Analiz

100. Yılında Birinci Türkoloji Kurultayı: Asırlık Mirasın Jeopolitik Rönesansı

1926 ruhu, 100 yıl sonra Ortak Türk Alfabesi ile nostaljiden stratejik bir kurumsallaşmaya evrilmiştir.
Kazakistan’ın anayasal reformları, dil temelinde yükselen milli bir kimlik inşasıyla bölgedeki stratejik otonomiyi perçinlemektedir.
Türk dünyası, kültürel diplomasinin yumuşak gücünü ekonomik entegrasyonla birleştirerek küresel bir özne olma yolundadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Türk dünyasının jeokültürel ve jeopolitik entegrasyon sürecinde bir asrı geride bırakan Türkoloji çalışmaları, günümüzde uluslararası ilişkiler disiplininin en dinamik alt başlıklarından birini oluşturmaktadır. Ortak alfabe ve harf inkılabı fikrinin temelleri, 19. yüzyılda Tiflis’te faaliyet gösteren Türk aydını Mirza Fetali Ahundzade’ye kadar uzanmaktadır. Bu vizyon, 1900’lerin başlarında ve 1918-1921 yılları arasındaki Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk millî hükûmeti döneminde Ferhat Ağazade gibi münevverlerin çabalarıyla giderek olgunlaşmıştır. Söz konusu kültürel entegrasyon hamlesi, Sovyet işgaliyle kısa bir süreliğine sekteye uğrasa da 1922 yılında yeniden alevlenmiş; nihayetinde 26 Şubat-6 Mart 1926 tarihlerinde Bakü’de toplanan ve “Birleştirilmiş Yeni Türk Alfabesi” ile tarihî bir temel atan Birinci Türkoloji Kurultayı’nda kurumsal bir hüviyet kazanmıştır.

Bahsi geçen tarihî kurultayın 100. yılı münasebetiyle 27-28 Şubat 2026 tarihlerinde yine aynı şehirde, aynı binada, İsmailiye Sarayı’nda[1] bilim insanları ve devlet yetkililerinin bir araya gelmesi, salt bir anma etkinliğinin ötesinde stratejik bir yeniden doğuşu ve jeokültürel bütünleşmeyi simgelemektedir.

Bilindiği üzere, 1926’dan 1939’a kadar süren ve entegrasyon adına umut vadeden Latin alfabesi süreci, Stalinist totaliter baskı mekanizmalarının devreye girmesiyle trajik bir biçimde kesintiye uğramıştır. Bu ideali savunan aydınlar, “Türkçü”, “Turancı”, “karşı devrimci” ve “anti-Sovyet” unsurlar olarak yaftalanarak 1937-1939 Büyük Terör (Repressiya) döneminde tasfiye edilmiş, kurban edilmiş veya Sibirya’ya sürgüne gönderilmiştir. Akabinde, 1939 yılında tüm özerk Türk Sovyet cumhuriyetleri zorla Kiril alfabesine geçirilerek Türk dünyası arasındaki dilsel ve kültürel bağların tamamen koparılması hedeflenmiştir.

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazanan Türk cumhuriyetlerinin bir kısmı yönünü yeniden Latin alfabesine çevirse de bu süreçte tam bir bölgesel senkronizasyon ve bütünlük sağlanamamıştır. Ancak 21-23 Mart 1993 tarihlerinde kabul edilen fakat resmî adımları uzun süre geciken alfabe temelli entegrasyon inisiyatifi, nihayet 11 Eylül 2024 tarihinde Türk Dil Kurumu (TDK) öncülüğünde “Ortak Türk Alfabesi”nin Türk Cumhuriyetlerince kabul edilmesiyle tarihî bir ivme kazanmıştır. Bu dönüm noktası, asırlık “dilde birlik” ülküsünün yavaş ama kararlı bir şekilde hayata geçirilmesini başlatmış ve günümüzdeki kurumsal işbirliğinin sağlam zeminini inşa etmiştir.

Bu tarihsel arka planın devlet politikasına dönüşmesinin en somut göstergesi olarak, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından 22 Ekim 2025 tarihinde Bakü’de imzalanan tarihî kararname, 1926 yılında toplanarak ortak Latin alfabesi ve kültürel entegrasyon gibi Türk dünyasının bütünleşme adımlarını atan ancak delegeleri 1930’lardaki Sovyet baskılarıyla tasfiye edilen Birinci Türkoloji Kongresi’nin 100. yıl dönümünün devlet düzeyinde kutlanmasını resmileştirmiştir.

Hukukî dayanağını 6-7 Ekim 2025 tarihlerindeki Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Gebele Zirvesi’nin sonuç bildirgesinden alan bu belge; Azerbaycan Kültür Bakanlığı, AMEA ile Bilim ve Eğitim Bakanlığı’nı kapsamlı bir eylem planı hazırlamak ve uygulamakla görevlendirirken, sürecin idari çözümlerini de Bakanlar Kurulu’na devrederek, İsmâil Bey Gaspıralı’nın asırlık “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünü günümüzde güçlü ve kurumsal bir devlet politikasıyla güvence altına almıştır.[2] Uluslararası ilişkiler perspektifinden bu adım, kültürel diplomasinin sert güç unsurlarını destekleyici bir yumuşak güç aracı olarak nasıl kurumsallaştırıldığının başarılı bir örneğidir.

Alınan bu kararlar doğrultusunda, 27-28 Şubat 2026 tarihlerinde Bakü’de, AMEA, Yunus Emre Enstitüsü, TDK, Marmara Üniversitesi ve Hazar Üniversitesi işbirliğiyle Birinci Türkoloji Kongresi’nin 100. yıl dönümü vesilesiyle kapsamlı bir sempozyum düzenlenmiştir. Tam bir asır önce kongreye ev sahipliği yapan tarihî binada başlayan ve ikinci gün Hazar Üniversitesi’nde devam eden etkinlikte; Azerbaycan ve Türkiye’den üst düzey yetkililerin yanı sıra çeşitli Türk cumhuriyetlerinden gelen bilim insanları, 1926 ruhunun günümüzdeki taşıdığı anlama dikkat çekmiştir. Konuşmalarda ve düzenlenen panellerde, ortak edebi dil, alfabe reformu, terim birliği ve kültürel entegrasyon gibi hedeflerin yalnızca tarihî birer miras değil, Türk dünyasının ortak geleceğini inşa eden stratejik unsurlar olduğu vurgulanarak, geçmişten devralınan bu sorumluluğun somut adımlar ve güçlü işbirlikleriyle geleceğe taşınması gerektiği mesajı verilmiştir.[3] Bu bağlamda, günümüzdeki Türk devletlerinin küresel sistemdeki asimetrik tehditlere karşı ancak ortak bir medeniyet paydasında kalarak direneceği tezi akademisyenlerce güçlü bir şekilde işlenmiştir.

1926 yılında Türk dünyasının akademik ve kültürel inşası için atılan tarihî adımların, tam bir asır sonra aynı tarihî salonda yeniden yankılanması, Türk devletleri arasındaki entegrasyonun salt bir nostalji değil, yaşayan ve giderek büyüyen vizyon olduğunu kanıtlamaktadır. Farklı coğrafyalardan gelen bilim insanlarının katılımıyla çok disiplinli bir bilgi şölenine dönüşen bu buluşma, Türkoloji’nin yalnızca geçmişi inceleyen akademik bir alan olmadığını, aksine Türk dünyasının ortak geleceğini inşa eden ve kültürel diplomasiyi kurumsallaştıran en stratejik köprülerden biri olmaya devam ettiğini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.[4]

Bu kurumsal inşanın siyasî irade boyutunu ise zirvedeki açıklamalar netleştirmiştir. Bakü’de düzenlenen Birinci Türkoloji Kongresi temalı uluslararası konferansta konuşan Türkiye’den gelen temsilcilerin mesajları, 1926 yılında atılan tarihî tohumların günümüzde Türkiye’nin devlet politikasıyla nasıl bütünleştiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye temsilcileri, bir asır önceki kongre kararları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Harf Devrimi arasındaki ideolojik bağa dikkat çekerek bugün üzerinde mutabakata varılan 34 harfli Ortak Türk Alfabesi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı desteğiyle bu asırlık vizyonun somut bir meyvesi olduğunu vurgulamıştır. TDT bünyesinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in de tarihî katkılarıyla giderek güçlenen bu entegrasyonun kimseye karşı bir cephe olmadığını; aksine bölgesel barış, güven ve istikrara hizmet eden, vizyoner bir dayanışma modeli sunduğunu belirten temsilciler, “Türk Dünyası Vizyon Belgesi” çerçevesinde Türkoloji çalışmalarının da kurumsallaşarak derinleşeceğinin güçlü bir sinyalini vermiştir.[5]

Azerbaycan’da yaşanan bu tarihsel coşkunun ve dil temelli entegrasyonun, Orta Asya’nın kalbi Kazakistan’daki iç siyasî gelişmelerle eş zamanlı bir şekilde tezahür etmesi ise bölgesel dekolonizasyon sürecinin hoş bir tesadüfü ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Kazakistan’ın yeni anayasa taslağı, halkın talepleriyle şekillenen ve devletin temel taşlarını güvence altına alan vizyoner bir toplumsal sözleşme niteliği taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Bakıt Nurmuhanov tarafından sunulan, 11 bölüm ve 95 maddeden oluşan bu ilk taslak; insan sermayesi, eğitim ve bilimi stratejik birer sütun olarak merkeze alırken, ülkenin yönetim şeklini “üniter başkanlık cumhuriyeti” olarak net bir şekilde tanımlamaktadır. Egemenliğin tek kaynağının doğrudan halk olduğunun anayasal düzeyde tescillenmesi ve Cumhurbaşkanı Tokayev’in en ufak değişiklikler için bile referandumu şart koşması, Kazakistan’ın bağımsızlık, toprak bütünlüğü ve demokratik şeffaflık gibi değiştirilemez kırmızı çizgilerini doğrudan halkın iradesiyle mühürleyerek geleceğe çok daha sağlam bir devlet mimarisi bıraktığını göstermektedir.[6]

Jeopolitik düzlemde okunduğunda bu anayasal reform, millî hükûmetin güçlendirilmesi ve esas dilin, yani Kazakistan Türkçesinin dominant hale getirilerek bölgedeki Rus etkisinin kırılması hamlesiyle doğrudan bağlantılıdır. Kazakistan’ın 15 Mart 2026 tarihinde oylamaya sunacağı tamamen yeni anayasa referandumu, sadece hukukî bir güncelleme değil; ülkenin 1995 yılından bu yana süregelen aşırı merkeziyetçi ve kişiselleştirilmiş yönetim modelinden, gücün paylaşıldığı kurumsal bir dengeye geçişini sınayan tarihî bir politik olgunluk testidir.  Tokayev vizyonuyla şekillenen ve nispi temsile dayalı tek kamaralı parlamento ile cumhurbaşkanı yardımcılığı makamını yeniden merkeze alan bu radikal dönüşüm, gücün tekelleşmesini kırarak ülkede yepyeni bir koalisyon ve uzlaşı kültürü inşa etmeyi hedeflemektedir.

Tüm Orta Asya’nın yakından izlediği bu cesur demokratikleşme ve kurumsallaşma deneyi; dijital haklardan yatırım iklimine kadar çağın gereksinimlerini karşılamayı vaat etse de asıl başarısını kağıt üzerindeki bu teorik yetki dağılımının pratikte gerçekten bağımsız kurumlar yaratarak çalışıp çalışamayacağı ve ülkenin köklü istikrarını sarsmadan hayata geçirilip geçirilemeyeceği belirleyecektir.[7] Kazakistan’ın ulusal kimlik inşasını ve egemenlik vizyonunu derinleştirdiği bu sürecin, Türkoloji Kurultayı’nın 100. yıl dönümüyle aynı zaman dilimine denk gelmesi, Türk dünyasında ulus-devlet yapılarının güçlenirken aynı zamanda bölgesel entegrasyonun da eşgüdümlü olarak ilerlediğinin en açık kanıtıdır.

Gelecek projeksiyonu bağlamında, Türk dünyasının ortak alfabe vizyonu ve Kazakistan’ın anayasal reformlarıyla ivme kazanan bu stratejik süreç, Avrasya jeopolitiğinde sadece bir kültürel dayanışma değil, aynı zamanda kurumsallaşmış ve kendi ayakları üzerinde duran müstakil bir güç odağının inşasını simgelemektedir. Bu sürecin en büyük kazanımı, TDT’nin yumuşak gücünü; derinleşen ekonomik entegrasyon ve Ortak Türk Alfabesi gibi somut kültürel köprülerle tahkim ederek, bölgeyi küresel rekabetin edilgen bir nesnesi olmaktan çıkarıp aktif, kural koyucu bir özneye dönüştürme potansiyelidir.

Kazakistan özelinde tanık olduğumuz millî hükûmetin güçlendirilmesi ve ana dilin kamusal alandaki egemenliğinin artırılması gibi hamleler, bölgedeki tarihsel tortuların temizlenerek daha şeffaf ve istikrarlı bir devlet mimarisinin kurulmasına hizmet etmektedir. Bu millî aydınlanma; dijital ekonomi, ortak teknolojik altyapı ve terim birliği gibi modern disiplinlerle desteklendiği takdirde, Türk dünyasının önümüzdeki on yılda çok kutuplu dünya düzeninde hem diplomatik bir arabulucu hem de jeostratejik bir çekim merkezî olarak konumunu perçinlemesi kuvvetle muhtemeldir.

[1] Günümüzdeki adıyla Azerbaycan Millî İlimler Akademisi (AMEA) Reyaset Heyeti Binası.

[2] “Birinci Türkoloji Kurultayın 100 İllik Yubileyinin Keçirilmesi Kaggında Azerbaycan Respublikası Prezidentinin Serencamı”, Azerbaycan Respublikasının Prezidenti İlham Aliyev, https://president.az/az/articles/view/70396, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

[3] “Sostoyalos Torzhestvennoye Otkrytiye Yubileynykh Meropriyatiy v Chest 100-letiya Bakinskogo Tyurkologicheskogo Syezda”, TÜRKSOY, https://www.turksoy.org/ru-RU/novosti/sostoyalos-torzhestvennoe-otkrytie-yubilejnyh-meropriyatij-v-chest-100-letiya-bakinskogo-tyurkologicheskogo-suezda, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

[4] “International Symposium Marks 100th Anniversary of the Baku Turkology Congress”, Turkic Academy, https://turkicacademy.org/en/meropriyatie/international-symposium-marks-100th-anniversary-baku-turkology-congress, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

[5] “Dano Soglasiye na Obshchiy Alfavit Tyurkskogo Mira, Sostoyashchiy Iz 34 Bukv – Zamestitel Erdogana”, Modern.az, https://modern.az/ru/medeniyyet/574103/dano-soglasie-na-obschiy-alfavit-tyurkskogo-mira-sostoyaschiy-iz-34-bukv-zamestitel-erdogana/, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

[6] Almas Zhexenbekov, “First Draft of Kazakhstan’s New Constitution Presented”, Qazinform, https://qazinform.com/news/first-draft-of-kazakhstans-new-constitution-presented-4457c5, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

[7] Sapargali Shalgimbayev, “Toward New Political Model: Kazakhstan’s Constitutional Referendum”, Eurasianet, https://eurasianet.org/toward-new-political-model-kazakhstans-constitutional-referendum, (Erişim Tarihi: 05.03.2026).

Ergün MAMEDOV
Ergün MAMEDOV
Ergün Mamedov, 2020 yıllında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler tezli yüksek lisans bölümüne kabul almış ve 2022 yılında tezini başarıyla savunarak mezun olmuştur. Eğitimine hâlihazırda 2022 yılında başladığı Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler ana bilim dalında doktora öğrencisi olarak devam etmektedir. Gürcistan vatandaşı olan Ergün Mamedov, ileri düzeyde Gürcüce, orta düzeyde İngilizce ve başlangıç düzeyinde Rusça bilmektedir. Başlıca ilgi alanları, Güney Kafkasya ve Türk Dünyası coğrafyaları merkezli güncel diplomasi gündemi ve siyasî tarihtir.

Benzer İçerikler