Analiz

ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın Geleceği: Kuzey Amerika’da Kontrollü Bölgeselleşme

USMCA’nın yeniden müzakere edilmesi, “kontrollü bölgeselleşme” anlayışına geçişin somut örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
USMCA’nın geleceğine ilişkin belirsizlik, Kanada finans piyasalarında da etkisini göstermiştir.
USMCA sayesinde sağlanan pazar erişimi, ülkeyi son yıllarda Kuzey Amerika’nın en cazip üretim merkezlerinden biri hâline getirmiştir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump yönetiminin ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) mevcut hâliyle uzatılmasını reddetmesi, ilk bakışta Kuzey Amerika serbest ticaret düzenine yönelik yeni bir kriz olarak değerlendirilebilir. Ancak bu karar, Washington’ın bölgesel ekonomik entegrasyona ilişkin stratejik yaklaşımındaki dönüşümü de ortaya koymaktadır. ABD, anlaşmayı tamamen feshetmek yerine 2026 yılında başlayacak yıllık gözden geçirme sürecini işletmeyi tercih ederek tarafları sürekli yeniden müzakereye açık bir çerçeveye yönlendirmiştir.[i] Washington’ın üretimin ABD’ye geri çekilmesi, otomotiv sektöründe daha sıkı menşe kuralları uygulanması ve ticaret açıklarının azaltılması yönündeki talepleri, USMCA’nın artık yalnızca bir serbest ticaret anlaşması olarak görülmediğini göstermektedir.

Bu gelişme, Kuzey Amerika ticaret mimarisinin liberal ekonomik entegrasyondan ekonomik güvenlik odaklı bölgesel yönetişime evrilen dönüşümünün son aşamasını temsil etmektedir. 1994 yılında yürürlüğe giren Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA), küreselleşmenin hız kazandığı dönemde üretim faktörlerinin serbest dolaşımını kolaylaştıran ve bölgesel ekonomik bütünleşmeyi teşvik eden liberal ekonomik anlayışın önemli örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Trump’ın ilk başkanlık döneminde yürürlüğe giren USMCA ise otomotiv sektöründe daha sıkı menşe kuralları, iş gücü standartları ve dijital ticarete ilişkin yeni hükümler getirerek NAFTA’nın kapsamlı bir revizyonunu temsil etmiştir.

Anlaşmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, altı yılda bir tarafların anlaşmanın devamını değerlendirmesini öngören gözden geçirme mekanizmasının eklenmesi olmuştur. Taraflardan birinin uzatmaya onay vermemesi durumunda ise anlaşma yürürlükte kalmaya devam etmekte, ancak yıllık gözden geçirme süreci başlayarak onuncu yılın sonunda sona erme ihtimali doğmaktadır.[ii] Bugün yaşanan tartışma ise anlaşmanın teknik hükümlerinin güncellenmesinden çok, ticaret anlaşmasının ekonomik güvenlik perspektifi doğrultusunda ikinci kez yeniden tasarlanmasını gündeme taşımaktadır.

Bu dönüşümün arkasındaki temel motivasyon, Trump yönetiminin ticaret politikalarını ekonomik büyümeden ziyade ekonomik egemenlik perspektifiyle değerlendirmesidir. Washington açısından ticaret anlaşmaları artık uzun vadeli istikrar sağlayan kurumsal düzenlemeler olmaktan çıkmakta; gerektiğinde yeniden şekillendirilebilen stratejik araçlara dönüşmektedir. Nitekim Trump’ın Haziran 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, ABD’nin USMCA olmadan da daha iyi durumda olabileceğini ifade etmesi, anlaşmaları vazgeçilmez kurumsal yapılar yerine müzakere gücünü artıran esnek araçlar olarak gördüğünü anlatmaktadır.[iii] Bu yaklaşım, Trump yönetiminin gümrük tarifeleri, reshoring politikaları ve sanayi üretimini yeniden ülke içine çekme stratejileriyle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hâle gelmektedir.

Bu noktada süreci yalnızca korumacılık politikaları üzerinden okumak yeterli değildir. Henry Farrell ve Abraham Newman tarafından geliştirilen “silahlaştırılmış karşılıklı bağımlılık” yaklaşımı, küresel ekonomik ağların devletler tarafından yalnızca refah üretmek amacıyla değil; erişimi sınırlandırmak, bağımlılık yaratmak ve rakip aktörlerin hareket alanını daraltmak amacıyla da kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.[iv] Bu bağlamda ticaret anlaşmaları, piyasa erişimini kolaylaştıran kurumsal düzenlemeler olmanın ötesinde stratejik üretim ağlarına erişimi belirleyen güvenlik araçlarına dönüşmektedir. Güncel jeoekonomi literatürü de benzer bir dönüşüme işaret etmektedir. Devletler artık yalnızca gümrük tarifelerinin yanında; menşe kuralları, yatırım denetimleri, teknik standartlar ve ihracat kontrolleri gibi düzenleyici araçlar üzerinden de ekonomik gücü jeopolitik amaçlarla kullanmaktadır.[v] Dolayısıyla USMCA’nın yeniden müzakere edilmesi, klasik serbest ticaret anlayışından ekonomik güvenlik eksenli “kontrollü bölgeselleşme” anlayışına geçişin somut örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

USMCA tartışmalarının merkezinde artık Kanada veya Meksika ile ikili ticaret dengelerinden çok daha kapsamlı bir mesele bulunmaktadır: Çin’in Kuzey Amerika üretim ağları içerisindeki konumu. Son yıllarda Çinli şirketlerin özellikle Meksika’da gerçekleştirdiği yatırımlar sayesinde Kuzey Amerika pazarına daha kolay erişim sağlaması, Washington’da giderek artan bir ekonomik güvenlik sorunu olarak değerlendirilmektedir. Washington’ın yaklaşımı, USMCA’nın menşe kurallarının Çin şirketlerinin Meksika üzerinden anlaşmanın sağladığı avantajlardan yararlanmasını engelleyecek şekilde güçlendirilmesi yönündedir.[vi] Bu durum, anlaşmanın yalnızca üç ülke arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen teknik bir metin olmaktan çıkarak Çin’in bölgesel üretim zincirlerine hangi koşullarda dâhil olabileceğini belirleyen stratejik bir filtre mekanizmasına dönüştüğünü göstermektedir.

Bu açıdan değerlendirildiğinde Meksika, yeni dönemin en kritik aktörlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Küresel şirketlerin Çin dışındaki üretim merkezlerine yöneldiği nearshoring eğilimi, Meksika’ya önemli yatırım fırsatları sunmaktadır. Coğrafi yakınlık, düşük üretim maliyetleri ve USMCA sayesinde sağlanan pazar erişimi, ülkeyi son yıllarda Kuzey Amerika’nın en cazip üretim merkezlerinden biri hâline getirmiştir. Bununla birlikte Washington’ın daha yüksek Amerikan içerik oranı, daha sıkı menşe kuralları ve üretim süreçlerine ilişkin yeni standart talepleri, Meksika’nın bu avantajlarını belirli ölçüde sınırlandırabilecek niteliktedir. Başka bir ifadeyle Meksika’nın yalnızca üretim merkezi olması artık yeterli görülmemekte; aynı zamanda ABD’nin ekonomik güvenlik standartlarına uyum sağlayan kontrollü bir sanayi ekosistemi oluşturması beklenmektedir. Bu nedenle nearshoring süreci, Meksika açısından önemli fırsatlar sunarken ülkenin ekonomik politika alanını daraltabilecek yeni bağımlılık ilişkilerini de beraberinde getirmektedir.

