AmerikaBirleşik Devletleri (ABD) ile Kanada arasında uzun süredir devam eden ticaret müzakerelerinin sonuçsuz kalması, Kuzey Amerika ekonomik ilişkilerinde yeni ve daha sert bir dönemin başlangıcına işaret etmektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada’dan ithal edilen belirli ürünlere %50 oranında yeni gümrük tarifeleri uygulanacağını açıklaması, iki ülke arasındaki anlaşmazlığı müzakere düzeyinden açık bir ticaret çatışmasına taşımaktadır. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ABD’nin uyguladığı tarifelere “dolarına dolar” karşılık verileceğini açıklaması ise Ottawa yönetiminin Washington karşısında geri adım atmayacağını göstermektedir.[i] Yaşanan gelişmeler yalnızca iki ülke arasındaki ticaret hacmini değil, aynı zamanda ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) geleceğini ve Kuzey Amerika’daki ekonomik bütünleşmenin niteliğini de tartışmaya açmaktadır.
Trump’ın Kanada’ya yönelik son açıklamalarında kullandığı “bir eyalet olmadan eyalet olmanın avantajlarından yararlanmak istiyorlar” ifadesi, mevcut anlaşmazlığın ekonomik boyutunun ötesinde siyasi bir anlam taşımaktadır.[ii] Trump, ikinci başkanlık döneminin başlamasından itibaren Kanada’nın “ABD’nin 51. eyaleti” olmasına yönelik söylemlerini zaman zaman gündeme getirmektedir. Kanada yönetimi açısından bu söylem, iki egemen devlet arasındaki geleneksel ekonomik ilişkinin niteliğinin sorgulanması anlamına gelmektedir. Özellikle Washington’un müzakerelerde Kanada’nın üçüncü ülkelerle yeni ticaret anlaşmaları imzalama kapasitesinin sınırlandırılmasını istemesi, Ottawa açısından ekonomik egemenliği ve bağımsız ticaret politikası yürütme kapasitesini ilgilendiren temel bir sorun oluşturmaktadır.
Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD tarafından sunulan koşulların kabul edilemez olduğunu ve Kanada’nın bağımsız ticaret politikası yürütme kapasitesini aşırı derecede sınırlandıracağını belirtmektedir. Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby’nin söz konusu taleplerin Kanada’yı ekonomik açıdan “ABD’nin 51. eyaleti” konumuna indireceği yönündeki açıklaması da bu yaklaşımı desteklemektedir. Dolayısıyla taraflar arasındaki anlaşmazlık yalnızca tarifelerin oranı veya belirli sektörlerin korunması meselesinden oluşmamaktadır. Tartışmanın merkezinde Kanada’nın ekonomik egemenliğinin sınırları ve ABD’nin Kuzey Amerika ekonomik alanındaki belirleyici konumu da bulunmaktadır.[iii]
Trump yönetiminin uyguladığı tarife politikası, ABD Başkanı’nın daha geniş ekonomik yaklaşımıyla uyum göstermektedir. Trump, söz konusu tarifeleri Amerikan üretimini korumanın, dış ticaret açığını azaltmanın ve üretimi yeniden ABD topraklarına çekmenin temel araçlarından biri olarak değerlendirmektedir. Amerikan çiftçilerinin yıllardır Kanada tarafından yüksek tarifelere maruz bırakıldığını savunması da yeni önlemleri karşılıklılık ilkesi üzerinden meşrulaştırmaya çalıştığını göstermektedir. Bu yaklaşımda gümrük tarifeleri yalnızca ekonomik koruma aracı olarak değil, ticaret ortaklarından ekonomik ve siyasi tavizler elde etmek amacıyla kullanılan bir müzakere aracı olarak da işlev görmektedir.
Kanada içerisindeki siyasi aktörlerin önemli ölçüde ortak bir tutum benimsemesi de dikkat çekmektedir. Muhafazakâr muhalefet lideri Pierre Poilievre’nin Amerikan tarifelerini “haksız” olarak değerlendirmesi, meselenin iktidar-muhalefet rekabetinin ötesinde ulusal ekonomik çıkar çerçevesinde ele alındığını göstermektedir. Benzer şekilde Kanada eyaletlerinin yöneticileri de farklı ekonomik önceliklere sahip olmalarına rağmen Washington’un son adımlarından duydukları rahatsızlığı dile getirmektedir. Bununla birlikte Alberta Başbakanı Danielle Smith’in tarafları yeniden müzakere masasına dönmeye çağırması, özellikle ABD ekonomisiyle yoğun şekilde bağlantılı enerji üreticisi eyaletlerin uzun süreli bir ticaret savaşından kaçınmak istediğini göstermektedir.[iv]
Mevcut krizin en önemli boyutlarından birini iki ülke ekonomilerinin yüksek düzeyde bütünleşmiş olması oluşturmaktadır. ABD ve Kanada arasındaki üretim zincirleri özellikle otomotiv, enerji, tarım ve sanayi sektörlerinde sınırın iki tarafına yayılmış durumdadır. Bir ürünün üretim sürecinde kullanılan ara mallarının sınırı birden fazla kez geçebilmesi, tarifelerin yalnızca nihai ithal ürünü değil, üretim zincirinin tamamını etkileyebilmesine neden olmaktadır. Bu durum, klasik anlamda birbirinden büyük ölçüde bağımsız iki ekonominin yürüttüğü ticaret savaşından farklı bir tablo meydana getirmektedir. Washington ve Ottawa’nın birbirlerine ekonomik maliyet yüklemeye çalışırken kendi şirketleri ve tüketicileri üzerinde de maliyet oluşturma ihtimali bulunmaktadır.
Anlaşmazlığın daha geniş çaplı sonuçlarından biri ise USMCA’nın geleceği üzerinde ortaya çıkmaktadır. Trump’ın ilk başkanlık döneminde 1994 tarihli Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) yerine imzalanan USMCA, ABD, Kanada ve Meksika arasındaki yıllık yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık üçlü ticaretin temel hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. Kanada ve Meksika’nın anlaşmanın 16 yıl daha uzatılmasını talep etmesine karşılık ABD’nin mevcut haliyle yenilenmesine sıcak bakmaması, Kuzey Amerika ekonomik düzeninin yeniden müzakere edilmek istendiğini göstermektedir. Kanada’yla ikili görüşmelerin çökmesi de USMCA’nın geleceğine ilişkin belirsizliği daha da artırmaktadır.
Bu noktada Trump yönetiminin hedefinin yalnızca Kanada’dan daha avantajlı tarife koşulları elde etmek olmadığı değerlendirilebilmektedir. Washington’un Kanada’nın başka ülkelerle ticaret anlaşmaları yapabilme kapasitesini sınırlandırmaya yönelik talepleri dikkate alındığında, ABD’nin Kuzey Amerika ekonomik ilişkilerinde kendi hareket alanını genişletirken Kanada’nın bağımsız ticaret politikası üzerindeki etkisini artırmaya çalıştığı yönünde bir değerlendirme yapılabilir. Böyle bir yaklaşım, Kuzey Amerika’daki ekonomik bütünleşmenin daha fazla Washington merkezli bir yapıya dönüşmesi ihtimalini gündeme getirmektedir. Kanada açısından ise bu durum, ABD pazarına ayrıcalıklı erişimin korunması ile bağımsız dış ekonomik politika yürütme kapasitesinin sürdürülmesi arasında giderek daha belirgin bir denge sorunu yaratmaktadır.
Sonuç olarak ABD-Kanada ticaret görüşmelerinin çökmesi, iki ülke arasındaki sıradan bir tarife anlaşmazlığının ötesinde Kuzey Amerika ekonomik düzeninin geleceğine ilişkin daha kapsamlı bir mücadeleye işaret etmektedir. Trump yönetimi tarifeleri Amerikan üretimini koruyan bir araç olmasının yanı sıra Kanada’dan daha geniş ekonomik ve siyasi tavizler elde etmek amacıyla kullanmaktadır. Carney Hükümeti ise misilleme tarifeleri yoluyla ekonomik maliyet üstlenme pahasına Kanada’nın ticari karar alma bağımsızlığını korumaya çalışmaktadır. Bu nedenle taraflar arasındaki temel anlaşmazlık yalnızca hangi ürünün hangi oranda vergilendirileceği konusunda değil, ekonomik bütünleşmenin egemen devletlerin hareket alanını ne ölçüde sınırlandırabileceği konusunda ortaya çıkmaktadır.
[i] Yousif, Nadine. “Trump Says Canada Wants ‘Benefits’ of Being US State after Trade Talks Collapse.” BBC News, bbc.com/news/articles/cx272np7vgyo, (Erişim Tarihi: 23.08.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
