Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Azerbaycan’ın genişleyen C6 formatına katılımını, Avaza Zirvesi’nde öne çıkan bölgesel ekonomik işbirliği girişimlerini ve bu sürecin uzun vadeli bölgesel bütünleşmeye sağlayabileceği katkıları değerlendirmek üzere Topchubashov Merkezi ve Nightingale Intelligence Kurum Dışı Araştırmacısı Joseph Shumunov ile gerçekleştirdiği röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.
1. 8 Ekim 2026 tarihinde düzenlenen Avaza Zirvesi, beş Orta Asya ülkesini ve Azerbaycan’ı bir araya getirdi. Altı lider, Ortak Bildiri ile İstişare Toplantısı’nın düzenleyici belgelerine ilişkin kararı imzaladı. Sizce bu kararlar, genişleyen istişare formatının geleceği ve bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi açısından ne ölçüde önem taşımaktadır?
Her şeyden önce, elbette Azerbaycan’ın daha önce C5, artık ise C6 olarak anılan formata resmen katılması ve tam üye olarak yer alması öne çıkmıştır. Pek çok analist bu gelişmenin yaklaştığını biliyor ancak bunun resmiyet kazanmasını bekliyordu. Bu katılım aslında iki yönlü bir sürece işaret etmektedir. Bir yandan Azerbaycan, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in on yılı aşkın süredir dile getirdiği, özellikle Avrupa’ya yönelik beklentilerinin karmaşık seyrini koruduğu bir dönemde Bakü’nün Orta Asya’ya yönelme ihtiyacını ve isteğini kurumsal bir zemine taşımaktadır. Diğer yandan, daha önce ağırlıklı olarak bölge içi bir istişare mekanizması olan C5, artık bölgeler arası bir yapı niteliği kazanmıştır. Çünkü yeni üyesiyle birlikte format Hazar’ın ötesine, Kafkasya’ya uzanmıştır. Azerbaycan’ın diğer üyelerle birlikte bir Orta Asya devleti olarak değerlendirilip değerlendirilmemesi, üyeliğinin resmen ne anlama geldiğinden daha az önemlidir. Uygulamada bu yapı artık bölgeler arası bir nitelik taşımaktadır. Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov’un “Orta Asya-Hazar Denizi-Güney Kafkasya-Avrupa koridoru” ifadesi de bu değişimi açık biçimde yansıtmaktadır.
Ortak Bildiri ile düzenleyici belgelere ilişkin karar bu bağlamda önem taşımaktadır. Çünkü bu belgeler, genişleyen formata daha belirgin bir işbirliği zemini kazandırmaktadır. Azerbaycan’ın katılımı formatın coğrafi kapsamını genişletirken, söz konusu belgeler de bu daha geniş yapının nasıl işleyeceğinin çerçevesini oluşturmaya yardımcı olabilir.
Zirvenin bir diğer önemli yönü ise Türkmenistan’ın yalnızca ev sahibi olarak üstlendiği rol değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov döneminde ülkenin yeni bir yaklaşım sergilemesidir. Berdimuhamedov, Aşkabat’ın tarihsel olarak içine kapanık tutumundan uzaklaşmaya ve ticaretin genişletilmesi ile bölge ekonomilerinin dijitalleşmesinin desteklenmesi için gerekli altyapının oluşturulmasında komşu ülkelerle birlikte hareket etmeye hazır olduğunu ifade etmiştir.
Türkmenistan’ın geleneksel tarafsızlık politikası dikkate alındığında, Berdimuhamedov’un açılış konuşması alışılmışın dışında sade ve doğrudan bir üsluba sahipti. Ayrıca Aşkabat’ın geleneksel yaklaşımı düşünüldüğünde dikkat çekici biçimde, temel meselelerin ele alınmasında ortak bir yaklaşım benimsenmesi yönünde güçlü bir çağrı içermekteydi.
2. Zirve sırasında Özbekistan, ortak yatırım projelerini destekleyecek mekanizmaların yanı sıra “altı ekonomi, tek ürün” yaklaşımını önerdi. Sizce bu girişimler, bölgesel değer zincirlerinin geliştirilmesine ve ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesine nasıl katkı sağlayabilir?
Yaklaşık bir yıl önce C5 ülkeleri, Azerbaycan’la birlikte “Orta Asya’da Üretildi” başlıklı yeni bir bölgesel markalaşma stratejisi ortaya koymuş ve karşılıklı ticaret için 20 milyar dolarlık bir hedef belirlemişti. O tarihten bu yana bu hedefe daha da yaklaşılırken, “Orta Asya’da Üretildi” sloganı Bakü’de düzenlenen son CAMCA Bölgesel Forumu sırasında daha somut bir içerik kazanmıştır.
Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in “altı ekonomi, tek ürün” yaklaşımını bu adımların devamı olarak görüyorum. ABD, Avrupa Birliği ve Çin gibi ortaklar yatırım için Orta Asya’ya yönelirken hem 2025 yılında 12,3 milyar dolara ulaşan bölge içi ticarete yansıyan ticari “üretkenliği” hem de tanınabilir bir “ürün” görmek istemektedir. Başka bir deyişle, Orta Asya dünyanın geri kalanına nasıl bir kalite, kimlik ve çekicilik sunmaktadır? “Kore’de Üretildi”, “İtalya’da Üretildi” ya da “Almanya’da Üretildi” ifadelerini gördüğünüzde neyle karşılaşacağınız konusunda bir fikriniz olur. Orta Asya ülkeleri de benzer şekilde, doğal kaynaklar ve kıtalar arası ticaret alanlarında güçlü ve tanınabilir bir itibara sahip açık bir pazar oluşturmak istemektedir. Bölgenin kendine özgü alanı budur ve bunun için Orta Asya’yla özdeşleştirilebilecek akılda kalıcı bir ürün ya da kimlik gerekmektedir.
Ancak Mirziyoyev’in savunduğu yaklaşım markalaşmanın ötesine geçerek üretkenliğin artırılmasını da hedeflemektedir. Mirziyoyev ve diğer devlet başkanları ticaret engellerini düzenli biçimde ortadan kaldırmayı, sanayi işbirliğini genişletmeyi ve büyük ortak projeler başlatmayı amaçlamaktadır. Amaç, bölgesel değer ve tedarik zincirlerinin Orta Asya’yı adeta tek bir ekonomik yapı gibi birbirine bağlayacak şekilde işlemesini sağlamaktır. Ortak yatırım mekanizmaları ise birden fazla ekonomiyi birbirine bağlayan projelerde kaynakların bir araya getirilmesini ve maliyetlerle risklerin paylaşılmasını sağlayarak bu yaklaşıma somut bir temel kazandırabilir.
Bir ortak girişimde olduğu gibi, her üye kendi güçlü yönlerini ortaya koymakta ve belirli kazanımlar elde etmeyi amaçlamaktadır. Bu durum, devlet başkanlarının vurgularında da görülmüştür. Tacikistan Cumhurbaşkanı Rahman, sanayi kapasitesi bölgedeki diğer ülkelere kıyasla daha sınırlı olan ülkesi açısından sanayi işbirliğine öncelik vermiştir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev, ülkesinin tedarik zincirlerini çeşitlendirme hedefi doğrultusunda sınır ötesi ticaretin genişletilmesini vurgulamıştır. Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov ise daha küçük ve kademeli biçimde sanayileşen ülkelerden biri açısından öncelik taşıyan karşılıklı saygının altını çizmiştir. Asıl mesele, bu farklı öncelikleri ortak bir bölgesel ürünün sürdürülebilmesini sağlayacak ölçüde birbirini tamamlar hâle getirmektir.
3. Avaza Zirvesi’nin ötesine bakıldığında, katılımcı ülkelerin ekonomik önceliklerinin sürdürülebilir ve uzun vadeli işbirliğine dönüştürülmesini hangi mekanizmalar destekleyebilir?
Azerbaycan ile bazı Orta Asya ülkeleri arasındaki işbirliği, Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla hâlihazırda devam etmektedir. Bu yapı, Bakü’nün Orta Asya’yla entegrasyonunu derinleştirmesi ve Orta Asya ülkelerinin Azerbaycan’ın ticaret ve bağlantısallık ağlarından daha fazla yararlanması için önemli bir zemin sunmaktadır.
Bence bu önceliklerin kalıcı işbirliğine dönüştürülmesinde en kritik mekanizma, özellikle Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı uzun vadeli Batı yatırımlarıdır. C5, Trump yönetiminin Orta Asya’da yürüttüğü yoğun temaslar ve girişimler nedeniyle C5+1 formatıyla yakından ilişkilendirilir hâle gelmiştir. Trump’ın Bakü’yle ilişkileri güçlendirmesi dikkate alındığında, Azerbaycan’ın genişletilmiş bölgesel yapıya dâhil edilmesinin ABD yönetimi tarafından da olumlu karşılanması mümkündür.
Ancak Batı yatırımlarının önemi yalnızca sağlanan sermayeyle sınırlı değildir. Hem açık siyasi taahhütler hem de fiilî yatırımlar, Orta Asya ülkelerine birbirlerinin başarısında somut bir çıkar sağlayarak bölgeselleşmeyi daha ciddi biçimde ele almalarını teşvik edebilir. Dış yatırımlar ortak altyapıya, sanayi projelerine ve birbirine bağlı tedarik zincirlerine yönlendirildiğinde, işbirliği her devletin ekonomik açıdan sürdürmekte çıkarı olan bir yapıya dönüşür.
Bu nedenle sürdürülebilir yatırımlar, tek bir zirvede yapılan açıklamalardan daha büyük önem taşımaktadır. Batı’nın Avrasya’ya ve bölgenin bağlantısallık ağlarına daha kapsamlı biçimde yönelmesi, bu devletlere bölgesel taahhütlerini yerine getirmeleri için ek bir neden sunabilir. Buradaki fırsat, dışarıdan gelen ilgiyi uzun vadeli işbirliğini destekleyen içsel bir teşvike dönüştürmektir.

