Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Rhenus Group Doğu Avrupa, Güney Kafkasya ve Orta Asya Proje Başkanı Alexandra Ogneva’nın Orta Koridor’un son dönemdeki gelişimi, Orta Asya, Güney Kafkasya ve Avrupa arasındaki bağlantılarda artan rolü, koridorun verimliliğini ve transit kapasitesini geliştirmek için öncelikli adımlar ile hükümetler, demiryolu işletmeleri ve lojistik şirketleri arasındaki işbirliğine ilişkin görüşlerini dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Orta Koridor’un son dönemde kaydettiği ilerlemeyi ve Orta Asya, Güney Kafkasya ile Avrupa arasındaki bağlantıda giderek daha önemli bir rol üstlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Güzergâhı, diğer adıyla Orta Koridor, alternatif bir ulaşım rotası olmaktan çıkarak Asya ile Avrupa arasındaki ticarette stratejik öneme sahip bir koridora dönüşmüştür. Bu gelişimin arkasında yalnızca jeopolitik değişimler değil, şirketlerin tedarik zincirlerine yönelik yaklaşımındaki köklü dönüşüm de bulunmaktadır. Günümüzde tedarik zincirlerini çeşitlendirmek Avrupa Birliği’nin ticaret politikasının temel önceliklerinden biri hâline gelmiştir. AB, Küresel Geçit girişimi ve ekonomik güvenlik stratejisi kapsamında daha dayanıklı, güvenilir ve farklı güzergâhlara dayanan tedarik zincirlerinin geliştirilmesini desteklemektedir. Buradaki amaç mevcut ticaret yollarının yerini tamamen yenileriyle değiştirmek değil, güvenilir alternatif güzergâhlar oluşturarak belirli rotalara olan bağımlılığı azaltmaktır.
Orta Koridor üzerinden gerçekleştirilen konteyner taşımacılığındaki artış da bu gelişimi açıkça ortaya koymaktadır. Bakü Limanı’nda elleçlenen konteyner miktarı 2024 yılında 95.345 TEU iken, 2025 yılında yaklaşık 107.000 TEU’ya ulaşmış ve bir yılda yaklaşık %12,2 artış göstermiştir. Bu artış, Orta Koridor’un Asya ile Avrupa arasındaki konteyner taşımacılığında giderek daha önemli bir konuma geldiğini göstermektedir.
Rhenus olarak 1990’lı yıllardan bu yana Orta Asya’da faaliyet gösteriyoruz. Türkiye ve Azerbaycan’daki faaliyetlerimizi ise 2000’li yılların başında başlattık. Bölgede uzun yıllardır faaliyet göstermemiz, Orta Koridor’u yalnızca stratejik açıdan değil, sahadaki işleyişi yakından takip ederek de değerlendirmemizi sağlıyor.
Türkiye ise Orta koridor açısından özel bir öneme sahiptir. Ülke, koridorun yalnızca batıdaki son noktası değil; gelişmiş demiryolu altyapısı, güçlü intermodal bağlantıları ve Avrupa pazarlarına doğrudan erişimi sayesinde Asya ile Avrupa arasında doğal bir lojistik köprü görevi görmektedir. Taşıma hacmi arttıkça Türkiye’nin Orta Koridor’un gelecekteki başarısındaki belirleyici rolü de devam edecektir.
2. Orta Koridorun daha verimli ve güvenilir işlemesi ve transit kapasitesinin artırılması için hangi operasyonel ve kurumsal adımlar öncelikli olmalıdır?
Altyapı yatırımları önemlidir ancak tek başında yeterli değillerdir. Orta Koridor’un gelişiminde bundan sonraki aşamada asıl belirleyici unsur, operasyonların ne kadar verimli ve uyumlu yürütülebildiği olacaktır.
Günümüzde müşteriler yalnızca yüklerinin varış süresini bilmek istemiyor; bu sürenin öngörülebilir olmasını, taşıma süreci hakkında düzenli ve açık bilgi almayı ve olası aksaklıklar konusunda önceden bilgilendirilmeyi bekliyor. Bunun sağlanabilmesi için taşıma zincirinin tamamının izlenebilir hâle gelmesi, dijital veri paylaşımının geliştirilmesi, operasyonel süreçlerin uyumlaştırılması ve Orta Koridor’un birbirinden kopuk taşıma etapları yerine tek bir bütünleşik lojistik sistem olarak yönetilmesi gerekiyor.
Kurumsal iş birliğinin güçlendirilmesi de en az bunun kadar önemlidir. Demiryolu işletmeleri, limanlar, gümrük idareleri ve lojistik şirketleri ortak çalışma standartları oluşturmalı, bilgi paylaşımını hızlandırmalı ve koridorun performansını birlikte takip etmelidir.
Bizim deneyimimize göre gecikmelerin önemli bir bölümü altyapı eksikliğinden değil, farklı kurumlar ve ülkeler arasındaki süreçlerin henüz yeterince uyumlu işlememesinden kaynaklanıyor. Bu bağlantı noktalarının daha iyi koordine edilmesi, çoğu zaman yalnızca yeni altyapı yatırımlarından daha fazla kapasite artışı sağlayabilir.
3. Hükümetler, ulusal demiryolu işletmeleri ve lojistik şirketleri arasındaki işbirliği, Orta Koridor’un uzun vadede gelişmesine nasıl katkı sağlayabilir?
Orta Koridor, yapısı gereği uluslararası bir ulaşım koridorudur. Rekabet gücü de sınırların ötesinde faaliyet gösteren tüm paydaşların ne kadar etkili işbirliği yapabildiğine bağlıdır. Bu noktada tarafların rolleri birbirini tamamlamaktadır:
- Hükümetler gerekli düzenleyici çerçeveyi oluşturur ve ulaşım altyapısına yatırım yapar.
- Ulusal demiryolu işletmeleri, ülkeler ve ağlar arasındaki operasyonel bağlantının kesintisiz şekilde yürütülmesini sağlar.
- Lojistik şirketleri ise pazar bilgisi, müşteri beklentileri ve sahadaki operasyonel deneyimleriyle sürece katkıda bulunur.
Rhenus olarak, kamu ve özel sektör arasındaki diyaloğun daha düzenli ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Koridor boyunca faaliyet gösteren şirketler, operasyonlarda gecikmeye ve aksamalara yol açan noktaları erken aşamada tespit ederek hangi süreçlerin sadeleştirilebileceği, birbiriyle uyumlu hâle getirilebileceği veya dijitalleştirilebileceği konusunda önemli geri bildirimler sağlayabilir.
Uluslararası bir lojistik hizmet sağlayıcısı olarak Rhenus Group, lojistik ve ulaştırma projeleri geliştirdiğimiz ülkelerde hükümetler ve kamu kurumlarıyla yakın temas hâlindedir. Yalnızca taşımacılık çözümleri sunmakla kalmıyor; konteyner taşımacılığının yaygınlaştırılması, demiryolu ve intermodal taşımacılığın daha fazla tercih edilmesi ve daha sürdürülebilir ulaşım sistemlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalara operasyonel deneyimimizle katkı sağlıyoruz. Kamu sektörünün hedefleri ile özel sektörün sahadaki deneyiminin bir araya gelmesinin, Orta Koridor’un uzun vadeli başarısı açısından büyük önem taşıdığına inanıyoruz.
Sonuçta Orta Koridor’un uzun vadeli başarısı yalnızca geçen trenlerin veya taşınan konteynerlerin sayısıyla ölçülmeyecektir. Asıl ölçüt, Asya ile Avrupa arasında müşterilere güvenilir, dayanıklı ve rekabetçi bir alternatif sunup sunamadığı olacaktır. Bunun için yatırımların sürdürülmesi, bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi ve her şeyden önce ulaştırma güzergâhlarının çeşitlendirilmesi ile tedarik zincirlerinin dayanıklılığının artırılması konusunda ortak hareket edilmesi gerekiyor.

