12 Haziran 2026 tarihinde tamamen yürürlüğe giren Avrupa Birliği (AB) Yeni Göç ve İltica Paktı, Avrupa Ortak İltica Sistemi’nde son yılların en kapsamlı reformunu temsil etmektedir.[i] 2024 yılında kabul edilen ve on bağlayıcı yasal düzenlemeden oluşan Pakt, AB’nin dış sınırlarının yönetimi, iltica başvurularının değerlendirilmesi, geri dönüş mekanizmalarının uygulanması ve üye devletler arasındaki dayanışma sisteminin yeniden düzenlenmesini amaçlamaktadır. Bununla birlikte, Pakt yalnızca düzensiz göçün daha etkin biçimde kontrol edilmesini hedefleyen teknik bir reform değil, aynı zamanda AB’nin güvenlik merkezli göç politikalarına yönelişinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Paktın getirdiği en önemli değişikliklerden biri, AB dış sınırlarında uygulanacak yeni tarama ve sınır iltica prosedürüdür. AB topraklarına geçerli giriş izni olmaksızın ulaşan kişiler, kimlik tespiti, güvenlik kontrolü, sağlık incelemesi ve kırılganlık değerlendirmesini içeren bir ön tarama sürecine tabi tutulacaktır. Bu süreç sonucunda özellikle AB genelinde kabul oranı %20 veya daha düşük olan ülkelerin vatandaşları hızlandırılmış sınır prosedürüne yönlendirilebilecektir. Bu uygulamanın temel amacı, uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişiler ile korunma ihtiyacının düşük olduğu değerlendirilen başvurular arasında hızlı bir ayrım yapabilmektir. Ancak başvuruların kısa süre içerisinde sonuçlandırılması, mültecilerin bireysel durumlarının yeterli şekilde incelenememesi riskini beraberinde getirmektedir. Bu durum, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve uluslararası mülteci hukukunun temel prensiplerinden biri olan bireysel değerlendirme ilkesinin zayıflamasına neden olabilir.
Paktın en çok eleştirilen yönlerinden biri, gözaltı uygulamalarının genişleme ihtimali ve “hukuki giriş yapmama kurgusu” olarak tanımlanan yaklaşımdır. Bu düzenleme kapsamında, bir kişi fiilen AB üyesi bir devletin sınırları içerisinde bulunsa bile, tarama ve sınır prosedürleri devam ettiği sürece hukuken ülkeye giriş yapmış kabul edilmemektedir. Bu hukuki kurgu, devletlere kişilerin hareket özgürlüğünü kısıtlama ve sınır bölgelerinde daha uzun süre tutma imkânı sağlamaktadır. Bunun sonucu olarak, özellikle uzun süreli idari gözetim, hukuki yardıma erişimin kısıtlanması ve etkili başvuru hakkının zayıflaması gibi insan hakları temelli endişeler ortaya çıkmaktadır.
Paktın bir diğer önemli boyutu, “güvenli menşe ülke” ve “güvenli üçüncü ülke” kavramlarının daha geniş bir şekilde uygulanmasıdır. Yeni sistem kapsamında güvenli kabul edilen ülkelerin vatandaşlarının iltica başvuruları hızlandırılmış prosedürlere tabi tutulabilecektir. Ayrıca AB üyesi devletlerin, iltica talebinde bulunan kişileri daha önce bağlantılarının bulunmadığı üçüncü ülkelere yönlendirebilmesinin önü açılmıştır. Bu yaklaşım, AB’nin göç yönetimi sorumluluğunu kendi sınırları dışındaki ülkelere aktarmasını kolaylaştıran bir dışsallaştırma politikası olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar bu yöntem düzensiz göç hareketlerini azaltma ve iltica sistemleri üzerindeki baskıyı hafifletme amacı taşısa da üçüncü ülkelerdeki koruma standartlarının AB seviyesinde olmaması nedeniyle geri göndermeme ilkesinin ihlal edilmesi riskini artırmaktadır.
Yeni Pakt kapsamında kabul edilen Kriz ve Mücbir Sebep Düzenlemesi de üye devletlere olağanüstü durumlarda daha geniş yetkiler vermektedir. Kitlesel göç hareketleri, göçün üçüncü devletler tarafından siyasi bir araç olarak kullanılması veya doğal afetler ve salgınlar gibi olağanüstü koşullar söz konusu olduğunda, üye devletler normal iltica prosedürlerinin dışına “geçici” olarak çıkabilecektir. Bu çerçevede iltica başvurularının kaydedilmesi geciktirilebilecek, sınır prosedürlerinin kapsamı genişletilebilecek ve kişilerin sınır bölgelerinde tutulma süreleri uzatılabilecektir. Bu mekanizma kriz anlarında devletlere esneklik sağlamayı amaçlasa da olağanüstü tedbirlerin kalıcı hale gelmesi ve temel hakların daha geniş ölçüde sınırlandırılması riskini beraberinde getirmektedir.
Paktın çözüm getirmeyi amaçladığı temel sorunlardan biri, AB içerisinde iltica sorumluluğunun adil paylaşımıdır. Bu amaçla yeni bir zorunlu dayanışma mekanizması oluşturulmuştur. Üye devletler, göç baskısı altında bulunan ülkelere iltica başvurucularını yeniden yerleştirerek, mali katkı sağlayarak veya operasyonel destek sunarak yardımcı olabilecektir. Ancak Pakt, mevcut sistemin temel unsurlarından biri olan ilk giriş ülkesi kriterini korumaktadır. Buna göre, AB dış sınırlarında bulunan Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkeler iltica başvurularının değerlendirilmesinde temel sorumluluğu taşımaya devam edecektir. Dolayısıyla yeni dayanışma mekanizmasının, AB içerisindeki yapısal sorumluluk eşitsizliğini tamamen ortadan kaldırmadığı yönünde önemli eleştiriler bulunmaktadır.
Pakt yalnızca kısıtlayıcı düzenlemelerden oluşmamaktadır. Özellikle çocukların korunmasına yönelik bazı olumlu değişiklikler dikkat çekmektedir. Çok disiplinli yaş değerlendirmelerinin zorunlu hale getirilmesi, refakatsiz çocukların normal iltica prosedürüne erişiminin güvence altına alınması ve çocukların en geç iki ay içerisinde eğitime erişebilmesi bu reformlar arasında yer almaktadır. Ayrıca göç yolculuğu sırasında oluşan aile bağlarının aile birleşimi kapsamında değerlendirilmesi ve yetişkin iltica başvurucularının çalışma hakkına erişim süresinin dokuz aydan altı aya düşürülmesi, uluslararası koruma sistemini güçlendirmeye yönelik düzenlemeler olarak değerlendirilebilir. Bunun yanında engelliler, insan ticareti mağdurları, işkence mağdurları ve cinsiyete dayalı şiddete maruz kalan kişiler gibi özel korunma ihtiyacı bulunan grupların daha erken tespit edilmesini amaçlayan mekanizmalar da oluşturulmuştur.
Genel olarak değerlendirildiğinde AB Yeni Göç ve İltica Paktı, Avrupa’nın göç yönetiminde güvenlik ve kontrol eksenli bir dönüşümü yansıtmaktadır. Pakt, bir yandan sınır yönetimini daha hızlı ve öngörülebilir hale getirmeyi, düzensiz göç hareketlerini kontrol altına almayı ve üye devletler arasındaki işbirliğini artırmayı amaçlamaktadır. Diğer yandan hızlandırılmış prosedürlerin yaygınlaşması, gözaltı uygulamalarının artması, güvenli üçüncü ülke yaklaşımının genişletilmesi ve sınırların dışsallaştırılması gibi unsurlar, uluslararası mülteci hukuku ve insan hakları standartları açısından ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Sonuç olarak, Paktın AB iltica sisteminde nasıl bir etki yaratacağı büyük ölçüde üye devletlerin uygulamalarına, bağımsız denetim mekanizmalarının etkinliğine ve AB kurumlarının sınır güvenliği ile sığınma hakkı arasında adil bir denge kurabilme kapasitesine bağlı olacaktır.
[i] Human Rights Watch. “Questions and Answers: The EU Pact on Migration and Asylum”, Human Rights Watch, https://www.hrw.org/news/2026/06/10/questions-and-answers-the-eu-pact-on-migration-and-asylum, (Erişim Tarihi: 21.06.2026).
