Analiz

Pentagon-Anthropic Gerilimi: Yapay Zekâ Çağında Ulusal Güvenlik ve Özel Sektörün Değişen Rolü

Pentagon-Anthropic gerilimi, yapay zekânın askerî kullanımında sınırları kimin belirleyeceği sorusunu gündeme getirmektedir.
Yapay zekânın savunma sistemlerine entegrasyonu, tedarik zinciri güvenliğine yeni riskler eklemektedir.
Özel yapay zekâ şirketlerinin ulusal güvenlik alanındaki rolü, devlet-özel sektör ilişkisini yeniden şekillendirmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

ABD Federal Temyiz Mahkemesi, 25 Eylül 2026 tarihinde yapay zekâ şirketi Anthropic’in Pentagon tarafından ulusal güvenlik açısından “tedarik zinciri riski” olarak tanımlanmasına yönelik itirazını reddetmiştir. İkiye karşı bir oyla alınan karar, Anthropic ile ABD Savunma Bakanlığı arasında aylardır devam eden ve şirketin geliştirdiği Claudemodellerinin askerî kullanımına ilişkin güvenlik sınırlamalarından kaynaklanan anlaşmazlıkta önemli bir aşamayı oluşturmaktadır.[i] Söz konusu gerilimi yalnızca bir kamu kurumu ile teknoloji sağlayıcısı arasındaki sözleşme anlaşmazlığı olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır. Yapay zekânın istihbarat analizinden operasyonel planlamaya kadar ulusal güvenliğin farklı alanlarına entegre edilmesi, stratejik teknolojik kapasitenin önemli bir bölümünün özel şirketler tarafından geliştirildiği bir ortamda devlet ile teknoloji sağlayıcısı arasındaki yetki ve kontrol ilişkisinin nasıl şekilleneceği sorusunu gündeme getirmektedir.

Pentagon ile Anthropic arasındaki gerilimin arka planında, iki aktör arasında daha önce kurulan kapsamlı işbirliği bulunmaktadır. Pentagon’un Chief Digital and Artificial Intelligence Office’i (CDAO), 2025 yılında Anthropic’e savaş ve kurumsal savunma alanlarındaki kritik ulusal güvenlik sorunlarına yönelik ileri yapay zekâ kapasitesi geliştirilmesi amacıyla 200 milyon dolara kadar çıkabilen bir anlaşma vermiştir.[ii] Anthropic’e göre Claude modelleri istihbarat analizi, modelleme ve simülasyon, operasyonel planlama ve siber operasyonlar dahil olmak üzere farklı ulusal güvenlik görevlerinde kullanılmaktadır.[iii] Dolayısıyla mevcut anlaşmazlık, şirketin yapay zekânın askerî kullanımına genel olarak karşı çıkmasından değil, kullanım alanının sınırlarının kim tarafından belirleneceğine ilişkin daha dar fakat stratejik bir tartışmadan kaynaklanmaktadır.

Gerilim, Pentagon’un yapay zekâ sağlayıcılarından modellerini hukuken izin verilen bütün ulusal güvenlik kullanımlarına açmalarını talep etmesiyle belirginleşmiştir. Anthropic ise kitlesel iç gözetim ve tamamen otonom ölümcül silahlar olmak üzere iki kullanım alanındaki sınırlamalarını kaldırmayı reddetmiştir. Şirket, mevcut ileri yapay zekâ modellerinin insan müdahalesi olmaksızın hedef seçme ve ölümcül güç kullanma açısından yeterince güvenilir olmadığını savunurken yapay zekâ destekli kitlesel gözetimin temel haklar açısından önemli riskler oluşturduğunu ileri sürmektedir.[iv] Pentagon açısından ise ulusal güvenlik görevlerinde kullanılan stratejik bir teknolojinin işlevlerinin özel bir sağlayıcı tarafından sınırlandırılabilmesi, askerî karar alma ve operasyonel kontrol açısından farklı bir risk ortaya çıkarmaktadır.

Bu nedenle Pentagon-Anthropic anlaşmazlığını “güvenlik ile etik arasındaki çatışma” şeklinde değerlendirmek eksik kalacaktır. Tarafların pozisyonları daha çok iki farklı güvenlik riskinin nasıl önceliklendirileceğine ilişkin bir ayrışmaya işaret etmektedir. Anthropic, güvenilirliği yeterince kanıtlanmamış modellerin belirli askerî ve gözetim faaliyetlerinde kullanılmasının doğurabileceği risklere odaklanırken Pentagon, ulusal güvenlik kapasitesinin özel bir teknoloji sağlayıcısının teknik ve sözleşmesel tercihlerine bağımlı hale gelmesini sorun olarak görmektedir. 25 Eylül tarihli mahkeme kararının çoğunluk görüşü de Anthropic’in ileri sürdüğü yapay zekâ güvenliği risklerini bütünüyle reddetmek yerine bu risklerin nasıl dengeleneceğine ilişkin kararın devletin ulusal güvenlik yetkileri çerçevesinde değerlendirilmesine alan açmıştır. Böylece tartışma, yapay zekânın güvenli olup olmadığı sorusunun ötesine geçerek stratejik teknolojilerin kullanım sınırlarını belirleme yetkisinin dağılımına uzanmaktadır.

Pentagon-Anthropic anlaşmazlığının önemi, ABD Savunma Bakanlığı’nın yapay zekâ kapasitesini giderek özel teknoloji şirketleriyle kurduğu işbirlikleri üzerinden geliştirmesiyle daha belirgin hale gelmektedir. Center for Strategic and International Studies’ın (CSIS) Eylül 2026 tarihinde yayımladığı araştırmaya göre 2019-2025 mali yılları arasında ABD federal kurumlarının yapay zekâyla bağlantılı sözleşmeler kapsamında üstlendiği 4,1 milyar dolarlık yükümlülüğün yaklaşık yüzde 83’ü Savunma Bakanlığı’na aittir.[v] Bu tablo, Pentagon’un yapay zekâ alanında önemli bir alıcı konumuna geldiğini ve özel teknoloji sağlayıcılarıyla kurduğu ilişkinin ulusal güvenlik açısından giderek daha önemli hale geldiğini göstermektedir. Bu nedenle Anthropic’le yaşanan anlaşmazlık, tek bir şirketle yürütülen sözleşme tartışmasının ötesinde, devletin özel sektör tarafından geliştirilen stratejik teknolojilere yönelik bağımlılığını nasıl yöneteceği sorusunu gündeme getirmektedir.

Bu dönüşüm aynı zamanda savunma tedarik zinciri güvenliği kavramının kapsamını genişletmektedir. Geleneksel olarak tedarik zinciri riskleri kritik fiziksel bileşenlere erişim, yabancı üreticilere bağımlılık, sabotaj veya teknolojik donanımın güvenilirliği üzerinden değerlendirilirken yapay zekâ sistemleri farklı bir bağımlılık biçimi yaratmaktadır. Modelin işlevleri, güvenlik önlemleri ve kullanım parametreleri yazılım sağlayıcısı tarafından sürekli olarak güncellenebildiği için tedarik zincirinin güvenilirliği yalnızca teknolojinin devlete ulaşıp ulaşmamasıyla sınırlı değildir. Devletin eriştiği kapasitenin hangi koşullarda kullanılabileceği de sağlayıcıyla kurulan ilişkinin parçası haline gelmektedir. Pentagon’un Anthropic’i tedarik zinciri riski olarak değerlendirmesi bu açıdan savunma tedarik güvenliğinin fiziksel bileşenlerin sürekliliğinden yazılım sağlayıcısının stratejik sistem üzerindeki kontrol kapasitesine doğru genişleyebildiğini göstermektedir.

Yapay zekâ sistemlerinin bu özellikleri, ileri yapay zekâ şirketlerini geleneksel savunma yüklenicilerinden kısmen farklılaştırmaktadır. Geleneksel savunma şirketleri de devletlerin askerî kapasitesinin geliştirilmesinde uzun süredir önemli rol oynamaktadır. Ancak ileri yapay zekâ modellerinin sürekli güncellenen yazılım tabanlı yapısı, sağlayıcı şirketlere teknolojinin işlevleri ve güvenlik parametreleri üzerinde devam eden bir etki alanı sağlayabilmektedir. Devletler sözleşme koşulları, tedarik politikaları, düzenleyici araçlar ve ulusal güvenlik yetkileri aracılığıyla temel karar alma kapasitesini korumaktadır. Buna karşılık kritik teknolojik kapasitenin geliştirilmesinin özel sektörde yoğunlaşması, devletin bu kapasiteyi kullanabilmek için özel aktörlerle kurduğu ilişkinin stratejik önemini artırmaktadır.

Pentagon’un farklı ileri yapay zekâ sağlayıcılarıyla eş zamanlı çalışması bu bağımlılığın yönetilmesine yönelik bir yöntem olarak değerlendirilebilir. Savunma Bakanlığı, Anthropic’in yanı sıra Google Public Sector ve diğer ileri yapay zekâ sağlayıcılarıyla da ulusal güvenlik uygulamalarının geliştirilmesine yönelik anlaşmalar imzalamıştır.[vi] Birden fazla sağlayıcının savunma ekosistemine dahil edilmesi, tek bir şirketin teknolojik veya sözleşmesel tercihlerinin devlet açısından kritik bir darboğaza dönüşmesi riskini azaltma potansiyeli taşımaktadır. Böylece yapay zekâ tedarik politikasında rekabet yalnızca hangi modelin daha yüksek kapasite sunduğu üzerinden değil, devletin operasyonel özerkliğini ve teknolojik alternatiflerini ne ölçüde koruyabildiği üzerinden de şekillenebilir.

Bununla birlikte Pentagon-Anthropic geriliminin özel teknoloji şirketlerinin ulusal güvenlik politikalarını belirleyebilecek bağımsız aktörlere dönüştüğü şeklinde yorumlanması da aşırı bir çıkarım olacaktır. Anthropic’in kendi kullanım koşullarını belirleme kapasitesi bulunurken Pentagon şirketin savunma sözleşmelerindeki konumunu değiştirebilmekte ve alternatif sağlayıcılara yönelebilmektedir. Dolayısıyla ortaya çıkan yapı, devlet otoritesinin ortadan kalkmasından ziyade stratejik teknolojik kapasitenin üretimi ile bu kapasitenin siyasi ve askerî kullanımına ilişkin karar alma yetkisinin farklı aktörlerde yoğunlaşmasından kaynaklanan yeni bir karşılıklı bağımlılık biçimine işaret etmektedir.

Sonuç olarak Pentagon-Anthropic gerilimi, yapay zekânın ulusal güvenlik sistemlerine entegrasyonunun yalnızca yeni askerî kapasitelere ilişkin bir mesele olmadığını göstermektedir. Stratejik yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesinde özel şirketlerin önemli bir rol üstlenmesi; tedarik güvenliği, operasyonel kontrol ve teknolojik bağımlılık kavramlarının yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. 25 Eylül 2026 tarihli mahkeme kararı bu dönüşümün hukuki boyutunu görünür hale getirirken asıl yapısal mesele, yapay zekâ çağında teknolojik kapasitenin sahibi, sağlayıcısı ve kullanım sınırlarını belirleyen aktör arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Bu çerçevede geleceğin ulusal güvenlik politikalarında temel sorun devletlerin en gelişmiş yapay zekâ sistemlerine erişebilmesinden çok, bu sistemlere yönelik bağımlılığı yönetirken operasyonel özerkliği ve teknolojinin güvenilir kullanımını aynı anda nasıl koruyabilecekleri olacaktır.


[i] “US Appeals Court Upholds Pentagon’s Blacklisting of Anthropic”, Reuters, https://www.reuters.com/world/us-appeals-court-declines-block-pentagons-blacklisting-anthropic-2026-09-25/, (Erişim Tarihi: 27.09.2026).

[ii] “Contracts For Jul. 14, 2025”, U.S. Department of War, https://www.war.gov/News/Contracts/Contract/Article/4243673/contracts-for-jul-14-2025/, (Erişim Tarihi: 27.09.2026).

[iii] “Statement on our discussions with the Department of War”, Anthropic, https://www.anthropic.com/news/statement-department-of-war, (Erişim Tarihi: 27.09.2026).

[iv] Aynı yer.

[v] Yasir Atalan, Erik Tiersten-Nyman ve Benjamin Jensen, “Understanding the U.S. Federal Government’s AI Spending”, Center for Strategic and International Studies (CSIS), https://www.csis.org/analysis/understanding-us-federal-governments-ai-spending, (Erişim Tarihi: 27.09.2026).

[vi] U.S. Departement of War, a.g.e.

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler