Analiz

Tekno-Politik Çatışma: ABD-Çin Rekabetinin Yeni Dijital Cephesi

Küresel hegemonya mücadelesi artık topraklardan veri merkezlerine ve algoritmik ağlara taşınmıştır.
Amazon ve Huawei gibi teknoloji devleri, günümüz dünyasının en kritik jeopolitik oyuncuları haline gelmiştir.
Devletlerin ulusal güvenliği artık fiziki sınırlarından ziyade dijital altyapı bağımlılıkları üzerinden tanımlanmıştır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yirmi birinci yüzyılın uluslararası ilişkiler paradigması, klasik jeopolitik teorilerin öngördüğü fiziki toprak kazanımı veya hammadde kontrolü stratejilerinin ötesine geçen yeni bir güç projeksiyonuna tanıklık etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki rekabet, sömürgecilik döneminin coğrafi sınır genişletme arzularından ya da Soğuk Savaş dönemi konvansiyonel silahlanma yarışından radikal bir biçimde ayrışmaktadır. Günümüz dünyasında hegemonya mücadelesinin yeni merkez üssü, üretim araçlarının dijitalleştiği, algoritmaların tüketici davranışlarını modifiye ettiği ve verinin en değerli ham madde haline geldiği bulut sermayesi alanıdır. Bulut sermayesi, geleneksel endüstriyel kapitalizmin fabrikalarını ve makinelerini ikame eden, bulut bilişim altyapıları, yapay zekâ ağları, dijital ödeme sistemleri ve küresel platform ekosistemlerinden oluşan yeni nesil bir mülkiyet ve güç biçimidir. Bu yeni güç biçimi, devletlerin egemenlik alanlarını fiziki sınırların dışına taşırarak dijital ağlar üzerinden küresel bir bağımlılık asimetrisi yaratmaktadır.[i]

Geleneksel uluslararası ilişkiler teorilerinden Neorealizm, devletlerin güç kapasitelerini askeri harcamalar, nüfus ve coğrafi büyüklük üzerinden ölçerken; liberal teoriler karşılıklı bağımlılığın çatışmayı önleyici dinamiklerine vurgu yapmaktadır. Ancak ABD-Çin rekabetinin mevcut evresi, bu iki teorik yaklaşımın da sınırlarını zorlayan silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık kavramıyla açıklanabilmektedir. Dijital altyapıları, denizaltı fiber optik kablolarını, sunucu çiftliklerini ve yarı iletken tedarik zincirlerini kontrol eden aktörler, küresel sistemin darboğazlarını ellerinde tutmaktadır. Çin’in teknolojik altyapıyı dış politikasının yapı taşı haline getirmesi ve ABD’nin bu hamlelere yaptırımlar ve teknolojik blokajlarla yanıt vermesi, egemenliğin artık siber uzayda ve veri merkezlerinde yeniden tanımlandığını göstermektedir.[ii]

Bulut sermayesi kavramını anlamak, modern uluslararası siyasi iktisadın dönüşümünü kavramak anlamına gelmektedir. Endüstriyel kapitalizm döneminde bir devletin gücü, çelik fabrikaları, demiryolları ve petrol kuyuları gibi fiziki altyapılarla doğrudan ilintilidir. Bulut sermayesinde ise güç, milyarlarca insanın verisini toplayan, işleyen ve bu veriler aracılığıyla yapay zekâ modellerini eğiten algoritmik platformlara kaymıştır. Amazon Web Services (AWS), Microsoft Azure ve Google Cloud gibi Amerikan menşeli yapay zekâ ve bulut devleri, küresel verinin çok büyük bir kısmını depolayarak yapısal bir güç elde etmiştir. Bu platformlar basit ticari işletmeler değildir; uluslararası sistemde bilginin akışını, ekonomik işlemlerin güvenliğini ve devletlerin dijital kapasitelerini kontrol eden jeopolitik aktörlere dönüşmüşlerdir. Bir devletin ulusal veri güvenliği veya siber egemenliği, doğrudan bu bulut altyapılarına olan bağımlılığı oranında kırılgan hale gelmektedir.[iii]

ÇHC ise bu Amerikan tekeline karşı kendi ulusal şampiyonlarını (Alibaba, Tencent, Baidu, Huawei) yaratarak alternatif bir bulut sermayesi mimarisi inşa etmiştir. Batı dışı dünyada, özellikle Küresel Güney’de hızla yayılan bu Çin ekosistemi, Washington’ın yapısal hegemonyasına doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Geleneksel teorilerde hegemonya, askeri üsler ve deniz yollarının kontrolüyle sağlanırken, dijital çağda hegemonya, akıllı şehir teknolojileri, veri merkezleri ve sınır ötesi dijital ödeme ağları üzerinden tesis edilmektedir. Dolayısıyla ABD ve Çin arasındaki gerilim, basit bir ticaret savaşından ziyade geleceğin küresel işletim sistemini kimin yazacağına dair ontolojik bir egemenlik mücadelesidir.[iv]

Amerikan tarzı bulut sermayesinin en somut ve agresif örneği Amazon şirketidir. Amazon, e-ticaret platformu olarak başlattığı serüvenini, küresel bulut bilişim pazarının lideri olan AWS ile taçlandırmıştır. AWS, bugün dünya genelinde devlet kurumlarından finans devlerine, istihbarat teşkilatlarından start-up’lara kadar devasa bir kitleye bilgi işlem yeteneği, veri depolama ve yapay zekâ araçları sunmaktadır. ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Pentagon’un gizli verilerini AWS altyapısında saklaması, ticari bir şirketin Amerikan ulusal güvenlik mimarisiyle nasıl bütünleştiğinin en açık göstergesidir. Bu durum, Amerikan devletinin sert gücü ile bulut sermayesinin yumuşak ve yapısal gücü arasındaki simbiyotik ilişkiyi ortaya koymaktadır.[v]

Amazon ve benzeri Amerikan teknoloji şirketlerinin küresel ölçekteki yayılımı, Washington’a benzersiz bir denetim ve gözetim kapasitesi sağlamaktadır. Yabancı devletlerin kamu kurumları ve stratejik şirketleri Amerikan bulut altyapılarını kullandıklarında, egemenlik haklarının bir kısmını gayriihtiyari olarak devretmiş olurlar. Örneğin, ABD mahkemelerinin “Cloud Act (Bulut Yasası)” kapsamında Amerikan şirketlerinin denizaşırı sunucularında tutulan verilere erişim talep edebilmesi, uluslararası hukukun sınırlarını siber uzay lehine esnetmektedir. Bu durum, egemenliği fiziki toprak bütünlüğü olarak tanımlayan klasik Westphalia modelinin, bulut sermayesinin sınır tanımayan doğası karşısında nasıl aşındığını belgelemektedir.[vi]

Çin, Batı’nın bulut sermayesi hegemonyasına boyun eğmek yerine kendi sınırları içinde “Büyük Güvenlik Duvarı” aracılığıyla korumacı bir dijital ekosistem geliştirmiştir. Bu ekosistemin küresel alana taşınması ise “Dijital İpek Yolu” stratejisiyle gerçekleşmektedir. Çin’in bu stratejideki en önemli aktörlerinden biri Huawei’dir. Huawei akıllı telefon üreten bir marka değil, ayrıca küresel 5G telekomünikasyon altyapısının ana yüklenicisidir. Afrika, Orta Doğu, Güneydoğu Asya ve hatta Avrupa’nın bazı bölgelerinde 5G ağlarının kurulumunu üstlenen Huawei, veri akışının fiziki otobanlarını inşa etmektedir. ABD’nin Huawei’e yönelik küresel ambargo kampanyası ve casusluk suçlamaları, meselenin ticari rekabet değil, ağların kontrolü üzerinden şekillenen bir ulusal güvenlik krizi olmasından kaynaklanmaktadır.[vii]

Huawei fiziki ağları döşerken, Alibaba Grubu ve onun finansal iştiraki olan Ant Group (Alipay), dijital ticaret ve finansal ekosistemi yeniden şekillendirmektedir. Alipay ve Tencent’in WeChat Pay platformları, Çin içinde nakit para taşımayan bir toplum yaratmanın ötesine geçerek küresel ödeme sistemlerinde yeni bir model haline gelmiştir. Geleneksel olarak ABD merkezli SWIFT sistemine bağımlı olan küresel finans ağı, Çin’in sınır ötesi dijital ödeme sistemleri ve dijital yuan (e-CNY) hamlesiyle çok kutuplu bir evreye geçmektedir. Gelişmekte olan ülkeler, Alipay ve Alibaba Cloud altyapılarını entegre ederek Çin’in bulut sermayesi havzasına dahil olmakta ve bu durum söz konusu devletlerin egemenlik tercihlerini Pekin lehine dönüştürmektedir.[viii]

Bulut sermayesi soyut algoritmalardan ibaret görünse de işlevselliği tamamen yeryüzündeki en karmaşık fiziksel yapılara, yani yarı iletkenlere ve veri merkezlerine bağlıdır. Bugün üretilen en gelişmiş yapay zekâ modelleri binlerce gelişmiş grafik işlemcinin eşzamanlı çalışmasını gerektirmektedir. Bu alanda ABD merkezli Nvidia şirketi piyasa tekeli konumundayken, bu çiplerin üretimi Tayvan’daki TSMC fabrikalarına bağımlıdır. ABD’nin Çin’e yönelik gelişmiş çip satışı ve çip üretim ekipmanları ihracat yasakları, Çin’in bulut sermayesi ve yapay zekâ kapasitesini donanımsal olarak yoksun bırakma stratejisidir.[ix]

Çin ise bu donanımsal kuşatmayı kırmak adına, devlet destekli muazzam bir yerlileştirme programı yürütmektedir. Huawei’nin kendi geliştirdiği “Ascend” serisi yapay zekâ işlemcileri yerli dökümhaneler, ABD yaptırımlarına rağmen Çin’in kendi yapay zekâ ekosistemini ayakta tutabileceğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Yapay zekâ alanındaki bu yarış, uluslararası ilişkilerde hegemonik gücün artık askeri taburlarla değil, saniyede yapılan operasyonlar ve süper bilgisayarların işlem kapasitesiyle ölçüldüğü yeni bir dönemi başlatmıştır. Yapay zekâ üzerinde sağlanan üstünlük, siber savunmadan otonom silahlara, ekonomik analizlerden kitle dezenformasyonuna kadar her alanda mutlak bir asimetri yaratmaktadır.[x]

Bulut sermayesi üzerindeki hegemonya mücadelesinin en bürokratik ama en etkili cephelerinden biri, fikri mülkiyet hakları ve uluslararası standart belirleme komiteleridir. Geçmişte standartları Batılı kurumlar belirlerken, bugün Çin devlet teşvikleriyle bu kurumlarda ezici bir ağırlık kurmaya başlamıştır. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) verilerine göre Çin, yıllık uluslararası patent başvurularında ABD’yi geride bırakarak birinci sıraya yerleşmiştir. Özellikle 5G/6G teknolojileri, kuantum hesaplama, yapay zekâ algoritmaları ve nesnelerin interneti (IoT) alanlarında Çinli şirketlerin elinde bulundurduğu “Standart Esaslı Patentler” (SEPs), Batılı şirketlerin bile Çin teknolojisini kullanmadan üretim yapmasını zorlaştırmaktadır.[xi]

Patentler üzerindeki bu yoğunlaşma, devletlerin gelecekteki teknolojik mimariyi kendi ulusal çıkarlarına göre dikte etmelerini sağlamaktadır. Eğer bir ülkenin siber altyapı standartları Çin tarafından belirlenmişse, o altyapıya entegre edilecek tüm bulut servisleri, donanımlar ve yazılımlar da kaçınılmaz olarak Çin ekosistemine bağımlı olacaktır. Bu durum, sömürgecilik dönemindeki demiryolu imtiyazlarına benzemektedir; demiryolunun ray genişliğini belirleyen aktör, o hat üzerinde hangi vagonların ve malların taşınacağını da kontrol ediyordu. Bugün de bulutun ve veri iletişiminin standartlarını belirleyen güç, küresel zenginliğin transfer kanallarını elinde tutmaktadır.

Geleceğin uluslararası sistemi, küresel ekonominin ve siber uzayın iki büyük kutba bölündüğü yeni bir tekno-politik gerçekliğe doğru evrilmektedir. Bir tarafta Amerikan merkezli, veri akışını serbest piyasa ve platform kapitalizmi üzerinden konsolide eden Batı bloku; diğer tarafta ise Çin merkezli, devlet kapitalizmi ve dijital otoriterlik sarmalında altyapı bağımlılığı yaratan Doğu bloku yer almaktadır. Bu iki bulut sermayesi havzası arasında kalan diğer devletler için egemenlik, hangi egemenlik şemsiyesine dahil olacaklarını seçme vizyonuna sıkışmış durumdadır. Sonuç olarak siber uzayın ve bulut sermayesinin kimin kontrolünde olacağı sorusu, sadece ekonomik refahın değil, insanlığın gelecekteki siyasi örgütlenme biçiminin ve devlet egemenliğinin sınırlarını da tayin edecektir.


[i] Varoufakis, Y. (2023). Technofeudalism: What Killed Capitalism. Penguin Books.

[ii] Farrell, H., & Newman, A. L. (2019). Weaponized interdependence: How global economic networks shape state coercion. International security, 44(1), 42-79.

[iii] Zuboff, S. (2023). The age of surveillance capitalism. In Social theory re-wired (pp. 203-213). Routledge.

[iv] Allison, G., & Schmidt, E. (2020). Is China beating the US to AI supremacy?. Harvard Kennedy School, Belfer Center for Science and International Affairs.

[v] “Geopolitical shocks highlight the need for diversity in cloud providers”, Financial Times, https://www.ft.com/content/9a4131e4-e9d6-4dfb-a400-28bb8037fab6, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

[vi] “Clarifying Lawful Overseas Use of Data (Verilerin Denizaşırı Ülkelerde Kullanım Şeklinin Netleştirilmesi – CLOUD) Yasası”, Amazon, https://aws.amazon.com/tr/compliance/cloud-act/, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

[vii] “The Digital Silk Road: Expanding China’s Digital Footprint”, Eurasia Group, https://www.eurasiagroup.net/files/upload/Digital-Silk-Road-Expanding-China-Digital-Footprint.pdf, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

[viii] “Alibaba Cloud Expands Fintech Footprint with LuLu Financial Holdings and Ant Digital Technologies AI Partnerships”, Alibaba Cloud, https://www.alibabacloud.com/blog/alibaba-cloud-expands-fintech-footprint-with-lulu-financial-holdings-and-ant-digital-technologies-ai-partnerships_602216, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

[ix] Miller, C. (2022). Chip war: The fight for the world’s most critical technology. Simon and Schuster.

[x] “China built hundreds of AI data centers to catch the AI boom. Now many stand unused.”, MIT, https://www.technologyreview.com/2025/03/26/1113802/china-ai-data-centers-unused/, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

[xi] “World Intellectual Property Indicators 2025”, WIPO, https://www.wipo.int/publications/en/details.jsp?id=4822, (Erişim Tarihi: 20.06.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler