Analiz

Kolombiya Devlet Başkanı Petro’nun Küba Ziyareti

Petro’nun Küba ziyareti, Kolombiya dış politikasında sona eren dönemin sembolü niteliği taşımaktadır.
Havana ziyareti, eski ve yeni yönetimin dış politika anlayışları arasındaki farklılığı ortaya koymaktadır.
Ziyaret, Kolombiya’nın bölgesel konumu ve ABD’yle ilişkilerine önemli mesajlar vermektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun görev süresinin sona ermesine günler kala Küba’ya gerçekleştirdiği ziyaret, yalnızca bir veda ziyareti olarak değerlendirilmemektedir. Ziyaret, Petro yönetiminin son dış politika mesajını vermesi, Kolombiya’nın son dört yılda izlediği uluslararası yönelimi sembolik biçimde ortaya koyması ve görevi devralacak olan Abelardo de la Espriella’nın açıkladığı dış politika vizyonuyla belirgin bir tezat oluşturması bakımından dikkat çekmektedir. Petro’nun Havana’yı son yurtdışı durağı olarak tercih etmesi, Latin Amerika’da ideolojik ayrışmanın yeniden derinleştiği bir dönemde Kolombiya’nın bölgesel konumuna ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Aynı zamanda ziyaret, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Küba ilişkileri, İsrail-Filistin meselesi ve Kolombiya’nın geleneksel dış politika çizgisindeki dönüşüm açısından da çok katmanlı bir anlam taşımaktadır.[i]

Petro yönetimi boyunca Kolombiya dış politikası, önceki muhafazakâr hükümetlerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Uzun yıllar boyunca Bogota yönetimi, Washington’un Latin Amerika’daki en yakın stratejik ortaklarından biri olarak görülmekteydi. Özellikle güvenlik alanında yürütülen “Plan Kolombiya” çerçevesinde ABD’yle kurulan yakın işbirliği, Kolombiya dış politikasının temel sütunlarından birini oluşturmaktaydı. Petro ise göreve gelmesinden itibaren daha özerk bir dış politika anlayışını benimsemekte, bölgesel diplomasiye daha fazla ağırlık vermekte ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerin yeniden güçlendirilmesini savunmaktadır. Bu yaklaşım, Venezuela’yla diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması, Küba’yla temasların artırılması ve Filistin meselesinde izlenen çizgiyle daha görünür hâle gelmektedir.

Petro’nun görev süresindeki son dış ziyaretini Küba’ya gerçekleştirmesi, bu nedenle yalnızca diplomatik bir nezaket ziyareti niteliği taşımamaktadır. Küba, uzun yıllardır ABD yaptırımları altında bulunan ve Latin Amerika’daki ideolojik kutuplaşmanın sembollerinden biri hâline gelen ülkelerden biridir. Petro’nun Havana’da Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel’le görüşmesi, Kolombiya’nın son dört yılda benimsediği bölgesel dayanışma anlayışının son kez uluslararası düzeyde teyit edilmesi anlamına gelmektedir.

Ziyaretin zamanlaması da ayrıca önem taşımaktadır. Göreve başlayacak olan Abelardo de la Espriella, seçim kampanyası boyunca Küba ve Nikaragua’yla diplomatik ilişkilerin kesileceğini, Küba’daki Kolombiya Büyükelçiliğinin kapatılacağını ve İsrail’le ilişkilerin yeniden güçlendirileceğini ifade etmektedir.[ii] Ayrıca dolayısıyla Petro’nun Havana ziyareti, yalnızca mevcut yönetimin dış politika tercihini yansıtmamakta; aynı zamanda kısa süre içerisinde sona erecek olan diplomatik yaklaşımın son sembolik adımı niteliği taşımaktadır.

Petro’nun ziyaret öncesinde yaptığı açıklamalar da bu çerçevede değerlendirilmektedir. Birleşmiş Milletler toplantısına katılmama gerekçesini protokol düzeyindeki değişikliklerle açıklamakta ve Küba’yı “ulusal egemenlik ve Karayipler’de yaşam mücadelesi açısından hayati öneme sahip” olarak tanımlamaktadır.[iii] Bu ifade, Petro’nun uluslararası ilişkiler anlayışında egemenlik ilkesine verdiği önemi ortaya koymaktadır. Özellikle ABD’nin Küba’ya yönelik uzun yıllardır uyguladığı yaptırımlar konusunda eleştirel bir tutum benimsemesi, Latin Amerika’da dış müdahaleye karşı geliştirilen geleneksel siyasi söylemle örtüşmektedir.

Bununla birlikte Petro’nun dış politika yaklaşımını doğrudan “ABD karşıtlığı” şeklinde tanımlamak eksik bir değerlendirme olacaktır. Petro yönetimi boyunca Kolombiya, ABD’yle diplomatik ilişkilerini sürdürmeye devam etmekte, güvenlik ve ticaret alanındaki işbirliklerini tamamen sonlandırmamaktadır. Ancak Petro, Washington’un Latin Amerika politikalarına koşulsuz biçimde uyum sağlayan önceki Kolombiya hükümetlerinden farklı olarak daha bağımsız bir diplomatik alan oluşturmaya çalışmaktadır. Bu yönüyle Petro’nun yaklaşımı, ABD’yle ilişkileri koparmaya değil, Kolombiya’nın dış politika kararlarını daha fazla ulusal öncelikler doğrultusunda şekillendirmeye dayanmaktadır.

Bu durum özellikle Küba, Venezuela ve Filistin konularında daha belirgin hâle gelmektedir. Petro yönetimi İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmekte, Filistin’in diplomatik temsilini güçlendirmekte ve Ramallah’ta büyükelçilik açılması yönünde karar almaktadır. Görev süresinin son günlerinde Filistin’in yeni büyükelçisinin güven mektubunu kabul etmesi de dış politika çizgisinin son kez teyit edilmesi olarak değerlendirilmektedir.

Petro’nun Filistin konusundaki söylemleri ile Küba ziyareti birlikte değerlendirildiğinde ortak bir dış politika yaklaşımı ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım, uluslararası sistemde tek taraflı güç kullanımına eleştirel yaklaşmakta, uluslararası hukukun ve diplomatik çözüm mekanizmalarının ön plana çıkarılmasını savunmaktadır. Petro’nun Gazze konusunda kullandığı sert ifadeler ve Küba yaptırımlarına yönelik eleştirileri aynı siyasi perspektif içerisinde şekillenmektedir.

Petro yönetiminin Küba politikası çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Kolombiya’nın önemli petrol üreticilerinden biri olmasına rağmen Havana’nın enerji ihtiyacına yönelik somut destek sağlamaması, söylem ile uygulama arasında farklılık bulunduğu yönündeki değerlendirmeleri gündeme getirmektedir. Dolayısıyla Petro’nun Küba politikası yalnızca ideolojik dayanışma üzerinden değil, uygulama kapasitesi açısından da tartışılmaktadır. Bu durum, Latin Amerika’da dayanışma söylemlerinin ekonomik ve jeopolitik gerçekliklerle ne ölçüde desteklenebildiği sorusunu da gündeme taşımaktadır.

Kolombiya-Küba ilişkileri açısından bakıldığında ise Havana’nın yalnızca ideolojik bir ortak olmadığı görülmektedir. Küba uzun yıllardır Kolombiya’daki barış süreçlerinde arabuluculuk ve müzakere platformu işlevi üstlenmektedir. Ulusal Kurtuluş Ordusu’yla (ELN) yürütülen görüşmelerin önemli bölümü Havana’da gerçekleştirilmekte, Küba hükümeti bu süreçlerde kolaylaştırıcı ülke rolü üstlenmektedir. Petro’nun daha önce de barış görüşmeleri kapsamında Küba’yı ziyaret etmiş olması, iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca siyasi dayanışmadan ibaret olmadığını göstermektedir. Ancak yeni yönetimin diplomatik ilişkileri askıya alma yönündeki açıklamaları, bu işbirliği mekanizmalarının geleceği konusunda belirsizlik oluşturmaktadır.

ABD açısından değerlendirildiğinde ise Petro’nun ziyareti doğrudan ikili ilişkileri değiştirecek nitelikte görünmemektedir. Ancak sembolik etkisi oldukça yüksektir. Washington uzun yıllardır Kolombiya’yı Latin Amerika’daki en önemli güvenlik ortağı olarak değerlendirmektedir. Petro döneminde bu ortaklık tamamen sona ermemekte, ancak dış politika ekseni daha dengeli ve çok taraflı bir yapıya dönüşmektedir. Havana ziyareti de bu dönüşümün son sembollerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Göreve başlayacak olan Abelardo de la Espriella’nın açıkladığı dış politika tercihleri ise ABD’yle daha yakın ilişkiler kurulacağını göstermektedir. İsrail’le diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, büyükelçiliğin Kudüs’e taşınacağının açıklanması, Küba ve Nikaragua’yla ilişkilerin kesileceğinin ilan edilmesi ve Washington’la stratejik uyum mesajlarının verilmesi, Kolombiya dış politikasında yeniden geleneksel Atlantik eksenli yaklaşımın güçlenebileceğine işaret etmektedir. Bu durum Petro döneminde oluşturulmaya çalışılan bölgesel diplomasi anlayışından farklı bir yönelimin benimseneceğini göstermektedir.

Sonuç olarak Gustavo Petro’nun görev süresinin son günlerinde gerçekleştirdiği Küba ziyareti, diplomatik takvimde yer alan sıradan bir temas olmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Ziyaret, Petro yönetiminin dört yıllık dış politika anlayışının son uluslararası mesajını oluşturmakta; egemenlik, çok taraflı diplomasi ve Latin Amerika merkezli bölgesel işbirliği yaklaşımını sembolik biçimde yansıtmaktadır. Aynı zamanda görevi devralacak yönetimin açıkladığı dış politika öncelikleriyle belirgin bir karşıtlık oluşturmakta ve Kolombiya’nın önümüzdeki dönemde dış politika ekseninde önemli bir yön değişikliğine gidebileceğine işaret etmektedir. Bu çerçevede Havana ziyareti, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin değil, Latin Amerika’da değişen jeopolitik dengelerin ve Kolombiya’nın uluslararası sistem içerisindeki yeni konum arayışının da önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.


[i] “Gustavo Petro Visits Cuba on Last Official Foreign Tour as President”, Orinoco Tribune, https://orinocotribune.com/gustavo-petro-visits-cuba-on-last-official-foreign-tour-as-president/, (Erişim Tarihi: 02.08.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler