Daha önce burada yayımlanan iki analizimde de ifade ettiğimi üzere (bkz. “Ortadoğu’da Yapısal Çözüm ve Jeopolitik Entegrasyon: ‘Akdeniz-Basra Güvenlik, İstikrar ve Refah Kuşağı’” ve “Kırılgan Refahtan Caydırıcı Güce: Kuveyt’in Jeopolitik Kıskacı ve “Kalkan-Köprü Stratejisi”) Kuveyt, Ortadoğu’nun en kırılgan ve kritik fay hatları üzerinde, bölgesel güçlerin coğrafi kıskacında yer alan ülkelerden biridir. Irak, İran ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin ortasında bulunan bu ülkenin, önümüzdeki süreçte, geleneksel pasif denge politikasıyla ve statükocu reflekslerle varlığını sürdürülebilmesi ciddi manada soru işaretleri barındırmaktadır. ABD/İsrail-İran Savaşı, bu hususu daha da tescillemiş bulunmaktadır.
Kuveyt’in ciddi manada bir muhasebe yapması ve gelecek seçenekleri üzerinde yeni fırsatları değerlendirmesi kaçınılmaz görülmektedir. Bu bağlamda, Akdeniz-Basra hattında yeni güvenlik, enerji ve ticaret koridorlarının inşa edildiği günümüzde Kuveyt, jeopolitik bir kurban olmaktan çıkıp vazgeçilmez bir istikrar aktörüne dönüşmek zorundadır. Bu dönüşüm, hiç kuşkusuz, askeri riskleri asimetrik avantaja çevirecek ve ülkeyi küresel denklemin kilit taşı yapacak köklü bir stratejiyi gerektirmektedir. Bir diğer ifadeyle Kuveyt, bölgesel entegrasyonu beka stratejisinin merkezine alarak asimetrik ve fonksiyonel bir güç haline gelme mecburiyeti ile karşı karşıya bulunmaktadır. Ancak bu şekilde küresel aktörlerin ekonomik menfaatleri ile Kuveyt’in egemenlik çıkarları ortak bir potada eritilebilir, uluslararası sistemin ülkenin güvenliğine doğrudan paydaş olması sağlanarak dinamik bir diplomatik zırh sağlanabilir. Bu kapsamda, Kuveyt’in dev askeri güçlere karşı bölgenin hassas ticaret ve lojistik noktalarına nokta atışı yatırımlar yapmayı öngören “Jeopolitik Akupunktur” yaklaşımını benimseyerek, coğrafi dezavantajlarını küresel ölçekte avantaja dönüştürecek çok boyutlu bir vizyon belgesini acilen uygulamaya koyma vakti gelmiş görünmektedir.
Bu vizyon belgesi kapsamında, mevcut hassasiyetler ve bölgesel riskleri barındıran bir analizde Kuveyt için en büyük tehdit; komşularının iç dinamiklerindeki istikrarsızlıklar ve bölgesel hegemonya savaşlarının kendi topraklarına taşınması riski olduğu ilk madde olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, Akdeniz-Basra Güvenlik ve İstikrar Kuşağı projesinin hayata geçiş sürecinde, Kuveyt’in bir tıkaç veya bypass edilen bir kör nokta olma tehlikesi mevcuttur. Kuveyt, rakiplerinin ve komşularının ekonomik refahını kendi altyapısına bağlayan Fonksiyonel Bağımlılık Ağları (FBA) tesis edemediği takdirde, bölgesel entegrasyon koridorlarının dışında kalma ve jeopolitik olarak yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya bulunmaktadır.
Bunun dışında, mevcut süreçte petrol bağımlılığı ve asimetrik nüfus yapısı bölgesel-küresel bazda kırılganlığı artırırken, “Kalkan-Köprü Stratejisi”nin işlevsizleşmesi durumunda ülke büyük güçlerin çatışma alanına dönme riski de bir diğer güçlü olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, Kuveyt’in riskler/tehditler henüz sınırlarına ulaşmadan önce proaktif ve önleyici ekonomik diplomasi araçlarıyla ulusal güvenliğin birincil risk unsurlarını erkenden bertaraf etmeye yönelik bir ön alıcı politika geliştirmesi gerekmektedir.
