Analiz

Hürmüz Boğazı ve Denizaltı Kabloları: Küresel Dijital Altyapının Hukuki ve Jeopolitik Kırılganlığı

Hürmüz Boğazı’nda denizaltı kablolarına ilişkin hukuki tanzim, ciddi sınamalarla karşı karşıyadır.
Denizaltı kablolarındaki aksama, özellikle finans merkezleri ile veri merkezleri arasındaki bağlantılarda ciddi sorunlar yaratabilir.
Denizaltı kabloları rejiminin temel yapısal sorunu, küresel dolaşım serbestliği ile devlet egemenliği arasındaki sürekli gerilimdir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Hürmüz Boğazı, artık yalnızca enerji güvenliğinin değil, dijital alanın da kırılgan merkezlerinden biri haline gelmektedir. Petrol tankerlerinin yanında artık görünmeyen veri akışları da aynı coğrafi dar boğaza bağımlı durumdadır. Bu durum modern dünyanın temel gerçeğini hatırlatmaktadır: küresel güç artık sadece enerji kaynaklarını değil, bilgi akışını da kontrol edebilme kapasitesiyle ölçülmektedir.

Dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan bu dar su yolu, uzun yıllardır küresel ekonominin enerji damarı olarak görülmektedir. Ancak günümüzde Hürmüz’ün stratejik önemi artık yalnızca petrol tankerlerinden ibaret değildir. Deniz tabanından geçen fiber optik kablolar, bu bölgeyi aynı zamanda küresel dijital ekonominin de kritik merkezlerinden biri haline getirmiş durumdadır. Finansal işlemlerden bulut bilişime, askeri iletişimden yapay zeka altyapılarına kadar modern sistemlerin büyük bölümü denizaltı fiber optik ağlarla çalışmaktadır. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanabilecek bir kriz artık yalnızca enerji fiyatlarını değil, küresel dijital düzeni de etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Böylece enerji krizinin ötesinde yeni bir jeopolitik kırılganlık durumu yer almaktadır.

Küresel veri trafiğinin büyük çoğunluğu hala fiziksel kablolar üzerinden taşınmaktadır. Okyanus tabanına döşenen binlerce kilometrelik fiber optik hatlar, modern dünyanın görünmeyen sinir sistemi gibidir. Bu altyapının stratejik önemi, uzun süre kamuoyunun dikkatinden uzak kalmıştır. Çünkü petrol veya doğalgaz boru hatları, savaş gemileri ya da enerji terminalleri kadar görünür değildir. Fakat günümüzde ekonomik düzenin temel işleyişi bu sistemlere bağlıdır. Birkaç saatlik veri kesintisi bile finans piyasalarında önemli maliye kayıplara yol açabilir. Hürmüz Boğazı ise bu açıdan tehlikeli bir yoğunlaşma alanı oluşturmaktadır. Körfez Ülkelerini Avrupa ve Asya’ya bağlayan birçok önemli denizaltı kablosu bu bölgeden geçmektedir. Bu anlamda dünya yalnızca petrol taşımacılığında değil, dijital iletişimde de aynı dar coğrafi boğaza bağımlı hale gelmiş durumdadır. Modern internet altyapısı bu kablolardan iletilmektedir. Denizaltı kablolarındaki aksama, özellikle finans merkezleri ile veri merkezleri arasındaki bağlantılarda ciddi sorunlar yaratabilir. Bu da yalnızca teknoloji şirketlerini değil, enerji piyasalarından lojistik zincirlerine kadar geniş bir alanı etkilemektedir.

Bu bağlamda İran devletine bağlı medya kuruluşları, Hürmüz Boğazı’ndan geçen denizaltı internet kablolarının işletmecilerinden, İran’ın kendi deniz yetki alanı olarak gördüğü bölgeleri kullanmaları karşılığında ücret alınmasını öngören bir öneri ortaya atmıştır.[i] Dünyanın en kritik denizaltı kablo hatlarının bir kısmı Orta Doğu’dan geçmektedir. Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı, Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı’ndaki dar deniz geçitleri aynı zamanda “dijital dar boğazlar” olarak işlev görmektedir. Bu deniz koridorları, Avrupa, Asya ve Afrika’daki büyük ekonomik merkezleri birbirine bağlamaktadır. 

Hatırlatmak gerekirse, 2024 yılında Kızıldeniz’de meydana gelen denizaltı kablo arızaları, Avrupa ile Asya arasındaki internet trafiğinin yaklaşık %25’inin aksamasına yol açmıştır. Ciddi bir denizaltı kablo kesintisi, küresel bağlantı üzerinde derin sonuçlar doğurabilir. En doğrudan etkilerden biri, küresel iletişimin parçalanması olacaktır.[ii] Kırılgan kablo güzergahlarına bağımlı bölgelerde internet performansında düşüş, iletişim kesintileri veya ekonomik istikrarsızlık yaşanabilir. Özellikle Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’nın bazı kesimlerindeki gelişmekte olan ülkeler gibi yedek altyapısı sınırlı olan ülkeler bu durumdan orantısız biçimde etkilenecektir. Finansal piyasalar da bu tür kesintilere karşı hassastır. Son derece hızlı ve güvenilir veri akışı; yüksek frekanslı alım-satım sistemleri, küresel ödeme ağları ve uluslararası bankacılık işlemleri için temel bir gerekliliktir. Kablo hasarlarının askeri ve stratejik sonuçları ise daha da ciddi olabilir. Silahlı kuvvetler, güvenli uzun menzilli iletişim ve gerçek zamanlı koordinasyona büyük ölçüde bağımlıdır.[iii]

Bölgenin dijital yükselişi, hala son derece hassas bir fiziksel altyapıya bağımlı olması önemli bir çelişki yaratmaktadır. Körfez ekonomileri petrol bağımlılığını azaltmaya çalışırken aslında veri koridorları gibi başka bir bağımlılık alanına yönelmektedir. Bu durum Hürmüz Boğazı’nın önemini daha da artırmaktadır. Çünkü artık yalnızca enerji tankerleri değil, küresel veri akışı da aynı jeopolitik risk alanından geçmektedir.

Denizaltı kabloları, uluslararası hukukta kritik altyapı unsurları olarak kabul edilmektedir. Bu kabloların korunması ve zarar görmemesi, yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda uluslararası yükümlülük konusu olarak değerlendirilmektedir. Kabloların geçtiği deniz alanlarına göre hukuki rejim de değişiklik göstermektedir: Münhasır ekonomik bölgelerde kıyı devletleri, ekonomik kaynaklar üzerinde egemen haklara sahiptir, ancak kablo döşenmesini keyfi biçimde engelleyemez. Açık denizlerde ise kablo döşeme ve işletme serbestisi en geniş haliyle geçerlidir. Buna rağmen Hürmüz gibi stratejik bölgelerde hukuki normlar çoğu zaman fiili güç dengeleri ile sınanmakta ve uygulamada farklı yorumlara açık hale gelmektedir. Kasıtlı veya ihmal sonucu oluşan zararlar, hukuki sorumluluk doğurabilir ve tazmin yükümlülüğünü gündeme getirebilir. Ancak bu tür olaylarda en önemli sorunlardan biri ispat meselesidir. Kablolara verilen zararın failinin tespiti çoğu zaman teknik olarak zor ve siyasi olarak tartışmalıdır. Bu durum, hukuki mekanizmaların etkinliğini azaltmakta ve sorunun çoğu zaman diplomatik alana taşınmasına neden olmaktadır.

Hürmüz Boğazı’nda denizaltı kablolarına ilişkin hukuki düzenleme, uluslararası deniz hukukunun temel ilkeleri üzerine inşa edilmiş kurallar çerçevesinde incelendiğinde, belirli kaynaklara başvurmayı gerektirmektedir. Tarihsel olarak ise bu hukuki düzenleme birkaç dönemden geçmiştir. 

İlk girişim olarak, başlangıçtaki tarafları arasında Rus İmparatorluğu’nun da bulunduğu 1884 tarihli Denizaltı Telgraf Kablolarının Korunmasına İlişkin Sözleşme gösterilebilir. Daha sonra, 1886-1887 yıllarında bu sözleşme bir Bildiri ve Nihai Protokol ile tamamlanmıştır. Böylece, denizaltı kablolarıyla ilgili faaliyetleri düzenlemeye yönelik uluslararası hukuk alanındaki ilk adım atılmıştır. Sözleşme resmi olarak yürürlükten kalkmamıştır; çünkü hiçbir zaman iptal edilmemiş veya başka bir uluslararası anlaşmayla değiştirilmemiştir. Ancak daha sonraki dönemde 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri kapsamındaki yükümlülükleri kabul eden devletler açısından, 1884 Sözleşmesi’nin bazı hükümlerini tekrar eden bu yeni düzenlemeler öncelikli hale gelmiştir.[iv] Modern denizaltı kabloları, denizaltı iletişiminin başlangıcını oluşturan ilk telgraf kablolarından farklı olarak; telefon görüşmeleri, internet sinyalleri ve elektrik iletimi dahil olmak üzere çeşitli türlerde veriyi aktarabilmektedir. Günümüzde denizaltı kablolarının kullanım amaçları da çeşitlenmiştir. Örneğin bazı denizaltı kabloları, denizde kurulu kıyı tipi rüzgar enerji santrallerine elektrik sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Buna karşılık geçmiş yüzyılda bu kablolar ağırlıklı olarak askeri amaçlarla kullanılmaktaydı.[v]

1958 tarihli Cenevre Sözleşmeleri, denizaltı kablolarının hukuki düzenlenmesinde çağdaş dönemin temelini atmıştır. Açık Deniz Sözleşmesi ile Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nde yer alan hükümler, daha sonra 1982 tarihli Sözleşme’de daha ayrıntılı biçimde geliştirilmiştir. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün 168 taraf devlete sahip olan 1982 tarihli Sözleşme, taraf ülkeler bakımından 1958 Cenevre Sözleşmeleri’ne kıyasla üstün hukuki geçerliliğe sahiptir.[vi]

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ya da diğer adıyla Montego Bay Sözleşmesi, denizleri çeşitli deniz yetki alanlarına ayıran bir hukuki çerçeve ortaya koymakta ve bu alanların her biri için farklı uluslararası hukuk rejimleri öngörmektedir. Sözleşme’nin 3. maddesine göre karasuları, devletlerin kıyıları boyunca uzanmakta ve esas hatlardan itibaren 12 deniz miline kadar genişleyebilmektedir. Karasuları, devletlerin egemen topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kıyı devleti, bu alanda denizaltı kablolarının döşenmesine ilişkin düzenleme yapma ve mevzuat oluşturma yetkisine sahiptir.[vii] Karasularında denizaltı kablosu döşenmesi, çoğu zaman kamu deniz alanının kullanımına ilişkin olarak yetkili makamdan idari izin alınmasına bağlıdır. En azından kıyı devletleri, genellikle denizaltı kablosunun sahibiyle işbirliği içinde hareket eden yüklenici tarafından yapılan resmi bir başvuruyu şart koşmaktadır. Ayrıca bu izin süreci, vergi veya harç ödeme yükümlülüklerini de içerebilmektedir.[viii]

Esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanabilen Münhasır Ekonomik Bölge (MEB), kıyı devletine doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi ve belirli ekonomik faaliyetler üzerinde egemen haklar tanıyan kendine özgü (sui generis) bir deniz yetki alanıdır (Madde 56). Bununla birlikte diğer devletler açık deniz serbestilerinden yararlanmaya devam eder (Madde 58). Bu serbestiler arasında denizaltı kabloları ve boru hatları döşeme özgürlüğü de yer almaktadır (Madde 87(1)(c)). 58. madde uyarınca, tüm devletler başka bir devletin MEB’inde denizaltı kabloları döşeme ve bunların bakımını yapma hakkına sahiptir. Ancak bu hak kullanılırken kıyı devletinin hak ve yükümlülüklerine “gereken özenin” (due regard) gösterilmesi zorunludur.[ix]

Kıyı devleti, yalnızca kendi MEB’inden geçtiği gerekçesiyle bir transit denizaltı kablosunun döşenmesini yasaklayamaz veya engelleyemez. 79. maddenin 2. fıkrası bu ilkeyi kıta sahanlığı bakımından da teyit etmekte ve kıyı devletinin, kıta sahanlığını araştırma, doğal kaynaklarını işletme ya da boru hatlarından kaynaklanabilecek kirliliği önleme haklarını kullanması halleri dışında bu tür kablo ve boru hatlarının döşenmesi veya bakımını engelleyemeyeceğini belirtmektedir. 79. maddenin 3. fıkrasına göre ise kıta sahanlığındaki boru hatlarının güzergahının belirlenmesi kıyı devletinin onayına tabidir. Buna karşılık, yalnızca MEB’den transit geçen ve kıyıya bağlantısı bulunmayan denizaltı kabloları açısından güzergah için böyle bir onay şartı öngörülmemiştir.[x]

Açık denizlere gelince, UNCLOS gereğince sahildar olsun veya olmasın tüm devletler; açık denizlerde seyrüsefer (dolaşım), uçuş yapma, denizaltı kablosu döşeme, yapay ada inşa etme, balıkçılık ve bilimsel araştırma yapma haklarına sahiptir (Madde 87). Yalnız Antlaşmanın 114 maddesi uyarınca: 

  • Her devlet, yetkisi altındaki ve açık denizlerde döşenmiş bir denizaltı kablo veya boru hattının sahibi olan kişilerin, bu kablo veya boru hattını döşerken ya da onarırken başka bir kablo veya boruda kırılma ya da hasara neden olmaları halinde, onarım masraflarını üstlenmelerini sağlayacak gerekli kanun ve düzenlemeleri kabul etmekle yükümlüdür.

İran’ın yeni liderinin, savaş durumunun devam etmesi halinde başka cephelerin açılabileceğine ilişkin açıklaması, belki de Hürmüz Boğazı’ndaki denizaltı kablolarının güvenliğine yönelik örtülü bir tehdit niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak İran, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne resmi olarak taraf olmadığı için, sözleşme hükümleri İran açısından bağlayıcı değildir. Bu nedenle sözleşme kurallarının Tahran yönetimi bakımından doğrudan uygulanması söz konusu olmamaktadır. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninin uygulanmasında bazı eksikliklere yol açabilmektedir. 

Denizaltı kabloları rejiminin temel yapısal sorunu, küresel dolaşım serbestliği ile devlet egemenliği arasındaki sürekli gerilimdir. Bir yandan küresel ekonomi kesintisiz veri akışına ihtiyaç duyarken, diğer yandan kıyı devletleri kendi güvenlik alanları üzerinde kontrol iddiasını sürdürmektedir. Hürmüz Boğazı’nda denizaltı kablolarına ilişkin hukuki tanzim, uluslararası deniz hukukunun temel ilkeleri üzerine inşa edilmiş olmakla birlikte ciddi sınamalarla karşı karşıyadır. UNCLOS gibi sözleşmeler kablo güvenliği ve geçiş serbestisini teorik olarak güvence altına alsa da bölgesel jeopolitik gerilimler bu düzenin etkinliğini zayıflatmaktadır. Bölgenin stratejik önemi, hukuki düzenlemelerin uygulanmasını yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkararak jeopolitik bir mücadele alanına dönüştürmektedir.


[i] Meredith Primrose Jones, “Iran’s Threats to Hormuz Undersea Cables Highlight Vulnerabilites of Data Chokepoints”, Insurance Journal, https://www.insurancejournal.com/news/international/2026/05/15/869938.htm, (Erişim Tarihi: 23.05.2026).

[ii] Ibid.

[iii] Ibid.

[iv] Рылова М.А., Швец Д.А., “Свобода прокладки подводных кабелей и право на разработку минеральных ресурсов: “на перекрестке равнозначных дорог”, Право. Журнал Высшей школы экономики, https://cyberleninka.ru/article/n/svoboda-prokladki-podvodnyh-kabeley-i-pravo-na-razrabotku-mineralnyh-resursov-na-perekrestke-ravnoznachnyh-dorog/viewer, 234, (Erişim Tarihi: 23.05.2026).

[v] Ibid. p. 235.

[vi] Ibid. p. 235.

[vii] Marta Lahuerta Escolano, “The Legal Status and Applicable Regime of International Submarine Cables”, SubTel Forum, https://subtelforum.com/legal-status-of-submarine-cables/, (Erişim Tarihi: 23.05.2026).

[viii] Ibid.

[ix] Winston Qiu, “The Law of the Sea and Subsea Cables:UNCLOS Principles, Coastal State Jurisdiction, and the Indonesian Experience”, Submarine Networks, https://www.submarinenetworks.com/en/nv/insights/the-law-of-the-sea-and-subsea-cables-unclos, (Erişim Tarihi: 23.05.2026).

[x] Ibid.

Toghrul VALIKHANLI
Toghrul VALIKHANLI
Toğrul Velihanlı, 2012 yılında Bakü Slavyan Üniversitesi Filoloji Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. 2020 yılında Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ikinci lisans eğitimini tamamlamıştır. 2022 yılında Berlin Teknik Üniversitesi İşletme Hukuku Yüksek Lisansı (MBL), Avrupa ve Uluslararası Enerji Hukuku programını “Enerji Dönüşümü ve Enerji Güvenliği Zorlukları Zamanlarında AB-Azerbaycan Enerji İşbirliği” adlı teziyle master eğitimini tamamlamıştır. 2025 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Anadili Azerbaycan Türkçesi olan Toğrul Velihanlı, ileri seviyede İngilizce, Rusça ve Arapça bilmektedir. Araştırma alanları arasında Yatırımcı-Devlet Tahkimi, Enerji Hukuku ve Politikası, Rusya’nın Dış Politikası, Ortadoğu Çalışmaları, Uluslararası Hukuk ve Uluslararası İlişkilerdir yer almaktadır.

Benzer İçerikler