26 Şubat 2026 tarihinde Kabil semalarında gecenin sessizliğini yırtan patlamalar duyulduğunda, iki komşunun uzun süredir biriken güvensizliğinin bir anda “şehir ölçeğine” taşındığı da netleşmişti. Bu saatlerden itibaren Kandahar ve sınır hattına yakın bazı hedeflere uzanan hava saldırıları kısa süre içinde kara unsurlarıyla desteklenen bir baskı diline evrilmiştir. Pakistan’ın Kabil, Kandahar ve sınır çevresindeki hedeflere yönelik hava ve kara unsurlarıyla yürüttüğü bu hamleler, İslamabad’ın söyleminde “açık savaş” vurgusunu gündeme getirmiştir. Böylece tırmanış, sınır karakollarına dönük misillemelerin ötesine geçerek iki başkentin stratejik sabrını test eden yeni bir eşik üretmeye başlamıştır.[1]
Bu eşiğin kırılganlığı, askeri bilanço tartışmalarından çok sivil alanın hızla çatışma coğrafyasına dönüşmesinde yatmaktadır. Birleşmiş Milletler’in Afganistan Misyonu, 21-22 Şubat gecesi Nangarhar’da gerçekleşen hava saldırıları sonucunda en az 13 sivilin hayatını kaybettiğini ve yaralılar bulunduğunu bildirmiştir. Bu veri, “hedef doğrulama” iddiaları ne olursa olsun, sahada meşruiyet maliyetinin katlanarak yükseldiğini işaret etmektedir.[2]
İslamabad’ın temel argümanı, Pakistan Talibanı’nın (TTP) Afgan topraklarında hareket serbestisi kazanması ve sınırın ötesinden yönlendirilen saldırıların artmasıdır. Birleşmiş Milletler’in yaptırım izleme mekanizmalarının son raporlarında, TTP’nin Afganistan’daki varlığına dair değerlendirmeler ile Pakistan’a yönelik saldırı temposunun bölgesel tansiyonu beslediğine ilişkin vurgular yer almaktadır. Bu çerçeve, Pakistan’ın askeri baskıyı “önleyici güvenlik” mantığıyla meşrulaştırma arayışını güçlendirmektedir.[3]
Kabil’in okuması ise egemenlik ihlali ve sivillerin hedef haline gelmesi üzerinden şekillenmektedir. Taliban yönetimi, saldırıların kentsel alanlara taşınmasına karşılık üretmek zorunda hissedecektir. Zira hareketsizlik iç kamuoyunda zafiyet algısı doğurmaktadır. Bu psikoloji, sahada küçük bir temasın hızla büyüyen bir misilleme zincirine dönüşmesine elverişlidir.[4]
Güney Asya güvenlik mimarisi açısından asıl sorun, krizin “sınır yönetimi” dosyasından çıkıp bir güvenlik kompleksi mantığıyla yayılma eğilimidir. Pakistan, doğu sınırında Hindistan’la süregelen caydırıcılık denklemini sürdürürken batı sınırında yeni bir yoğunlukla karşı karşıya kalmaktadır. Bu çift cepheli baskı, ordu ve istihbarat kapasitesinin önceliklendirilmesini zorlamakta ve iç siyasette sertleşmeyi beslemektedir. Tırmanış sürdükçe terörle mücadele söylemi daha fazla konuşulmakta, bu sebeple diplomatik manevra alanı da daralmaktadır.
Sınır hattının 2.600 kilometreyi aşan uzunluğu “tam kontrol” fikrini baştan zora sokmaktadır. Durand Hattı çevresindeki kabile ağları, akrabalık bağları ve kaçak geçiş rotaları devletlerin çizdiği çizgiden daha eski bir toplumsal coğrafya üretmektedir. Bu nedenle güvenlik yaklaşımı sertleştikçe gayri resmî ekonomi daha görünür hale gelmekte, silahlı grupların finansman alanı genişlemektedir. Sahadaki bu sosyoloji hesaba katılmadığında, her askeri hamle bir sonraki krizi doğuran bir döngüye dönüşmektedir.
Ekonomik hatlar bu krizin en hızlı hasar üreten cephesidir. Torkham ve Chaman gibi geçitlerde yaşanan her kapanma, gündelik ticaretin yanında insani geçişleri de kilitlemektedir. Sınırın kesintiye uğramasıyla fiyatların sıçraması, kaçakçılık ağlarının güçlenmesi ve yerel toplulukların güvenlik aktörlerine bağımlılığının artması çatışmayı besleyen bir ekonomi-politik zemini derinleştirmektedir. Üstelik bu maliyet, iki başkentte de toplumsal sabrı törpüleyen bir baskıya dönüşmektedir.
Göç baskısı tırmanışın gecikmeli fakat daha kalıcı sonucudur. Afganistan’daki kırılgan geçim koşulları, şehirleri hedef alan saldırılarla birleştiğinde yeni bir yerinden edilme dalgası üretmektedir. Pakistan’ın milyonlarca Afgan sığınmacıyı barındırdığı tabloda, güvenlik odaklı sınır rejimi sertleştikçe düzensiz hareketlilik artmaktadır. Bu dinamik, insani riskleri büyütürken radikalleşme ağlarının propaganda alanını da genişletmektedir.
Krizin bir başka boyutu, devlet dışı aktörlerin “çatışma merdivenini” kendi lehine tırmandırma kapasitesidir. TTP ve benzeri yapılar, iki taraf arasındaki güvensizlikten beslenirken Taliban yönetiminin kontrol kapasitesini de aşındırmaktadır. Pakistan’ın kentsel hedeflere yönelmesi, örgütlerin “devletler savaşı” söylemi üzerinden yeni devşirme alanları yaratmasına zemin hazırlamaktadır. Böyle bir tabloda, kısa vadeli askeri kazanımlar orta vadede daha karmaşık bir güvenlik denklemine evrilmektedir.
Bu noktada Hindistan faktörü, krizi dolaylı biçimde büyüten bir arka plan oluşturmaktadır. Pakistan güvenlik bürokrasisi, batı sınırında yoğunlaştıkça doğu cephesinde “hazır olma” düzeyini korumaya çalışmakta ve bu da kaynak tahsisini daha maliyetli kılmaktadır. Kabil’de ise Pakistan’ın baskısı arttıkça New Delhi ile temas söylemleri bir dengeleme aracı gibi değerlendirilebilir. Böyle bir jeopolitik salınım, Güney Asya’daki karşılıklı kuşku eşiğini aşağı çekmektedir.
Bilgi savaşı, sıcak çatışmanın görünmeyen tamamlayıcısı haline gelmiştir. Karşılıklı kayıp sayıları üzerinden yürütülen anlatı rekabeti, iç kamuoyunu konsolide etmeyi amaçlarken müzakere ihtimalini de aşındırmaktadır. Sosyal medyada dolaşıma sokulan görüntüler, doğrulama süzgeci zayıfladıkça öfke üretimini hızlandırmaktadır. Bu iklimde “yanlış hedef” hatası siyasi geri dönüşü ağır bir krize dönüşmektedir.
Arabuluculuk girişimleri bu aşamada sembolik olmaktan çıkıp işlevsel bir ihtiyaç haline gelmektedir. Daha önce devreye giren bölgesel aracıların yeniden hareketlenmesi beklenmektedir. Bir tarafta egemenlik ve itibar, diğer tarafta terör tehdidi ve iç güvenlik kaygısı yer aldığında, müzakere masası teknik güven artırıcı önlemlerle başlamak zorundadır. Aksi halde siyasal söylem müzakereyi peşinen tüketmektedir.
Çin başta olmak üzere bölgesel ekonomik aktörler, bu gerilimi güvenlik gündeminden ayrı düşünemeyecektir. Kuşak ve Yol Girişimi güzergâhlarının bir ucu Pakistan’daki istikrar varsayımına dayanmakta ve Afganistan’daki belirsizlikle birleştiğinde sigorta ve lojistik maliyetlerini de yükseltmektedir. Körfez’in finansal kanalları ve Orta Asya’nın geçiş hatları sınırın kesintili hale gelmesinden doğrudan etkilenmektedir. Bu nedenle ekonomik çıkarlar, diplomasiyi yeniden devreye sokan bir basınca dönüşebilir.
Bu süreçte İran boyutunu da dikkate almakta fayda vardır. Zira Afganistan’daki istikrarsızlığın derinleşmesi, İran’ın doğu sınırındaki güvenlik baskısını artırmaktadır. Bu durum, Pakistan’ın İran’la ilişkilerinde yeni bir koordinasyon ihtiyacı doğururken Tahran’ın Afgan dosyasına daha fazla angaje olmasına kapı aralayabilir. Bölgesel aktörler kendi sınır güvenliği refleksleriyle hareket ettikçe kriz çok taraflı bir “komşuluk güvenliği” düğümüne dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Kriz uzadıkça, Pakistan’ın iç güvenlik doktrini “sınır ötesi takip” anlayışına daha fazla yaslanacaktır. Taliban yönetimi ise sınırda kayıp vermek istemeyen fakat itibar kaybını da göze alamayan bir çizgide kalacaktır. Böyle bir denge, tarafları kısa menzilli ama sık tekrarlanan operasyonlara iterken şehirlerin hedef haline gelme riskini canlı tutmaktadır. Bu durum, bölgesel güvenlik mimarisini kalıcı bir gerginlik parametresiyle yeniden tanımlamaktadır.
Önümüzdeki günlerde en olası senaryo, tarafların “kontrollü tırmanış” ile “sınırlı geri çekilme” arasında gidip gelen bir hatta ilerlemesidir. Pakistan, askeri baskıyı sürdürürken hedef setini daraltmaya çalışabilir. Taliban yönetimi ise sınır hattında simgesel karşılıklar vererek iç meşruiyeti korumayı hedefleyebilir. Bu denge, bulunulan noktada bir tek hata payına bakmaktadır: yanlış istihbarat, sivillerin toplu kaybı ya da sembolik bir merkezin vurulması. Böyle bir kırılma anı, Güney Asya’nın güvenlik mimarisini uzun süreli bir “batı cephesi” krizine kilitleyebilir.
[1] “Afghan Taliban open to talks after Pakistan bombs Kabul, Kandahar”, Reuters, https://www.reuters.com/world/asia-pacific/pakistan-strikes-afghanistan-targets-clashes-intensify-2026-02-27/, (Erişim Tarihi: 27.02.2026).
[2] “UNAMA Statement on Civilian Casualties”, UNAMA, https://unama.unmissions.org/en/press-releases/unama-statement-civilian-casualties, (Erişim Tarihi: 27.02.2026).
[3] “Pakistan claims at least 70 fighters killed in strikes along Afghan border”, Al Jazeera, https://www.aljazeera.com/news/2026/2/23/pakistan-claims-at-least-70-fighters-killed-in-strikes-along-afghan-border, (Erişim Tarihi: 27.02.2026).
[4] UN Security Council – S/2025/796, Digital Library UN, https://digitallibrary.un.org/record/4095910, (Erişim Tarihi: 27.02.2026).
