı sayesinde, bölge ülkelerinin Batılı üslere duyduğu egemenlik endişelerini asimile ederek ticari limanları örtülü lojistik askeri odaklara dönüştürebilir.
“Yeni Büyük Oyun” ve Gelecek Senaryoları
Bişkek Deklarasyonu ile kurumsal tahkimatını tamamlayan ŞİÖ, kalbinin Avrasya coğrafyası olduğu “Yeni Büyük Oyun”un seyrini ve hızını kökten değiştirmektedir. Kararlar ve üye devletlerin pozisyonları ışığında önümüzdeki döneme dair karşımıza çıkabilecek üç güçlü jeopolitik senaryo bulunmaktadır.
İlk senaryo, Çin’in teknolojik-ekonomik gücü ile Rusya’nın askeri-stratejik caydırıcılığının birleşerek, yerel para birimleriyle ticaret, ortak enerji hatları ve yeni kurulan güvenlik merkezleri üzerinden Batı yaptırımlarına tamamen bağışıklık kazanmış alternatif bir küresel sistemin, yani “Avrasya Kalkanı Bloku”nun tam anlamıyla tahkim edilmesidir. Bu senaryoda ŞİÖ, Batı merkezli finansal ve askeri sisteme paralel, kendi IMF’sini ve savunma konseptini üreten devasa bir kutup haline gelmektedir (bkz. Post-Hegemonik Eksen ve Avrasya Kalkanı: 25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Jeopolitik Geleceği).
İkinci senaryo ise “İçsel Rekabet ve Yapısal Felç” durumudur; Hindistan-Pakistan çatışmasının Keşmir üzerinden yeniden alevlenmesi, Çin-Hindistan sınır savaşlarının tırmanması ya da Çin’in Orta Asya’daki agresif ekonomik hegemonyasının Rusya’nın tarihsel nüfuz alanını (arka bahçesini) tehdit etmesi sonucu örgütün karar alma mekanizmalarının kilitlenmesi ve yapının işlevsizleşmesidir.
Üçüncü ve en dengeli senaryo ise “Bölgesel Sahiplenme ve Jeo-Ekonomik Geçiş Alanı” modelidir. Bu modelde, Türkiye ve Orta Asya devletlerinin diplomatik ağırlığıyla örgüt, katı bir Batı karşıtı ideolojik cephe olmaktan çıkarılarak, Doğu ile Batı arasında enerji, teknoloji ve lojistik koridorlarının rasyonel biçimde yönetildiği, küresel kapitalist sistemle entegre fakat özerk bir ortaklık zeminine dönüştürülür.
Bu senaryolar, “Yeni Büyük Oyun”da taşların yerinden oynadığını ve Avrasya’nın artık pasif bir coğrafya değil, küresel oyun kurucu bir merkez olduğunu kanıtlamaktadır.
Sonuç: 25+5 Yıllık Kurucu İradenin Başarı Muhasebesi
Şanghay İşbirliği Örgütü’nün resmi olarak 25. kuruluş yılı kutlanırken, aslında 1996 yılındaki “Şanghay Beşlisi” sürecinden bu yana kesintisiz olarak devam eden 30 yıllık tarihsel kurucu irade, sınamalar ve birikim asla ıskalanmamalıdır. Örgütün aktörler bazlı şekillenen ve otuz yıllık tecrübelerden geçerek bugüne ulaşan tarihsel evrimi dikkate alındığında, ŞİÖ’nün küresel siyasette son derece başarılı, esnek ve dirençli bir performans sergilediği rahatlıkla söylenebilir. Başlangıçta yalnızca Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya’daki sınır anlaşmazlıklarını ve güvenlik vakumunu çözmek amacıyla kurulan geçici bir bölgesel platform, bugün dünya nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını, küresel coğrafyanın üçte birini ve dünya GSYH’nin yaklaşık dörtte birini temsil eden devasa bir post-hegemonik güç odağına dönüşmüştür.
Bişkek Zirvesi ve bu zirvede kabul edilen deklarasyon, “Post-Hegemonik Eksen ve Avrasya Kalkanı: 25. Yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Jeopolitik Geleceği” başlıklı analizimde formüle edilen ve kavramsallaştırılan “Post-Hegemonik Eksen” ve “Avrasya Kalkanı” teorilerinin soyut birer iddiadan ibaret olmadığını; aksine Avrasya coğrafyasının kendi kurumsal savunma kalkanını, finansal alternatiflerini ve yeni küresel yönetişim kurallarını büyük bir kararlılıkla inşa ettiğini tüm dünyaya ilan etmiştir. ŞİÖ; içindeki Hindistan-Pakistan çelişkilerine, devler arası örtülü rekabete ve hantal yapı eleştirilerine rağmen, Batı merkezli tek kutuplu dünyaya karşı en organize, en kalıcı ve jeopolitik olarak en ağırlıklı alternatif şemsiye olduğunu bu 30 yıllık olgunlaşma dönemiyle kanıtlamış durumdadır.
