Analiz

Yekaterinburg Görüşmesi ve Ermenistan-Rusya İlişkilerinde Yönetilen Uzaklaşma

Paşinyan’ın 7 Temmuz ziyareti ne bir normalleşme dönemecini ne de nihai bir kopuşu işaret etmektedir.
Erivan, Batılı ortaklarına stratejik yöneliminin değişmediği mesajını vermektedir.
Moskova ise temasın protokol düzeyini sınırlayarak memnuniyetsizliğini örtük biçimde ifade etmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın 7 Temmuz 2026 tarihinde Rusya’ya gerçekleştirdiği çalışma ziyareti, Güney Kafkasya’nın yeniden şekillenen jeopolitik mimarisi içinde Erivan-Moskova ilişkilerinin mevcut durumunu analiz etmek için önemli bir gözlem imkânı sunmaktadır. Paşinyan, ziyaret kapsamında Yekaterinburg’da düzenlenen Innoprom-2026 uluslararası sanayi fuarı çerçevesinde organize edilen “Endüstri 360: Sınır Tanımayan Üretim” konulu genel kurul oturumuna katılmış ve Rusya Başbakanı Mihail Mişustin ile bir araya gelmiştir. Ziyaret ilk bakışta teknik-ekonomik bir temas görünümü arz etse de zamanlaması, formatı ve gündemi, iki ülke arasındaki ilişkinin geçirdiği yapısal dönüşüme dair anlamlı veriler içermektedir.

Diplomatik temasların formatı, ikili ilişkilerin niteliğine dair söylemsel açıklamalardan çoğu zaman daha güvenilir bir göstergedir. Bu açıdan üç unsur dikkat çekmektedir. Birincisi, söz konusu ziyaret, Ermeni liderin haziran seçimlerinden bu yana yaptığı ilk yurt dışı ziyaretidir. Seçim sonrası ilk durağın Rusya olması, süregelen gerilime rağmen Moskova’nın Erivan’ın dış politika hiyerarşisindeki ağırlığını koruduğuna işaret etmektedir. İkincisi, görüşmenin muhatabı Devlet Başkanı Vladimir Putin değil, hükümet başkanı düzeyinde Mişustin olmuştur; bu tercih, temasın siyasi-stratejik değil ekonomik-teknik bir çerçeveye oturtulduğunu göstermektedir. Üçüncüsü, görüşme ikili resmi ziyaret formatında değil, çok taraflı bir etkinliğin marjında gerçekleşmiştir. Nitekim fuar kapsamında Mişustin, Paşinyan’ın yanı sıra Belarus Başbakanı Aleksandr Turçin ve Kırgızistan temsilcisi Adılbek Kasımaliyev ile de ikili görüşmeler yapmış, genel oturuma Kazakistan Başbakanı Oljas Bektenov da katılmıştır. Bu format, her iki başkentin de ilişkiyi normalleştirme iradesini kontrollü ve düşük profilli tutma tercihini yansıtmaktadır. Erivan, Batılı ortaklarına stratejik yöneliminin değişmediği mesajını verirken Moskova ile işlevsel kanalları açık tutmakta; Moskova ise temasın protokol düzeyini sınırlayarak memnuniyetsizliğini örtük biçimde ifade etmektedir.

Ziyaretin iç siyasi arka planı da analitik açıdan göz ardı edilemeyecek bir değişkendir. Ermenistan’da 7 Haziran’da düzenlenen parlamento seçimlerinde Paşinyan liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi yüzde 49,81 oy alarak Rusya yanlısı muhalif partileri geride bırakmış; ikinci sırayı ise Rusya’da servet edinmiş olan ve hükümeti devirmeye teşebbüs suçlamasıyla ev hapsinde tutulan milyarder Samvel Karapetyan’ın liderliğindeki Güçlü Ermenistan ittifakı yüzde 23,29 oyla almıştır. Bu sonuç iki yönlü okunabilir. Bir yandan Paşinyan, Batı yönelimli dış politika çizgisinin seçmen nezdinde onaylandığı iddiasıyla Moskova karşısında güçlenmiş bir müzakere pozisyonu elde etmiştir. Öte yandan Rusya bağlantılı siyasi ve ekonomik aktörlerin ülke içindeki varlığı, yüzde 23’ü aşan bir seçmen bloğunun temsilinde somutlaşarak Moskova’nın Ermenistan iç siyasetindeki potansiyel etki kapasitesini teyit etmiştir. Dolayısıyla ziyaret, tazelenmiş bir demokratik meşruiyetle donanmış ancak Rusya faktörünü iç siyasetinde tümüyle nötralize edememiş bir liderin dengeleme çabası olarak değerlendirilebilir.

Paşinyan hükümetinin 2022 sonrasında belirginleşen dış politika çeşitlendirmesi (Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü-KGAÖ üyeliğinin fiilen dondurulması, Avrupa Birliği ile yakınlaşma, Azerbaycan’la normalleşme sürecinde Batılı aktörlerin arabuluculuğunun kabulü) güvenlik ve siyasi eksenlerde kayda değer bir yön değişikliği üretmiştir. Ancak ekonomik veriler, bu yönelimin maddi temelinin henüz oluşmadığını göstermektedir. Ermenistan enerji arzı bakımından büyük ölçüde Rusya’ya bağımlıdır ve geçen yıl ülkenin dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 35’ini Rusya ile ticaret oluşturmuştur. Uluslararası ilişkiler literatüründeki asimetrik karşılıklı bağımlılık kavramsallaştırmasıyla ifade edilecek olursa, Erivan’ın Moskova karşısındaki duyarlılık ve kırılganlık düzeyi yüksek seyretmeye devam etmektedir.