Kanada açısından tablo görece farklıdır. ABD’nin en yakın ekonomik ve güvenlik ortaklarından biri olmasına rağmen Ottawa da Trump yönetiminin ticaret politikalarından muaf tutulmamaktadır. Kanada yönetimi anlaşmanın geliştirilmesine açık olduğunu belirtirken; özellikle çelik, alüminyum ve otomotiv sektörlerinde devam eden ticari anlaşmazlıklar müzakere sürecini zorlaştırmaktadır. Ayrıca USMCA’nın geleceğine ilişkin belirsizlik Kanada finans piyasalarında da etkisini göstermiş; analistler artan riskler nedeniyle Kanada doları beklentilerini aşağı yönlü revize etmiş ve faiz artışı ihtimalinin zayıfladığı değerlendirmesinde bulunmuştur.[vii] Bu gelişmeler, ABD ile güçlü siyasi ve güvenlik ortaklığının ekonomik pazarlıklarda ayrıcalık sağlamadığını, ekonomik güvenlik yaklaşımının müttefik ülkeleri de kapsayan daha geniş bir stratejik çerçeveye dönüştüğünü göstermektedir.

Sonuç olarak Trump yönetiminin USMCA’yı mevcut hâliyle uzatmama kararı serbest ticaretten tamamen vazgeçilmesi anlamına gelmemektedir. Burada dikkat çekici olan, bu düzenin üzerine inşa edildiği mantığın değişmeye başlamasıdır. Küreselleşmenin klasik döneminde ticaret anlaşmaları maliyetleri düşürme ve verimliliği artırma odaklı “Tam Zamanında Üretim” (Just-in-Time) rasyonalitesine dayanırken günümüzde yerini jeopolitik riskleri minimize etmeyi amaçlayan, üretimin yerinden ziyade kim tarafından yapıldığına odaklanan bir “Her İhtimale Karşı Güvenlik” (Just-in-Case) ve kontrollü bölgeselleşme mantığına bırakmaktadır. Asıl hedef, Kuzey Amerika üretim alanını Çin’e karşı daha dayanıklı, daha denetlenebilir ve ABD’nin ekonomik güvenlik önceliklerine daha uyumlu hâle getirmektir. Bu nedenle USMCA’nın geleceğine ilişkin tartışmalar Kuzey Amerika’nın ekonomik entegrasyon modelinden çok; 21. yüzyılda ticaret anlaşmalarının güvenlik, teknoloji ve jeopolitik rekabet ekseninde yeniden tanımlandığı küresel ekonomik düzenin yönünü de göstermektedir.


[i] David Lawder, “US declines to extend North American trade deal, starting clock to end it while seeking changes”, Reuters, https://www.reuters.com/world/americas/us-canada-mexico-review-trade-pact-likely-putting-it-into-limbo-trump-demands-2026-07-01/, (Erişim Tarihi: 05.07.2026).

[ii] “United States-Mexico-Canada Agreement (USMCA)”, Office of the United States Trade Representative, 2020, https://ustr.gov/trade-agreements/free-trade-agreements/united-states-mexico-canada-agreement, (Erişim Tarihi: 05.07.2026).

[iii] Steve Holland ve David Shepardson, “Trump says US would do better without USMCA trade agreement”, Reuters, https://www.reuters.com/world/americas/trump-says-us-would-do-better-without-usmca-trade-agreement-2026-06-17/, (Erişim Tarihi: 05.07.2026).

[iv] Henry Farrell ve Abraham L. Newman, “Weaponized Interdependence: How Global Economic Networks Shape State Coercion”, International Security, 2019; 44 (1): 42–79, https://doi.org/10.1162/isec_a_00351, s.45-46.

[v] Christopher Clayton, Matteo Maggiori ve Jesse Schreger, “A framework for geoeconomics”, CEPR, https://cepr.org/voxeu/columns/framework-geoeconomics, (Erişim Tarihi: 07.07.2026).

[vi] Diego Marroquín Bitar ve William Alan Reinsch, “USMCA Review 2026: Six Scenarios for North America’s Future”, CSIS, https://www.csis.org/analysis/usmca-review-2026-six-scenarios-north-americas-future, (Erişim Tarihi: 05.07.2026).

[vii] Fergal Smith, “Analysts cut Canadian dollar forecasts as USMCA uncertainty clips rate hike chances”, Reuters, https://www.reuters.com/world/americas/analysts-cut-canadian-dollar-forecasts-usmca-uncertainty-clips-rate-hike-chances-2026-07-03/, (Erişim Tarihi: 07.07.2026).

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler