Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), küresel güvenlik, uluslararası hukuk, hibrit tehditler ve siber güvenlik politikalarının güncel tartışmaları çerçevesinde, uluslararası hukukun yeni teknolojiler, bilgi manipülasyonu ve dijitalleşen güvenlik ortamı karşısındaki dönüşümünü değerlendirmek amacıyla, Üsküp’teki General Mihailo Apostolski Askerî Akademisi’nden Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkiler Doçenti Vesna Poposka ile gerçekleştirdiği röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Sizce, silahlı çatışmalarda dron teknolojilerinin hukuka uygun kullanımını sağlamak için uluslararası hukuk nasıl gelişmelidir?
Teknolojik gelişmeler tarihsel olarak uluslararası hukukun evriminden daha hızlı ilerlemektedir. Bununla birlikte, belirli bir teknolojiye özgü somut normların bulunmaması, uluslararası hukukun uygulanmadığı anlamına gelmemektedir. Uluslararası hukukun temel ilkeleri ve özellikle Uluslararası İnsancıl Hukuk, çatışmaların gerçekleştiği alan ne olursa olsun tüm silahlı çatışma durumlarında uygulanmaktadır. Savaş, ister karada ister denizde ister uzayda ya da siber alanda yürütülsün, yine savaştır. Bu yaklaşım Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından teyit edilmiş ve Tallinn Manual 1.0 ile 2.0’da ortaya konan yorumlara yansıtılmıştır.
Aynı mantık Devlet Sorumluluğuna İlişkin Taslak Maddeler için de geçerlidir; kurallar geçerliliğini korumakta, ancak teknolojik olarak aracılanmış ortamlarda isnadın kanıtlanmasının zorlaşması nedeniyle uygulama daha karmaşık hâle gelmektedir. Bu nedenle farklı devletlerin ulusal politikaları ve uygulanmakta olan uluslararası hukuk çerçevesinde, dron ile yürütülen belirli operasyon türleri için vaka bazlı analizlere dayanan özel usuller geliştirilmelidir.
Küreselleşme ve tersine küreselleşme süreçleri, yeni aktörlerin ortaya çıkışı, statükonun yer değiştirmesi, yeni güvenlik tehditleri, toplumların bilgi ve diğer teknolojilere artan bağımlılığı, liberal değerlerdeki gerileme, demokratik süreçlerin görelileşmesi, uluslararası hukukun parçalanması, devletlerin zaman zaman hukukî boşluk alanlarını kendi konumlarını güçlendirmek için kullanması ve ulusal güç araçlarının yeniden tanımlanması gibi değişkenler de dikkate alınmalıdır.
Bu bağlamda yeni korunma nesneleri çerçevesinde uluslararası hukukun yorumlanmasına küresel süreçlerin etkisi belirleyici bir ara değişken niteliğindedir. Bu durum hem uluslararası düzenin hem de yaşamları buna bağlı olan insanların korunabilmesinin başlıca yoludur. Uluslararası hukukun gelişimi, insan hakları ve özgürlüklerle güvenlik arasında denge kurulması varsayımına dayanmalı; ayrıca vekil aktörlerin rolü, insan-teknoloji etkileşimi, karar alma süreçlerinde sorumluluğun isnadı ve sonuçların belirlenmesi ile sıkı denetim mekanizmalarının oluşturulması hususlarını da kapsamalıdır.
2. Devletler, hibrit tehditler ve dezenformasyon kampanyalarına karşılık verirken güvenlik gereklilikleri ile demokratik değerleri nasıl dengelemelidir?
Bu denge, hukukun üstünlüğüne dayalı şeffaflık ve güven yoluyla sağlanmalıdır. Sosyal medyanın geleneksel medya kanallarını ve sınırları çok kısa sürede aşabilmesi nedeniyle bu mesele önemli bir zorluk teşkil etmektedir. Devletler farklı koruma mekanizmaları tercih etmektedir; ancak bu koruyucu katmanların hiçbiri mutlak güvence sunmamaktadır ve mutlak hâle gelmesi durumunda sansüre dönüşme riski taşımaktadır. Bu nedenle aşırı düzenleme çözüm oluşturmamakta, eşik düzeyi her devletin tarihine, kültürüne ve demokratik geleneğine bağlı olarak farklı belirlenmektedir.
Dirençlilik inşası ise nihai bir varış noktası değil, hukuki, siyasi ve eğitsel tedbirleri içeren süreklilik arz eden bir süreçtir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yeterli yargı kararları ve yorum çerçevesi sunmakta; bu nedenle Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin 10. maddesi dünya genelinde “altın standart” kabul edilmektedir. Medya kuruluşları arasında öz-düzenleme kültürünün gelişmesi de kritik öneme sahiptir. Propaganda ve dezenformasyonun amacı, tek bir kurşun atmadan tüm toplumsal yapıyı çökertmektir. Yabancı Bilgi Manipülasyonu ve Müdahalesi gibi araçlarla hibrit tehditler ivme kazanmaktadır; bunlar, devlet veya devlet dışı aktörlerin başka bir ülkede kamuoyunu, siyasi süreçleri veya toplumsal normları etkilemeye yönelik kasıtlı faaliyetleridir.
Teknolojik gelişim ve siber alanın genişlemesi bu faaliyetlerin kapasitesini büyük ölçüde artırmaktadır. Teknolojiye artan bağımlılık, çevrim içi ortamda mahremiyet ve kişisel verilerin daha fazla açığa çıkmasına yol açmaktadır. Çevrim içi davranışlar dijital iz bırakmakta; davranış temelli algoritmalar bilgi balonlarını genişleterek paralel gerçeklikler oluşturabilmektedir. Kişisel verilerin çalınması ve ticareti, mikro hedefleme ve tutum manipülasyonu için güçlü bir araç hâline gelmiştir.
Seçimlere müdahale dünya genelinde farklı biçimlerde artmakta; dezenformasyon ve sahte profiller yalnızca seçim dönemlerinde değil, toplumsal kutuplaşmayı artırmak ve belirli anlatıları yerleştirmek amacıyla da kullanılmaktadır. Seçmenler kendi kanaatlerine göre oy vermekte; ancak bu kanaatlerin ne ölçüde bağımsız ve olgulara dayalı biçimde oluştuğu, kendilerine sunulan veya ulaşabildikleri bilgilerin kapsamına bağlı bulunmaktadır.
3. Siber güvenlik politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmasında insan haklarının korunması nasıl etkili biçimde güvence altına alınabilir?
İnsan haklarının siber güvenlik politikalarında etkili biçimde korunması, güvenlik ile insan haklarını karşıt değil tamamlayıcı, birbirine bağımlı ve karşılıklı olarak güçlendirici unsurlar olarak kabul eden insan hakları temelli bir yaklaşımın benimsenmesini gerektirmektedir. Hesap verebilirlik, insan hakları standartlarının etkin biçimde izlenmesini, olası ihlaller için etkili başvuru yollarının bulunmasını ve özellikle farkındalık ile dijital kültürün geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevenin işlerlik kazanabilmesi için insan haklarını güvence altına alan uygun yasaların, politikaların ve usullerin mevcut olması gerekmektedir. Teknolojiye giderek artan bağımlılık, çevrim içi ortamda mahremiyet ve kişisel verilerin daha fazla açığa çıkmasına neden olmaktadır. Çevrim içi tıklamalar ve alışkanlıklar, bireylerin kendilerinin farkında olduğundan daha fazla kişisel özelliklerini ortaya koyan bir dijital iz bırakmaktadır. Davranışlara göre oluşturulan algoritmalar, bilgi balonlarını genişleterek paralel gerçeklikler oluşturabilmekte; ayrıca kişisel verilerin çalınması ve ticareti, mikro hedefleme ve tutumların manipülasyonu için güçlü bir araç hâline gelmektedir.

