Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İkinci Fergana Barış Forumu’nun önemini ve sınır ötesi ekonomik işbirliğine sunabileceği katkıları değerlendirmek üzere Orta Asya Stratejik Analiz, Diyalog ve Kalkınma Merkezi (CASCADD) Kıdemli Araştırmacısı Przemyslaw Ozierski ile gerçekleştirdiği röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.
1. 28-29 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen İkinci Fergana Barış Forumu, Ebedî Dostluk Hucend Deklarasyonu’nun ardından Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesine odaklandı. Forumun, Fergana Vadisi’nde bölgesel işbirliğinin daha da geliştirilmesi açısından taşıdığı önemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İkinci Fergana Barış Forumu’na katılmış ve tartışmaları yakından takip etmiş biri olarak Forumun önemli bir paradigma değişimine işaret ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Fergana Vadisi onlarca yıl boyunca daha çok sınır anlaşmazlıkları, yüksek nüfus yoğunluğu, kaynak rekabeti ve tarihsel gerilimler gibi sorunlar üzerinden ele alındı. Hucend Deklarasyonu, bu meselelerin çözümü için gerekli üst düzey siyasi iradeyi ortaya koydu. Ancak Forumun asıl önemi, bölgenin artık çatışmaları yönetme anlayışından ortak kalkınma ve bağlantısallık anlayışına doğru yöneldiğini açık biçimde göstermesidir.
Bu yılki organizatörleri, özellikle de süreci son derece başarılı biçimde yöneten Tacikistan Cumhurbaşkanlığına bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni ayrıca takdir etmek gerekir. Geçen yıl Forum’a ev sahipliği yapan Özbekistan’dan süreci devralarak başarılı biçimde sürdürdüler ve şimdi bir sonraki Forum için sorumluluğu Kırgızistan’a devretmeye hazırlanıyorlar. Ev sahipliğinin üç ülke arasında sırayla üstlenilmesine dayanan bu model son derece önemlidir. Çünkü üç ülkenin süreci ortak biçimde sahiplenmesini sağlayarak Fergana Barış Süreci’nin tek bir devletin projesi olarak değil, gerçekten ortak bir bölgesel kazanım olarak görülmesine katkıda bulunmaktadır.
Forum ayrıca üst düzey stratejik diyaloglarla #Yntymak Week gibi yerel düzeydeki girişimler arasında başarılı bir denge kurmuştur. Peacebuilding Hub ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan gayriresmî bir grubun öncülüğünde düzenlenen Yntymak Week, yalnızca Forum’a eklenen yan bir etkinlik değildi; ikinci günün merkezinde yer aldı. Sivil toplumu, gençleri, kadınları ve yerel toplulukları tartışmaların odağına taşıdı. Böylece siyasi anlaşmaların gerekli çerçeveyi oluşturduğu, ancak sürdürülebilir barışın nihayetinde toplumlar tarafından inşa edildiği gerçeğini ortaya koydu.
2. Forumda siyasi güvenin somut işbirliğine dönüştürülmesine özel önem verildi. Fergana Vadisi’nde bağlantısallığın ve ortak kalkınmanın güçlendirilmesi açısından sınır ötesi ekonomik işbirliğinin hangi alanları en büyük potansiyele sahiptir?
Siyasi güvenin somut işbirliğine dönüşebilmesi için karşılıklı bağımlılığın tüm taraflar açısından somut faydalar yarattığı alanlara odaklanmak gerekir. Forumdaki tartışmalara ve sahadaki kendi gözlemlerime dayanarak üç alanın özellikle büyük potansiyel taşıdığını düşünüyorum.
İlk olarak, lojistik süreçlerin uyumlaştırılması ve sınır bölgelerindeki yerel hareketliliğin kolaylaştırılması gerekmektedir. Sınırların belirlenmesi, bölgede günlük yaşamı doğrudan etkileyen yeni koşullar ortaya çıkarmıştır. Örneğin yerel bir taksi şoförü, yeni sınır düzenlemelerinin yerel ekonominin işleyişini nasıl köklü biçimde değiştirdiğini anlattı. Eskiden komşu bir köye kısa bir yürüyüşle ulaşılabilirken bugün aynı yolculuk uzun ve maliyetli bir güzergâha dönüşmüş durumda. Bu konu ertelenmemelidir, çünkü sınırın iki tarafı arasında geçmişte günlük hayatın doğal bir parçası olan etkileşimler, her yeni nesille birlikte giderek daha az hatırlanmaktadır. Bu nedenle yerel geçiş prosedürlerinin kolaylaştırılması ve ortak gümrük uygulamalarının geliştirilmesi önem taşımaktadır. İşbirliğini kolaylaştırmak ve maliyetini azaltmak, daha ileri ekonomik bütünleşmenin temelini oluşturacaktır. Yerel lojistiğin ötesinde, Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu’nun inşası da vadinin bağlantısallığı açısından önemli bir dönüm noktası olabilir ve bölgedeki ticaret ile ulaştırma imkânlarını genişletebilir. Ancak bu aynı zamanda önemli bir meseleyi de beraberinde getirmektedir: Fergana Vadisi’nin yalnızca küresel ticaret akışlarının içinden geçtiği bir transit koridor olarak kalmaması, kendi içinde bütünleşmiş ve güçlü bir ekonomik alan hâline gelmesi gerekmektedir.
İkinci alan, ortak sanayi ve tarım değer zincirlerinin geliştirilmesidir. Üç ülkenin sınır bölgeleri, aynı pazarlarda birbirleriyle rekabet etmekten ziyade birbirini tamamlayan karşılaştırmalı üstünlüklere sahiptir. Forumda, sınır bölgelerinde ortak üretim tesisleri ve özel ekonomik bölgeler kurulmasının taşıdığı potansiyel öne çıkarılmıştır. Kaynakların, uzmanlığın ve iş gücünün bir araya getirilmesiyle yerel işletmeler sınır ötesi tedarik zincirleri oluşturabilir, istihdamı artırabilir ve bölge ekonomisinin dış şoklara karşı daha dayanıklı hâle gelmesine katkı sağlayabilir. Forumdaki tartışmaların ötesinde, benim önereceğim bir diğer mekanizma ise Avrupa Birliği’nin deneyiminden yararlanan ve vadide mevcut ulusal girişimleri temel alan, coğrafi işaretler ile menşe temelli ürünlerin korunmasına yönelik üçlü bir çerçevenin oluşturulmasıdır. Böyle bir sistem, Margilan tekstil ürünleri ve geleneksel el sanatlarından kavun ve kuru meyve gibi tarım ürünlerine kadar bölgeye özgü ürünlerin korunmasını ve tanıtılmasını destekleyebilir; uygun olduğu durumlarda bu ürünler için sınır ötesi ortak tanımlama ve tescil imkânları da değerlendirilebilir. Bu tür bir işbirliği, bölgesel mirasın korunmasına, yerel ürünlerin pazardaki bilinirliğinin artırılmasına ve sınırın farklı taraflarındaki üreticiler için ortak ekonomik fırsatlar yaratılmasına katkı sağlayabilir.
Üçüncü alan ise yeşil ekonomi ve çevre güvenliğidir. Su yönetimi, iklim değişikliğine uyum ve ortak ekosistemlerin korunması gibi meseleler ulusal sınırlarla sınırlı değildir. Çevrenin korunmasını, bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybı olarak görüldüğü bir kaynak rekabeti şeklinde değil, ortak ekonomik fırsatlar yaratabilecek bir işbirliği alanı olarak ele almak daha derin bir bütünleşme için etkili bir başlangıç noktası olabilir. Ortak ekoturizm projeleri ve sürdürülebilir tarım uygulamaları buna örnek gösterilebilir. Komşu ülkeler ortak çevrelerini korumak için birlikte çalıştıkça aralarındaki güven güçlenebilir ve bu işbirliği zamanla diğer ekonomik alanlara da yayılabilir.
3. Önümüzdeki dönemde bölgesel yönetimlerin, uzman çevrelerinin ve yerel toplulukların dâhil olduğu girişimler, Fergana Vadisi’nde sağlanan ilerlemenin kalıcı hâle gelmesine ve uzun vadeli bölgesel işbirliğinin geliştirilmesine nasıl katkı sağlayabilir?
Fergana Vadisi’nde son dönemde kaydedilen ilerlemenin sürdürülebilmesi için, zaman zaman gerçekleştirilen diyalogların ötesine geçilerek kurumsallaşmış ve günlük hayata yansıyan işbirliği biçimlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Burada insan unsuru belirleyici öneme sahiptir. Örneğin tarihî Hucend Kalesi’ni ziyaret ettiğim sırada konuştuğum yerel bir usta, yeni işbirliği çerçevelerinin sonunda Oş’taki akrabalarını güvenli ve kolay bir şekilde ziyaret edebilmesine imkân tanımasını umduğunu anlattı. Geliştirilecek girişimlerin, insanların günlük yaşamlarına doğrudan dokunan bu tür somut beklentileri karşılayacak şekilde tasarlanması gerekmektedir.
Bunun için birbiriyle bağlantılı üç düzeyde hareket edilmelidir. Bölgesel yönetimler açısından öncelik, il düzeyinde kalıcı üçlü çalışma grupları oluşturarak işbirliğini kolaylaştıracak bir ortam yaratmak olmalıdır. Bu gruplar, ortaya çıkan yerel sorunlara büyümeden önce hızlı biçimde müdahale edebilir ve sınır yönetiminin doğal insani ve ekonomik ilişkileri engellemek yerine kolaylaştırmasını sağlayabilir. Uzman çevreleri açısından ise öncelik, ortak bir bölgesel bilgi birikimi oluşturmaktır. Ortak araştırma girişimlerinin ve üçlü akademik programların geliştirilmesi, hükümetlerin krizlere yalnızca tepki vermek yerine olası sorunları önceden öngörmesine yardımcı olacak kanıta dayalı politika önerilerinin hazırlanması açısından büyük önem taşımaktadır.
Son olarak, yerel topluluklar barış sürecinin yalnızca yararlanıcıları değil, aynı zamanda bu sürecin şekillenmesine doğrudan katkı sağlayan aktörler olarak görülmelidir. Bu yaklaşım hâlihazırda uygulamaya geçirilmektedir. Forumun hemen ardından, 30 Eylül 2026 tarihinde Deakin Üniversitesi’nden Dr. Leanne Kelly, CASCADD işbirliğiyle Hucend’de “Birbiriyle Bağlantılı Krizler Karşısında Toplumsal Dayanıklılık” başlıklı bir yuvarlak masa toplantısı düzenlemiştir. Toplantı, sivil toplum temsilcilerini ve yerel paydaşları bir araya getirerek toplulukların birbiriyle bağlantılı çoklu sorunları nasıl deneyimlediğini, bunlara nasıl karşılık verdiğini ve nasıl uyum sağladığını ele almıştır. Aynı zamanda Fergana Vadisi’ndeki değişimin ölçülmesine yönelik gelecekte yürütülecek araştırmalar için de bir temel oluşturmuştur. Bu tür yerel ağların güçlendirilmesi, konferans salonlarında oluşturulan barışın vadideki günlük yaşam içinde de kalıcı hâle gelmesine katkı sağlayacaktır.

