Tarih:

Paylaş:

Yinon Planı’ndan Küresel Teopolitikaya Bir “Teolojik Harita Mühendisliği” Olarak “İsrail Projesi” ve Türkiye Boyutu

Benzer İçerikler

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Orta Doğu coğrafyası, tarih boyunca küresel güçlerin harita mühendisliği laboratuvarı ve nüfuz mücadelelerinin ana cephesi olmuştur. Bu coğrafyanın kalbinde yer alan İsrail Devleti’nin kuruluşu ve izlediği yayılmacı politikalar, sıradan bir ulus-devlet refleksi olmanın çok ötesinde, küresel ve bölgesel alt projelerin kesişim kümesini oluşturmaktadır. Siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, askeri strateji ve teoloji ekseninde şekillenen bu çok boyutlu yapılanma, günümüzde tek bir merkeze bağlı olmayan ancak aynı amaca hizmet eden “hibrit bir tasarım” proje çıktısı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Geçmişte sömürgeci güçlerin emperyal çıkarları için bir “jeopolitik kama” olarak bölgeye çakılan bu proje yapı, zamanla kendi doktrinlerini üreterek bölgesel devletlerin tasfiyesini ve yapay sınırların atomize edilmesini hedefleyen bir “coğrafi mikro-milliyetçilik ve mezhepselleştirme” dinamosuna dönüşmüştür. Nitekim, bugün Orta Doğu’da yaşanan iç savaşlar, vekil aktörlerin devletleşme süreçleri ve bölgesel güçlerin doğrudan hedef alınması, bir asırdır taşları döşenen bu makro planın güncel harita operasyonlarından başka bir şey değildir.

Küresel aktörlerin güç dengelerindeki kaymalar ve asimetrik ittifaklar coğrafyamıza dayatılan bu takvimi doğrudan etkilerken, bölgenin en köklü ve güçlü ulus-devleti olan Türkiye’nin hedef tahtasına oturtulması ise, söz konusu bu projenin nihai başarısı için stratejik bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bu bağlamda, İsrail’in büyük bir projenin parçası olduğu tespiti ve iddiası, uluslararası siyaset literatüründe ve Orta Doğu analizlerinde köklü bir geçmişe sahiptir.

Bu argümanı tarihsel süreçte farklı saiklerle gündeme getiren ana yapıların başında anti-sömürgeci sol düşünürler, anti-emperyalist analistler ve realizm ekolüne mensup uluslararası ilişkiler uzmanları gelmektedir. Bu kesimler, İsrail’i Batı dünyasının (özellikle İngiltere ve ABD’nin) Orta Doğu’daki jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını koruyan yapısal bir “ileri karakol” olarak tanımlamıştır. Diğer taraftan hem İslam dünyasındaki eskatolojik (kıyamet bilimi) akımlar hem de Batı dünyasındaki Hristiyan Siyonistler (Evanjelikler), İsrail’in varlığını ve genişlemesini seküler bir devletleşmeden ziyade, ilahi ve teolojik bir planın fiziki tezahürü olarak görmüşlerdir. Son olarak Türkiye, İran, Mısır ve Arap dünyasındaki pek çok devlet adamı ve ideolog da bölgede yaşanan her sınır değişikliğini, darbeyi ve iç savaşı doğrudan bu makro projelerin bölgeye dayatılması olarak nitelendirmektedir.

Stratejik Boyut: Yinon Planı’nın Anatomisi ve Mikro-Milliyetçilik

Bu kapsamda Oded Yinon’un 1982 tarihli stratejisi, sıradan bir toprak genişletme (ilhak) planı değildir. Yinon Planı, İsrail’in güvenliğini çevresindeki devletlerin coğrafi ve nüfus yapısını atomize etmek üzerine kuran bir harita mühendisliğidir. Yinon, I. Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Fransa tarafından çizilen Orta Doğu sınırlarının yapay olduğunu ve içlerinde barındırdıkları etnik ve mezhepsel fay hatları nedeniyle sürdürülemez olduğunu savunmaktadır. Bu doğrultuda geliştirilen “bölgesel otomizasyon” süreciyle, ulus-devletlerin alt kimliklere bölünerek küreselleşmenin mikro-pazarlarına ve kontrol edilebilir güvenlik birimlerine dönüştürülmesi hedeflenmektedir.

Yinon’un ana referans noktası, Lübnan’ın Hristiyan, Dürzi, Sünni ve Şii kantonlara bölündüğü iç savaş modelidir. Bu “Lübnanlaştırma Modeli” uyarınca Suriye’nin kıyı şeridinde bir “Alevi Devleti”, Halep ve Şam merkezli iki “Sünni Devleti” ve Dürzi dağlarında bir “Dürzi Devleti” olmak üzere en az 3-4 parçaya bölünmesi tasarlanmıştır. Benzer şekilde Irak’ın da kuzeyde Kürt, merkezde Sünni ve güneyde Şii olmak üzere 3 etnik-dini eyalete ayrılması öngörülmüştür. Bölgenin büyük güçlerinden Mısır ise merkezi otoritesi çökertilerek Hristiyan Kıptilerin yukarı Mısır’da bağımsız bir devlet kurması yoluyla zayıflatılacak bir hedef olarak konumlandırılmıştır.

Teolojik Boyut: Evanjelizm ve Kinetik Teopolitika

Batı medyasında sıklıkla göz ardı edilen ancak ABD dış politikasında devasa bir lobisi bulunan Evanjelik yaklaşım, tamamen “Kıyamet Teolojisi” üzerine kuruludur. Dönemsellik inancına sahip olan bu teolojiye göre Tanrı, insanlık tarihini farklı çağlara ayırmıştır ve bir sonraki aşamaya geçilmesi için kehanetlerin birebir gerçekleşmesi şarttır. Bu doğrultuda modern İsrail Devleti bir demokrasi veya siyasi müttefik değil, Mesih’in gelişini hızlandıran teolojik bir araç olarak kabul edilmektedir.

1948’de İsrail’in kurulması ve 1967’de Kudüs’ün işgali, bu eskatolojik kronometrenin işlediğinin kanıtı olarak sunulmaktadır. Teolojinin en tehlikeli kırılma noktasını oluşturan bu süreç, dini metinlerdeki kehanetlerin modern askeri teknolojilerle sahadaki askeri gerçekliğe dönüştürülmesini ifade eden “kinetik teopolitika” kavramıyla açıklanabilir. İnancın jeopolitik stratejinin yakıtı haline getirildiği bu yapıda, yıkılan Süleyman Mabedi’nin (Üçüncü Tapınak) bugün Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu tepeye yeniden inşa edilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Evanjelikler, bu kutsal topraklarda Mesih’in gelişi öncesinde yaşanacak büyük bir yıkımı, çatışmayı ve nihai Armagedon savaşını, kaçınılmaz bir ilahi senaryo olarak desteklemektedir.

Harita Mühendisliğinin Sahadaki Güncel Pratiği

Oded Yinon’un 1982’de masa başında çizdiği sınırlar, günümüzde Levant ve Mezopotamya havzasında fiili birer gerçekliğe dönüşmüştür. Lübnan’da ekonomik çöküş ve askeri operasyonlarla merkezi otorite işlevsiz hale getirilmiş, Suriye’de ise Şam’ın gücünün kırılmasıyla ülke Fırat’ın doğusu, İdlib ve güney hattı olmak üzere fiilen kantonlaşma sınırına taşınmıştır. 2003 ABD işgali sonrası kurulan etno-sekter kota sistemiyle Irak, Bağdat’ın tam otorite sağlayamadığı parçalı bir yapıya mahkûm edilmiştir.

Süreç içerisinde eski vekil güçlerin aşınması sağlanarak, yerlerine “garnizon egemenliği” temelinde yeni yapay yapılar ikame edilmektedir. Klasik sömürgecilikten farklı olarak devletlerin içeriden çökertilip egemenliğin vekil milislere devredildiği bu “hibrit sömürgecilik” modelinde, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde birer “Garnizon Devletçik” inşa süreci yürütülmüştür.

Küresel Güç Dengesi ve Projenin Zaman Çizelgesi

Büyük projenin ilerleme hızı ve zaman çizelgesi, küresel sistemdeki çok kutupluluk eğilimleri ve süper güçlerin iç dinamikleriyle doğrudan etkilenmektedir. Örneğin, Çin’in bölgede istikrar ve kesintisiz ticaret talep eden Kuşak ve Yol vizyonu ile bu kapsamda Suudi Arabistan-İran yakınlaşmasındaki arabuluculuğu, Batı’nın çatışma odaklı planlarını yavaşlatıcı bir rol oynamıştır. Bu süreci/endişeyi büyük ölçüde akamete uğratan ve rüzgârın yönünü büyük ölçüde değiştiren “7 Ekim Hadisesi”, bu yüzden tesadüf kavramı ile izahtan çok uzaktır. Nitekim, ABD siyasetinde neomuhafazakar kadroların ve Evanjelik Siyonist lobilerin Beyaz Saray üzerindeki ağırlığının artması, Kudüs’ün başkent olarak tanınması ve Golan Tepeleri’nin ilhakı gibi adımlarla projenin zaman çizelgesinin radikal şekilde hızlandığı görülmektedir.

Projenin Türkiye Boyutu

Büyük projenin genişleme, derinleşme ve kalıcı hale gelme aşaması, İsrail’in Büyük Reset Arayışı, BOP-BİP Çatışması ve Türkiye’yi Batı ile Çatıştırma Stratejisi ve İsrail’in Jeopolitik Körlüğü: The Jerusalem Post ve İstanbul Ekseninde Stratejik Kibirlenmenin Sınırları başlıklı analizlerimde de altını çizdiğim üzere, kaçınılmaz olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni stratejik bir hedef tahtasına oturtmaktadır. Türkiye’nin bu projenin birincil hedefi haline gelmesinin temel nedenleri şu şekilde açıklanabilir:

  • Bölgesel Ulus-Devlet Direncinin Son Kalesi Olması: Yinon Planı’nın başarısı, Orta Doğu’daki tüm güçlü ve köklü ulus-devlet yapılarının çökertilmesine bağlıdır. Irak, Suriye ve Lübnan’ın merkezi otoritelerinin felç edilmesinin ardından, bölgede bu kantonlaşma dalgasına direnebilecek, tarihsel derinliğe ve konvansiyonel askeri güce sahip tek büyük aktör Türkiye’dir. Türkiye yıkılmadan veya istikrarsızlaştırılmadan Orta Doğu’da kalıcı bir mikro-devletler düzeni kurmak imkansızdır.
  • Garnizon Devlet Projesinin Önündeki Coğrafi Engel: İsrail’in güvenliği ve enerji hatlarının akışı için Suriye ve Irak’ın kuzeyinde kurulmak istenen “Garnizon Devletçik”, Türkiye’nin güney sınırlarının tam üzerinde planlanmaktadır. Türkiye’nin gerçekleştirdiği derinlikli sınır ötesi askeri harekatlar ve Türk yakın çevresini de içine alan “Terörsüz Türkiye” adımı, bu yapay uydu devlet projesini coğrafi olarak bölmekte ve projenin Akdeniz’e açılan lojistik çıkışını kapatmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi projenin mimarları için mutlak surette aşılması gereken bir askeri bariyer haline getirmektedir.
  • Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan Enerji Blokajı: Projenin ekonomik omurgasını oluşturan İsrail merkezli Doğu Akdeniz doğalgaz rotaları ve Ben Gurion Kanalı vizyonu, Türkiye’nin ilan ettiği Mavi Vatan stratejisi ve Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanları Anlaşması ile hukuken ve askeri olarak kesintiye uğramıştır. Türkiye, Akdeniz’in ortasında kurduğu bu deniz kalkanıyla kendisini dışlayan tüm enerji koridorlarını bloke ettiği için küresel finansörlerin ve İsrail’in doğrudan ekonomik hedefi konumundadır.
  • Asimetrik ve Jeopolitik Kuşatma Arayışı: İsrail’in Türkiye sınırına yakın Suriye askeri tesislerine saldırması ve bölgede istikrar kurulmasını engelleme çabaları, Türkiye’yi güneyinden asimetrik olarak kuşatma stratejisinin bir parçasıdır. Türkiye içeride ekonomik ve demografik (göç dalgaları) fay hatları üzerinden baskılanırken, dışarıda ise bölgesel oyun kurucu rolünü sabote etmek amacıyla doğrudan hedef alınmaktadır.

Sonuç

“Büyük Proje”, komplo teorilerinin sınırlarını aşarak sahadaki askeri, ekonomik ve teolojik operasyonlarla somutlaşmış küresel bir harita mühendisliği olarak karşımıza çıkmaktadır. İsrail’in bu yapı içindeki rolü, bölgesel ulus-devlet yapılarının çözülmesi ve direnç odaklarının tasfiye edilmesi sürecinde merkez bir kaldıraç görevi görmektir. Bölgenin kadim devlet aklına sahip en büyük aktörü olan Türkiye, karada kantonlaşma projelerine vurduğu askeri darbeler ve denizde Mavi Vatan ile ürettiği stratejik blokaj nedeniyle bu küresel kuşatma stratejisinin nihai hedef tahtasındadır. Orta Doğu’da sınırların yeniden çizilmesi hamlesi, sadece Levant havzasının değil, Anadolu coğrafyasının da güvenlik mimarisini doğrudan tayin edecek tarihi bir kırılma noktasıdır. Türkiye’nin bu jeopolitik dayatmaya karşı durması, sadece kendi toprak bütünlüğünü değil, bölgenin etnik ve dini fay hatlarının topyekûn bir din savaşına sürüklenmesini engelleyen yegâne güvencedir. Coğrafyamızın geleceği, bu dayatılan yapay kantonlaştırma projelerine karşı ulus-devletlerin egemenlik haklarının kararlılıkla savunulması ve küresel teopolitik takvimlerin askeri ve diplomatik bir akılla boşa çıkartılmasıyla şekillenecektir.

Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
1969 Dörtyol-Hatay doğumlu olan Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol, Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 1993 yılında mezun oldu. BÜ’de 1995 yılında Yüksek Lisans çalışmasını tamamlayan Erol, aynı yıl BÜ’de doktora programına kabul edildi. Ankara Üniversitesi’nde doktorasını 2005’de tamamlayan Erol, 2009 yılında “Uluslararası İlişkiler” alanında doçent ve 2014 yılında da Profesörlük unvanlarını aldı. 2000-2006 tarihleri arasında Avrasya Stratejik Araştırmaları Merkezi (ASAM)’nde görev yapan Erol, ASAM’ın Genel Koordinatörlük görevini de bir dönemliğine yürütmüştür. 2009 yılında Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün (SDE) Kurucu Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundu. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (USGAM)’nin de kurucu başkanı olan Prof. Erol, Yeni Türkiye Stratejik Araştırmalar Merkezi (YTSAM) Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Başkanlığını da yürütmektedir. Prof. Erol, Gazi Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (GAZİSAM) Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur. 2007 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyası Hizmet Ödülü”nü alan Prof. Erol, akademik anlamdaki çalışmaları ve medyadaki faaliyetlerinden dolayı çok sayıda ödüle layık görülmüştür. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: 2013 yılında Çağdaş Demokratlar Birliği Derneği tarafından “Yılın Yazılı Medya Ödülü”, 2015 yılında “APM 10. Yıl Hizmet Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından “2015 Yılın Basın-Fikir Ödülü”, Anadolu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri “2016 Gönül Elçileri Medya Onur Ödülü”, Yörük Türkmen Federasyonları tarafından verilen “2016 Türkiye Onur Ödülü”. Prof. Erol’un 15 kitap çalışması bulunmaktadır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: “Hayalden Gerçeğe Türk Birleşik Devletleri”, “Türkiye-AB İlişkileri: Dış Politika ve İç Yapı Sorunsalları”, “Avrasya’da Yeni Büyük Oyun”, “Türk Dış Politikasında Strateji Arayışları”, “Türk Dış Politikasında Güvenlik Arayışları”, “Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu İlişkileri”, “Sıcak Barışın Soğuk Örgütü Yeni NATO”, “Dış Politika Analizinde Teorik Yaklaşımlar: Türk Dış Politikası Örneği”, “Krizler ve Kriz Yönetimi: Aktörler ve Örnek Olaylar”, “Kazakistan” ve “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”. 2002’den bu yana TRT Türkiye’nin sesi ve TRT Radyo 1 (Ankara Radyosu) “Avrasya Gündemi”, “Stratejik Bakış”, “Küresel Bakış”, “Analiz”, “Dosya”, “Haber Masası”, “Gündemin Öteki Yüzü” gibi radyo programlarını gerçekleştirmiş olan Prof. Erol, TRT INT televizyonunda 2004-2007 yılları arasında “Arayış”, 2007-2010 yılları arasında Kanal A televizyonunda “Sınır Ötesi” ve 2020-2021’de de BBN TÜRK televizyonunda “Dış Politika Gündemi” programlarını yapmıştır. 2012-2018 yılları arasında Millî Gazete’de “Arayış” adlı köşesinde dış politika yazıları yayımlanan Prof. Erol’un ulusal-uluslararası medyada çok sayıda televizyon, radyo, gazete, haber siteleri ve dergide uzmanlığı dahilinde görüşlerine de başvurulmaktadır. 2006-2018 yılları arasında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde ve Ankara Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Merkezi’nde (LAMER) de dersler veren Prof. Erol, 2018’den bu yana Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak akademik kariyerini devam ettirmektedir. Prof. Erol, 2006 yılından itibaren Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de dersler vermiştir. Prof. Erol’un başlıca ilgi ve uzmanlık alanları ve bu kapsamda lisans, master ve doktora seviyesinde verdiği derslerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir: “Jeopolitik”, “Güvenlik”, “İstihbarat”, “Kriz Yönetimi”, “Uluslararası İlişkilerde Güncel Sorunlar”, “Türk Dış Politikası”, “Rus Dış Politikası”, “ABD Dış Politikası”, “Orta Asya ve Güney Asya”. Çok sayıda dergi ve gazetede yazıları-değerlendirmeleri yayımlanan Prof. Erol’un; “Avrasya Dosyası”, “Stratejik Analiz”, “Stratejik Düşünce”, “Gazi Bölgesel Çalışmalar”, “The Journal of SSPS”, “Karadeniz Araştırmaları gibi” akademik dergilerde editörlük faaliyetlerinde bulunan Prof. Erol, “Bölgesel Araştırmalar”, “Uluslararası Kriz ve Siyaset Araştırmaları”, “Gazi Akademik Bakış”, “Ege Üniversitesi Türk Dünyası İncelemeleri”, “Ankara Uluslararası Sosyal Bilimler”, “Demokrasi Platformu” dergilerinin editörlüklerini hali hazırda yürütmekte, editör kurullarında yer almaktadır. 2016’dan bu yana Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Kurucu Başkanı olarak çalışmalarını devam ettiren Prof. Erol, evli ve üç çocuk babasıdır.