Ziyaretin somut gündemi de bu kırılganlığı doğrulamaktadır. Paşinyan, haziran ayı sonunda yaptığı açıklamada Rusya’nın Ermenistan’a uyguladığı bazı ticari kısıtlamaları Mişustin ile yapılacak görüşmede ele almak istediğini ifade etmiş; temmuz başında iki başbakan arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından ekonomik başlıklardaki temaslar hız kazanmıştır. Moskova’nın ticari kısıtlama uygulamaları, askeri ve kurumsal kaldıraçların (102. askeri üs, KGAÖ mekanizmaları) etkisini yitirdiği bir konjonktürde ekonomik bağımlılığın dış politika aracına dönüştürülmesi olarak yorumlanabilir. Bu, Rusya’nın yakın çevresindeki devletlere yönelik olarak literatürde sıkça belgelenen zorlayıcı ekonomik diplomasi pratiğinin güncel bir örneğini teşkil etmektedir.

Paşinyan’ın Yekaterinburg’daki söylemi ise gerilimin kabulü ile diyalog iradesinin bir arada sunulduğu dikkatli bir dil üzerine kuruludur. Başbakan, Rusya ile ilişkilerde son dönemde ortaya çıkan sorunların yapıcı şekilde ele alınarak çözüme kavuşturulmasını umduklarını belirtmiş, görüşmenin seçimler sonrasında iki ülke ilişkilerindeki gündemi ele almak için fırsat sunduğunu ve tüm konuları açıklığa kavuşturmak için yapıcı bir tutum içinde olduklarını ifade etmiştir. Daha da önemlisi Paşinyan, Rusya ile ilişkileri ilerletmeye kararlı olduklarını ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) mekanizmalarının planlandığı şekilde çalışmasıyla yakından ilgilendiklerini vurgulamıştır. AEB üyeliğinin Erivan’da zaman zaman sorgulandığı önceki dönemle kıyaslandığında bu vurgu, ekonomik entegrasyon zemininin en azından orta vadede korunacağına dair bir taahhüt olarak okunabilir. Rus tarafının algısı ise temkinlidir: Rus analiz çevrelerinde ziyaret, Paşinyan’ın KGAÖ içindeki ilişkileri yeniden değerlendirme ve Batı ile Rusya arasında manevra yapma girişimlerine dair kamuoyu açıklamaları sonrasında, diplomatik bir başarıdan ziyade ikili ilişkilerin bir testi olarak nitelendirilmiştir. Bu değerlendirme, Moskova’nın Erivan’ın söylemsel güvencelerine değil, davranışsal göstergelerine odaklandığını düşündürmektedir.

Kuramsal düzeyde Ermenistan’ın mevcut dış politika davranışı, küçük devletlerin büyük güç rekabeti ortamındaki stratejik tercihlerini açıklayan riskten korunma kavramı çerçevesinde anlamlandırılabilir. Erivan, güvenlik alanında Rusya’dan uzaklaşırken tam kopuşun maliyetlerini üstlenmekten kaçınmakta, ekonomik ve kurumsal bağları koruyarak belirsizliğe karşı sigorta oluşturmaktadır. Moskova açısından da simetrik bir hesap söz konusudur: Güney Kafkasya’daki nüfuz kaybını sınırlamak isteyen Rusya, Ermenistan’ı tümüyle karşı kampa itecek bir kopuş yerine ekonomik kaldıraçlar üzerinden maliyet yükleme stratejisini tercih etmektedir. Bu karşılıklı tercihler, ilişkiyi ittifak temelli bir ortaklıktan işlemsel bir ilişki biçimine doğru dönüştürmektedir. Yekaterinburg görüşmesi, bu evrimin kurumsallaşmış bir yansıması olarak görülebilir: taraflar stratejik uyumsuzluklarını kabul etmekte, ancak ticaret, enerji ve AEB mekanizmaları gibi işlevsel işbirliği alanlarını ayrıştırarak sürdürmektedir.

Bu çerçevede sürecin yönünü belirleyecek göstergeler de netleşmektedir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Rusya’nın ticari kısıtlamaları gevşetip gevşetmeyeceği ve bunun karşılığında Erivan’dan hangi tavizleri talep edeceği,
  • Ermenistan’ın AB yakınlaşması ile AEB üyeliği arasındaki hukuki ve kurumsal gerilimi nasıl yöneteceği,
  • Azerbaycan’la normalleşme sürecinin ve bölgesel ulaştırma projelerinin Rusya’nın bölgedeki konumuna etkisi,
  • Karapetyan davası örneğinde görüldüğü üzere Rusya bağlantılı iç siyasi aktörlerin ikili gündemdeki ağırlığı.

Sonuç olarak Paşinyan’ın 7 Temmuz ziyareti ne bir normalleşme dönemecini ne de nihai bir kopuşu işaret etmektedir. Gözlemlenen, her iki tarafın da maliyetlerini hesapladığı bir yönetilen uzaklaşma sürecidir. Ermenistan örneği, güvenlik bağımlılığının sona ermesinin ekonomik bağımlılığı otomatik olarak tasfiye etmediğini, ekonomik kaldıraçların ise jeopolitik sadakati ancak sınırlı ölçüde satın alabildiğini göstermektedir. Yekaterinburg’da sergilenen dikkatli diplomasi, bu iki dinamik arasındaki gerilimin henüz çözülmediğinin en somut kanıtıdır.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler