İsviçre’de 27 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen referandumda seçmenlerin yüzde 70,15’i, ülkenin tarafsızlık politikasını daha katı kurallara bağlamayı öngören “Tarafsızlık Girişimi”ni reddetmiştir. Yüzde 47,06 katılımla gerçekleştirilen oylamada kabul edilmeyen girişim, İsviçre’nin saldırıya uğraması veya yakın bir saldırı tehdidiyle karşılaşması dışında askeri ve savunma ittifaklarıyla işbirliği yapmasını sınırlandırmayı ve Birleşmiş Milletler tarafından kararlaştırılmayan yaptırımlara katılmasını engellemeyi amaçlamaktaydı.[i] Bu bağlamda referandum sonucunu İsviçre toplumunun tarafsızlıktan uzaklaşması şeklinde değerlendirmek yanıltıcı olacaktır. Oylama daha çok tarafsızlığın değişmez ve daha katı bir anayasal çerçeveye bağlanması ile değişen güvenlik koşullarına göre uygulanabilecek bir politika olarak korunması arasındaki tercihi yansıtmaktadır.
Bu ayrım, İsviçre’nin tarafsızlık anlayışının hukuki ve siyasi boyutları açısından önemlidir. Ülkenin daimi tarafsızlığı 1815 yılında uluslararası düzeyde tanınmış ve daha sonraki dönemde tarafsız devletlerin hak ve yükümlülükleri uluslararası hukuk çerçevesinde şekillenmiştir. Bununla birlikte İsviçre’nin yaklaşımında tarafsızlık hukuku ile tarafsızlık politikası birbirinden ayrılmaktadır. Tarafsızlık hukuku ülkenin devletler arasındaki silahlı çatışmalara katılmamasını ve savaşan taraflara askeri destek sağlamamasını gerektirirken tarafsızlık politikası, bu statünün güvenilirliğini ve ülkenin çıkarlarını korumak amacıyla alınan siyasi tedbirleri kapsamaktadır. Dolayısıyla tarafsızlık İsviçre açısından başlı başına bir amaç olmaktan ziyade bağımsızlık ve güvenliğin korunmasını sağlayan bir araç niteliğindedir.[ii] Bu durum tarafsızlığın temel hukuki niteliği korunurken uygulanma biçiminin uluslararası güvenlik ortamına göre belirli ölçülerde değişebilmesine imkân tanımaktadır.
Bu tartışmanın yeniden önem kazanmasında Rusya-Ukrayna Savaşı belirleyici olmuştur. İsviçre’nin 2022 yılından itibaren Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarının önemli bir bölümünü benimsemesi, ülke içerisinde tarafsızlığın sınırlarına ilişkin tartışmaları güçlendirmiştir. Tarafsızlık Girişimi’nin savunucuları, Bern’in yaptırımlara katılması ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’yle (NATO) güvenlik işbirliğini geliştirmesinin geleneksel tarafsızlık anlayışını aşındırdığını ileri sürmektedir. Federal Konsey ise mevcut tarafsızlık uygulamasının değişen koşullara uyum sağlayabilme kapasitesinin İsviçre’nin güvenlik ve bağımsızlığının korunması açısından önemli olduğunu savunmaktadır.[iii] Dolayısıyla Rusya-Ukrayna Savaşı, İsviçre açısından yalnızca Avrupa’nın doğusunda yaşanan bir çatışma değil, tarafsızlığın günümüz güvenlik ortamında hangi araçlarla sürdürülebileceği sorusunu yeniden gündeme taşıyan bir gelişme olmuştur.
Bu noktada İsviçre’nin karşı karşıya olduğu temel mesele, tarafsızlığın ülkenin güvenliğini hangi koşullarda daha etkili biçimde sağlayabileceğidir. İsviçre’nin 2026 Güvenlik Politikası Stratejisi’nde Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısının ardından Avrupa güvenlik ortamının önemli ölçüde kötüleştiği; askeri tehditlerin yanı sıra siber saldırı, sabotaj, casusluk ve dezenformasyon gibi hibrit tehditlerin de önem kazandığı belirtilmektedir. Üstelik İsviçre’nin NATO ve Avrupa Birliği ülkeleriyle çevrili olması, ülkenin güvenliğinin çevresindeki güvenlik ortamından tamamen bağımsız değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Stratejide bu ülkelerin istikrarı ve güvenlik taahhütlerinin İsviçre’nin güvenliğine katkı sağladığı açıkça kabul edilmektedir.[iv] Bu nedenle İsviçre’nin güvenlik anlayışında tarafsızlık ile uluslararası işbirliği giderek birbirini dışlayan seçenekler olmaktan çıkmaktadır.
Bu değişim İsviçre kamuoyundaki eğilimlerde de görülmektedir. ETH Zürih Askeri Akademisi ve Güvenlik Çalışmaları Merkezi tarafından Ocak 2026 tarihinde gerçekleştirilen Sicherheit 2026 araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 85’i tarafsızlığın korunmasını desteklemektedir. Bununla birlikte yüzde 56’sı NATO’yla daha yakın ilişkiler geliştirilmesini desteklerken NATO üyeliğini savunanların oranı yalnızca yüzde 32’dir. Aynı zamanda katılımcıların yüzde 59’u silahlı tarafsızlığın artık askeri açıdan güvenilir biçimde korunamayacağını düşünmektedir.[v] Bu veriler, İsviçre toplumunda tarafsızlığın terk edilmesine yönelik bir eğilimden ziyade tarafsızlık korunurken uluslararası güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik bir arayışın öne çıktığına işaret etmektedir.
NATO’yla ilişkiler bu dönüşümün en görünür alanlarından biridir. İsviçre, 1996 yılından beri NATO’nun Barış İçin Ortaklık programında yer almakta, ancak İttifak’ın kolektif savunma yükümlülüklerine dahil olmamaktadır. Buna karşılık 2025-2028 dönemini kapsayan Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programı kapsamında siyasi diyalog, İsviçre Silahlı Kuvvetleri’nin birlikte çalışabilirliği, hava kuvvetleri, haberleşme, uzay, dayanıklılık ve silahların kontrolü gibi alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.[vi] İsviçre makamlarının bu faaliyetleri tarafsızlıkla uyumlu görmesi, mevcut yaklaşımın NATO üyeliğinden çok gerektiğinde ortaklarla hareket edebilme kapasitesinin önceden geliştirilmesine dayandığını göstermektedir. Nitekim Bern, askeri bir saldırı durumunda diğer devletlerle savunma işbirliği yapılabilmesi için bu kapasitenin kriz ortaya çıkmadan önce geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu nedenle mevcut yaklaşımı, kolektif savunma yükümlülüğü yaratmayan bir ittifak dışı birlikte çalışabilirlik modeli olarak değerlendirmek mümkündür.
Tarafsızlık ile Avrupa güvenlik işbirliği arasındaki bu denge arayışı, savunma sanayisi ve silah tedarik zincirlerinde de kendisini göstermektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında üçüncü ülkelerin İsviçre yapımı silah ve mühimmatı Ukrayna’ya yeniden ihraç etmesine yönelik kısıtlamalar, Bern ile bazı Avrupa ülkeleri arasında tartışmalara yol açmıştır. İsviçre’nin savaş malzemesi ihracatı 2023 yılında yüzde 27 azalarak 696,8 milyon İsviçre frangına, 2024 yılında ise yaklaşık 665 milyon franga gerilemiştir. Bununla birlikte ihracat 2025 yılında yaklaşık yüzde 43 artarak 948,2 milyon franga ulaşmıştır.[vii] Dolayısıyla mevcut veriler tarafsızlıktan kaynaklanan kısıtlamaların İsviçre savunma sanayisini doğrusal biçimde küçülttüğünü göstermemektedir. Asıl mesele, yeniden ihracata yönelik sınırlamaların Avrupa’da ortak savunma tedarik zincirlerinin önem kazandığı bir dönemde İsviçre’nin güvenilir ve uzun vadeli bir savunma ortağı olarak konumunu nasıl etkileyebileceğidir.
Bununla birlikte güvenlik işbirliğinin derinleştirilmesi de İsviçre açısından sınırsız bir seçenek değildir. Tarafsızlık yalnızca ülkenin askeri çatışmaların dışında kalmasını sağlayan hukuki bir statü değil, aynı zamanda İsviçre’nin uluslararası kimliğinin ve arabuluculuk kapasitesinin önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle İsviçre’nin hukuken tarafsız kalması kadar diğer aktörler tarafından tarafsız bir aktör olarak algılanması da önem taşımaktadır. NATO ve Avrupa güvenlik mekanizmalarıyla geliştirilen işbirliği ülkenin savunma kapasitesini güçlendirebilirken bu ilişkinin fazla derinleşmesi tarafsızlığın siyasi güvenilirliği konusunda tartışmalar yaratabilir. Dolayısıyla Bern’in karşı karşıya olduğu temel ikilem, tarafsızlık ile güvenlik işbirliği arasında mutlak bir tercih yapmaktan ziyade tarafsızlığın sağladığı siyasi hareket alanını kaybetmeden değişen tehditlere karşı yeterli savunma kapasitesini geliştirebilmektir.
Sonuç olarak 27 Eylül referandumu, İsviçre’nin tarafsızlıktan uzaklaşmasından çok bu politikanın değişen Avrupa güvenlik ortamına uyarlanabilmesi için mevcut hareket alanının korunmasına işaret etmektedir. İsviçre toplumunda tarafsızlığa verilen desteğin yüzde 85 düzeyinde kalmasına karşılık seçmenlerin yüzde 70,15’inin tarafsızlığı daha katı biçimde tanımlayan girişimi reddetmesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Bern bir askeri ittifaka katılmadan uluslararası güvenlik işbirliğini ve birlikte çalışabilirliğini artırırken tarafsızlığı izolasyondan ziyade değişen koşullara uyarlanabilen bir güvenlik aracı olarak sürdürmeye çalışmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel mesele İsviçre’nin tarafsız kalıp kalmayacağından çok, güvenlik işbirliğini ne ölçüde derinleştirirken tarafsızlığın hukuki yükümlülükleri ile siyasi güvenilirliği arasındaki dengeyi koruyabileceği olacaktır.
[i] “Swiss vote against tightening neutrality rules, ending peacetime cooperation with NATO”, Reuters, https://www.reuters.com/world/swiss-vote-tightening-neutrality-rules-ending-peacetime-cooperation-with-nato-2026-09-27/, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
[ii] “Neutrality”, Federal Department of Foreign Affairs of Switzerland (FDFA), https://www.eda.admin.ch/en/neutrality, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
[iii] “Neutrality initiative: Federal Council rejects rigid interpretation and upholds established practice in line with national interest”, Swiss Federal Council, https://www.bk.admin.ch/en/newnsb/kUHEB2euQu8MyfopZ16zE, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
[iv] “Security Policy Strategy 2026”, State Secretariat for Security Policy (SEPOS), https://www.sepos.admin.ch/en/security-policy-strategy, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
[v] “Sicherheit 2026”, Center for Security Studies (CSS) & Military Academy at ETH Zurich, https://css.ethz.ch/content/dam/ethz/special-interest/gess/cis/center-for-securities-studies/pdfs/sicherheit-2026.pdf, (Erişim Tarihi: 28.09.2026), ss. 45-55.
[vi] “Cooperation between Switzerland and NATO: The objectives defined for the period from 2025 to 2028”, Swiss Federal Department of Foreign Affairs, https://www.eda.admin.ch/en/newnsb/StKnoep8yxplsAK6xeHfo, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
[vii] “Exportation de matériel de guerre en 2025”, State Secretariat for Economic Affairs (SECO), https://www.seco.admin.ch/fr/newnsb/TH6DWe30NGhy7ClVBW22P, (Erişim Tarihi: 28.09.2026).