Jeopolitik Çıkış Stratejisi: Altyapısal Entegrasyon ve Üçlü Lojistik Ortaklık Modelleri
Bu kapsamda Kuveyt ilk olarak Irak ve Türkiye ile “Kalkınma Yolu” üzerinde entegre bir lojistik model geliştirebilir. Büyük Fav Limanı ile rekabet etmek yerine, Mübarek El-Kebir Limanı’nı demiryollarıyla bu hatta bağlayan ortak bir serbest bölge konsorsiyumu kurulabilir. Böylece Türkiye’nin lojistik tecrübesi, Irak’ın transit coğrafyası ve Kuveyt’in finansmanı birleşerek Akdeniz-Basra kuşağının ana omurgasını oluşturabilir. Bu entegrasyonun teknik ayağında, Türkiye’nin liman işletmeciliği ve dijital gümrük altyapısı (e-ticaret, akıllı lojistik ağları) tecrübesinin Mübarek El-Kebir’e transfer edilmesi büyük bir önem arz etmektedir.
Bu kapsamda, operasyonel olarak, Türk lojistik devleri ile Kuveytli yatırımcıların ortak işletme şirketleri kurarak, limanın yük elleçleme kapasitesini optimize etmeleri ve Basra Körfezi’nden Avrupa’ya kesintisiz akacak bir “Yeşil Hat” koridoru oluşturmaları büyük bir önem arz etmektedir. Ortak gümrük yazılımları, yapay zekâ destekli kargo takip sistemleri ve blok zincir tabanlı akreditif süreçleri sayesinde, limanlar arasındaki bürokratik engellerin sıfıra indirilerek Akdeniz Genel Kargo Otobanı ve Körfez arasındaki sevkiyat sürelerinin radikal biçimde kısaltılması, projenin geleceği açısından büyük bir artı değer oluşturacaktır.
Bu süreçte ilk etapta “Türkiye-Kuveyt-Irak” arasında, akabinde Suriye ve Lübnan’ın da dahil edilmesiyle birlikte kurulacak olan “Türkiye-Kuveyt-Irak-Suriye-Lübnan Ortak Daimî Lojistik Komitesi”nin, hat üzerindeki tarife dışı engelleri anlık olarak çözecek esnek bir hukuki muafiyet mekanizmasını yönetmesi gerekecektir.
Bu projenin hayata geçirilmesinde Kuveyt Yatırım Otoritesi’nin (KIA), bölgesel altyapı projelerinde bir diplomatik kaldıraç olarak kullanılması gerekmektedir. Bu kapsamda Fon, “Kalkınma Yolu” ve “Akdeniz-Basra” hattındaki komşu ülkelerin sınır güvenliği ve ulaştırma projeleri fonksiyonları başta olmak üzere, enerji-ulaştırma koridorlarının ana finansörü ya da finansörlerinden biri haline getirilebilir. Yatırım ortaklıkları üzerinden komşu ülkelerin stratejik varlıklarında pay sahibi olunarak, Kuveyt’in güvenliği bölgesel sermayenin ve altyapının sürdürülebilirliğine doğrudan endekslenebilir. Hiç kuşkusuz, KIA’nın bu stratejik hamlesi finansal getiri odaklı bir portföy yönetiminin ötesine geçerek, Kuveyt diplomasisine bölgesel krizlerde yaptırım uygulama veya ödüllendirme mekanizmaları sunan asimetrik bir dış politika enstrümanı kazandıracaktır.
Bunun dışında, “Enerji ve Teknoloji Simbiyozu” bağlamında, petrol sonrası döneme hazırlık olarak, Kuveyt-Suudi Arabistan ortaklığında devasa yenilenebilir enerji ve hidrojen üretim tesisleri kurulabilir. Bu enerji, kurulacak entegre şebekelerle Irak ve İran üzerinden kuzeye aktarılabilir. Böylece komşular için Kuveyt hayati bir “şalter” ve enerji arz güvenliği ortağı konumuna getirilebilir.
Enerji bağımlılığı üzerinden kurulacak bu yeni ittifaklar sistemi, fosil yakıtların çağ dışı kaldığı yakın gelecekte Kuveyt’in jeopolitik değerini korumasını sağlarken, bölgesel aktörlerin Kuveyt ile olan yeşil enerji ortaklıklarını bozmayı göze alamayacakları bağımlılık ilişkileri üretecektir. Bu kapsamda siber güvenlik ve yapay zekâyı merkeze alan bir “Akıllı Egemenlik Kalkanı” geliştirilebilir; kurulacak bölgesel veri otobanları ve temiz enerji borsaları vasıtasıyla ülkenin dijital altyapısı, küresel teknoloji devlerinin Ortadoğu’daki dokunulmaz sığınağı haline getirilerek asimetri pekiştirilebilir.
Uygulanabilir Stratejik Yol Haritası (5 Yıllık Eylem Planı)
1. Yıl: Kurumsal Reform ve Siber Kalkan
“Stratejik Karar ve Reform Konseyi” kurulabilir. Bürokratik süreçleri kısaltan ve yabancı yatırımı hızlandıran bu idari reform yapılarak, eş zamanlı olarak “Ulusal Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik Ajansı” vasıtasıyla Körfez’in en güvenli veri depolama altyapısı inşa edilebilir. Bu idari ve teknolojik yenilenme, devletin beka projelerini daha sağlıklı, istikrarlı ve güçlü bir şekilde devamını sağlayacak, dış dünyadan gelecek doğrudan yatırımlar için güvenli ve öngörülebilir bir yasal zemin de oluşturacaktır. Bu yeni konsey, anayasal bir kriz yönetim organı olarak çalışabilmeli, ulusal güvenlik koridorlarına dair kararları meclis içi kutuplaşmalardan tamamen izole ederek doğrudan emirlik onayına sunabilmelidir.
2.-3. Yıl: Bölgesel Ortaklıklar ve Lojistik Entegrasyon
Türkiye ve Irak ile Kalkınma Yolu’na yönelik üçlü lojistik konsorsiyum resmen hayata geçirilebilir. Bu kapsamda Kuveyt’in, Akdeniz-Basra kuşağının finansal garantörü olarak masaya oturması, ticari gümrük entegrasyonunu tamamlaması gerekmektedir. İran ile gerilimi azaltıcı, karşılıklı ekonomik bağımlılığa dayalı sınırlı doğalgaz ve su hattı ticaret anlaşmaları da bu dönemde imzalanabilir. Ortak altyapı projelerinin temelleri atılırken, bölgesel ticareti kolaylaştıracak hukuki normlar ve gümrük muafiyetleri yürürlüğe sokulabilir, böylece Basra’dan Anadolu’ya uzanan ticaret hattı fiziki olarak birbirine bağlanabilir. Bu süreçte Mübarek El-Kebir ve Fav Limanları arasındaki koordinasyon, ortak bir tarife ve havuz sistemiyle yönetilerek iki limanın birbiriyle yıkıcı rekabete girmesi önlenmeli ve bölgesel tekel gücü oluşturulmalıdır.
4.-5. Yıl: Küresel Dokunulmazlık ve Fonksiyonel Bağımlılık
Kuveyt, küresel gıda güvenliği fonu ve temiz enerji borsası kurarak, dünya devlerinin ekonomik çıkarlarını doğrudan kendi topraklarında birleştirebilir. KIA’nın bölgesel altyapı yatırımlarının meyveleri toplanarak, komşularının Kuveyt’e olan fonksiyonel bağımlılığın en üst seviyeye çıkarılması ve kurulan teknolojik altyapının tam operasyonel hale getirilerek küresel dokunulmazlığın tescillenmesi gerekmektedir. Beşinci yılın sonunda Kuveyt, artık bölgesel krizlerden korkan korumasız bir aktör değil, küresel tedarik zincirlerinin, kıtalararası veri otobanlarının ve enerji nakil hatlarının güvenliğini bizzat denetleyen stratejik bir merkez üssü konumuna erişecektir. Bu aşamada, Kuveyt’e yönelik herhangi bir askeri veya siber müdahale, tüm Avrasya lojistik ağını çökertecek uluslararası bir kriz tetikleyicisi olarak tescil edilecektir.
Sonuç
Kuveyt’in geleceği, askeri sınırlarını korumak için kalın duvarlar örmesinde değil; komşularıyla ve küresel aktörlerle koparılamaz organik bağlar kurmasında yatmaktadır. Zira “Beka”, statükoyu korumakta değil; küresel menfaatleri Kuveyt toprağına düğümlemekte saklıdır. Bu vizyon belgesinde sunulan stratejik eylem planı, ülkeyi bölgesel krizlerin kurbanı olmaktan kurtarıp “Akdeniz-Basra Güvenlik, İstikrar ve Refah Kuşağı”nın vazgeçilmez finansal ve lojistik yönetim merkezi haline getirecektir. Bu vizyoner sıçrama, Kuveyt’i pasif bir coğrafi kıskaçtan çıkarıp, geleceğin küresel jeopolitik mimarisini aktif olarak şekillendiren akıllı bir güce dönüştürecektir. Nihayetinde ülke, bölgesel refahı kendi egemenlik zırhı haline getirecek asimetrik adımlarla, Ortadoğu’nun yeni dönemindeki en güvenli jeopolitik limanı unvanını perçinleyecektir. Bu kapsamda “Mekke Ortak Savunma Antlaşması”, bir diğer ifadeyle “Mekke Paktı”, bu süreçte yeni ve tamamlayıcı bir son dakika gelişmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Açıkçası Kuveyt’in bu gelişmenin dışında kalması pek mümkün görünmemektedir. Zira, Kuveyt için bölgesel kriz ve çatışma dönemlerinde geleneksel tarafsız kalma refleksi, artık ömrünü ve stratejik işlevini çoktan tamamlamış bulunmaktadır.
