19 Ağustos 2026 tarihinde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) Avrupa’daki Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargâhı, Hürmüz’de seyrüsefer serbestisini destekleyebilecek ülkelerin savunma yetkililerini çevrim içi bir toplantıda bir araya getirmiştir.[i] Görüşmenin amacı, istekli üyelerin sunabileceği gemi, gözetleme, mayın karşı tedbiri ve lojistik imkânlarını belirlemektir. Bu, ilk aşamada kesin taahhütten çok seçeneklerin ortak resimde toplanması hedeflenmektedir. Karargâhın özellikle vurguladığı husus ise girişimin resmî bir NATO görevi sayılmayacağıdır. Fransa ile İngiltere’nin öncülük ettiği ve yaklaşık on iki ülkeye ulaşması beklenen yapı, ittifakın adı olmadan ittifakın çalışma alışkanlıklarından yararlanacaktır.
Bu tercih, siyasi bir hesabın ürünüdür. Müttefikler, Hürmüz’de serbest geçişi ortak bir çıkar olarak kabul etmekte, ancak İran’la süren çatışmanın askerî sorumluluğunu topluca üstlenmek istememektedir. Temmuz ayındaki Ankara Zirvesi’nde İran’a seyrüsefer serbestisine uyma çağrısı yapılırken ortak bir harekât kararı açıklanmaması, bu ayrımı önceden görünür kılmıştır.[ii] Ağustos toplantısı söz konusu ihtiyatı operasyonel hazırlıkla yan yana getirmektedir.
Fransa ve İngiltere’nin kurmaya çalıştığı yapı sıfırdan doğmamıştır. Mart ayında birçok ülkenin imzaladığı ortak bildiri, gerilim düştüğünde güvenli geçiş için uygun katkılar sunma iradesini kayda geçirmiştir.[iii] Bugünkü arayış, o siyasi niyeti gemi sayısı, görev paylaşımı ve komuta ilişkisi gibi somut sorulara çevirmektedir. Yaklaşık on iki ülkelik çekirdek, geniş bir imza listesinden daha dar, fakat harekete geçmeye daha yatkın bir grup anlamına gelmektedir. Daralma, siyasi desteğin askerî iradeye dönüşmesini de sınayacaktır.
Hürmüz’ün hukukî niteliği de tartışmanın merkezindedir. Uluslararası seyrüseferde kullanılan boğazlarda transit geçiş rejimi gemilere kesintisiz ve süratli geçiş hakkı tanımaktadır. Buna karşılık boğazın dar coğrafyası, güzergâhın İran ve Umman kıyıları arasından geçmesi ve sahadaki güvenliğin kıyı devletlerinin davranışlarına bağlı kalması, hukukî hakkı kendi başına yeterli kılmamaktadır. Kâğıt üzerindeki serbesti ile denizde hissedilen emniyet arasında siyasi bir mesafe vardır.
Bu noktada ittifakların ortadan kalktığını söyleyemeyiz. Ancak işlevlerinin yer değiştirdiği ifade edilebilir. Zira NATO burada bayrak gösteren bir komutanlık olmaktan ziyade hangi ülkenin ne sunabileceğini bilen askerî bir aktör olarak hareket etmektedir. Ortak standartlar, haberleşme usulleri ve yıllar içinde kazanılan birlikte çalışabilirlik korunurken kararın siyasi yükü gönüllü devletlerin omuzlarına bırakılmaktadır.
Bu modelin en belirgin üstünlüğü hızdır. Çünkü 32 başkentten tam uzlaşma beklenmeden risk almaya hazır ülkeler sınırlı bir amaç çevresinde toplanabilir. Bir devlet fırkateyn gönderirken diğeri deniz karakol uçağı, uydu görüntüsü, liman desteği ya da mayın temizleme ekibi sağlayabilir. Katkıların modüler kurulması, hükümetlerin iç kamuoyuna vereceği taahhüdü daraltır ve katılımı kolaylaştırır.
Fakat burada bahsedilen esneklik beraberinde belirsizlik de getirebilir. Bir ticaret gemisine yaklaşan insansız aracın tehdit sayılacağı an, uyarı atışının yetkisi, hasar gören geminin kurtarılması ve istihbaratın paylaşılacağı ortaklar önceden açıklığa kavuşturulabilir. Farklı ulusal kurallarla ilerleyen gemilerin ortak bir noktada buluşması kritik öneme sahiptir. Bayrağı bulunmayan bir görevde komuta zinciri bulanıklaşırsa, sahadaki birkaç dakikalık karar siyasi tartışmayı haftalarca büyütebilir.
Gönüllü koalisyonun yapabilecekleri ile kendisinden beklenenler arasındaki fark bu noktada ortaya çıkmaktadır. Deniz devriyesi belirli bir koridoru gözleyebilir, ticaret gemilerine refakat edebilir ve mayın tehdidine karşı erken uyarı sağlayabilir. Buna rağmen bütün boğazı kesintisiz denetlemek, her saldırıyı önlemek ve gemi sahiplerine kalıcı güven vermek çok daha ağır bir görevdir. Sayıdan önce görev tanımının gerçekçi biçimde oluşturulması gerekmektedir.
Üstelik Hürmüz’de caydırıcılık, görünür kuvvet arttıkça doğrudan güçlenmemektedir. Fazladan bir savaş gemisi saldırının maliyetini yükseltebilir, ancak dar sularda radar izlerini ve yanlış yorumlanabilecek temasları da çoğaltır. Elektronik karıştırma ve yoğun hava trafiği bu riski daha da artırmaktadır. Bir kaptanın ihtiyatlı manevrası, karşı tarafta hazırlık işareti sayıldığında, hiçbir başkentin planlamadığı bir tırmanmanın başlangıcı olabilir. Bu nedenle askerî varlığın yanında doğrudan ve sürekli bir olay önleme hattı kurulabilir.
İran’ın onayı burada diplomatik bir nezaket olarak sayılamaz. Tahran hızlı hücum botları, kıyı konuşlu füzeler, insansız araçlar ve mayın kapasitesiyle geçiş maliyetini oldukça yükseltebilir. Boğazı bütünüyle kapatmasına gerek kalmadan birkaç saldırı sigorta primlerini artırabilir ve şirketleri rotalarını ertelemeye ve değiştirmeye yöneltebilir. Koalisyon gemileri riski azaltabilir, ancak İran’ın sahadaki araçlarını ve kıyı coğrafyasından gelen üstünlüğünü ortadan kaldıramaz.
Katılımcı ülkelerin amaçları da burada bütünüyle örtüşmeyecektir. Kimi başkent, enerji akışını önceleyecek; kimi ticaret filosunu korumaya bakacak, bir diğeri ise İran’la kurduğu diplomatik kanalı riske atmak istemeyecektir. Görev kuralları sertleştikçe koalisyon giderek küçülebilir. Katılım listesi bu nedenle niyet beyanından sonra yeniden şekillenebilir. Kurallar fazla ihtiyatlı kaldığında ise yapı güçlü bir siyasi bildiri üretip sınırlı bir askerî etkiyle yetinebilir.
Görev odaklı koalisyonlar önümüzdeki dönemde daha sık görülebilir. Resmî ittifakların planlama kapasitesi, siyasi bakımdan daha dar ortaklıklara altyapı sunmaktadır. Böylece devletler belirli bir krize katılırken daha geniş bir savaşın tarafı oldukları izlenimini sınırlamaya çalışmaktadır. Bu yöntem kurumsal çeviklik kazandırır, fakat parlamentoların denetimi, maliyet paylaşımı ve hukuki sorumluluk gibi konuların gölgede kalmasına da yol açabilir.
Hürmüz için işleyen düzen iki ayrı hattın birlikte yürümesini gerektirmektedir. İlk hat, gemilere refakat, mayın gözetimi, ortak haberleşme ve arama kurtarma gibi tedbirlerle günlük trafiği koruyabilir. İkinci hat ise İran ve Umman’ın da katılacağı bildirim usulleri, acil temas kanalları, olay soruşturma mekanizması ve karşılıklı itidal taahhütleri üretebilir. Teknik tedbirler siyasi temasın yerini tutmasa da güvenli alan açabilir. Bunlardan biri eksik kaldığında güvenlik kısa ömürlü olacaktır.
Burada en zor soru, koalisyonun kendisini nasıl sınırlayacağıdır. Görev, ticari geçişi korumak amacıyla başlasa bile saldırıya cevap verme, kıyıdaki bir sistemi vurma ya da İran gemisini durdurma tartışması kısa sürede gündeme gelebilir. Amaç ile araç arasındaki sınır açıkça yazılmazsa, gönüllülük siyasi esneklik sunmak yerine sorumluluğu dağıtan bir sis perdesine dönüşebilir.
NATO’nun adı dışarıda tutulurken, kapasitesinin içeride kalması çağımızın yeni çok taraflılık biçimini göstermektedir. Bu model Hürmüz’de zaman kazandırabilir, geçici bir güvenlik alanı açabilir ve ülkelerin kaynaklarını uyumlu biçimde kullanmasını sağlayabilir. Ancak yine de kalıcı deniz düzeni devriye sayısıyla kurulmayacaktır. İran’ın ve diğer kıyı aktörlerinin kabul ettiği kurallar üretilmedikçe koalisyon gemileri geçişi koruyacak, ancak boğazın siyasi güvenliğini sağlayamayacaktır.
[i] “NATO members discuss Strait of Hormuz options without alliance involvement”, Reuters, https://www.reuters.com/world/middle-east/nato-members-discuss-strait-hormuz-options-without-alliance-involvement-2026-08-21/, (Erişim Tarihi: 25.08.2026).
[ii] “2026 NATO Summit in Ankara”, NATO, https://www.nato.int/en/news-and-events/events/2026/07/overview—2026-nato-summit-in-ankara-, (Erişim Tarihi: 25.08.2026).
[iii] “Joint statement from the leaders of the United Kingdom, France, Germany, Italy, the Netherlands and Japan on the Strait of Hormuz”, GOV.UK, https://www.gov.uk/government/news/joint-statement-from-the-leaders-of-the-united-kingdom-france-germany-italy-the-netherlands-and-japan-on-the-strait-of-hormuz-19-march-2026, (Erişim Tarihi: 25.08.2026).
