Analiz

ABD ve İran Arasında Hürmüz Krizi ve Küresel Etkileri 

İran’ın diplomasi masasına oturmadan önce yapmış olduğu birtakım “ön alıcı” hamleler dikkat çekmektedir.
ABD, İran’ı barışa zorlamak için abluka gibi zorlayıcı tedbirleri sürdürmektedir.
ABD, İran’ı baskı altına almaya çalışırken; dünya, küresel ticaret açısından çok daha zorlu bir tabloyla karşı karşıya kalmış durumdadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran İslam Cumhuriyeti arasında ateşkes süreci devam ederken Pakistan’da yeni tur müzakerelerin yapılıp yapılmayacağı da belirsizliğini korumaktadır. Barış anlaşması çıkmaması ihtimaline karşılık her iki taraf da birtakım askeri hazırlıklar/planlar yaparken bilhassa İran’ın diplomasi masasına oturmadan önce yapmış olduğu birtakım “ön alıcı” hamleler dikkat çekmektedir. Örneğin, birinci tur müzakereler için heyetler Pakistan’a ulaştığında İran tarafının, doğrudan görüşmelere geçmeden bazı ön şartlar sunduğu, bu kapsamda “Lübnan’da ateşkes”, “dondurulan malvarlıklarının serbest bırakılması” ve “nükleer meselenin müzakere dışında tutulması” gibi birtakım taleplerinin olduğu basına yansımıştı. 

Bu durum karşısında Trump yönetimi, İran’ın masaya oturmadan önce bazı avantajlar elde etmeye çalıştığını fark etmiş ve benzer bir “ön alıcı” hamlede bulunarak, ikinci tur müzakerelerine başlamadan önce İran’a deniz ablukası uygulamaya başlamıştır. Lübnan’daki ateşkes sonrası İran, Hürmüz Boğazı’nın açıldığını duyurmuş, ancak Trump, İran’a yönelik ablukanın devam edeceğini duyurmuştur. Bu kapsamda ABD, İran’ı barışa zorlamak için abluka gibi zorlayıcı tedbirleri sürdürmektedir. İran ise devam eden Amerikan ablukası sebebiyle boğazı kapattığı duyurmuş ve daha da ileri hamlede bulunarak boğazdan geçen gemilerden ücret almaya başladığını açıklamış,[i] ayrıca basına yansıyan iddialara göre, jeopolitik etkileri olabilecek dört ilave talepte daha bulunmuştur.[ii]

İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti almasının gerekçesi olarak söz konusu gemilerin kendi karasularını kullanmasını göstermektedir. Nitekim bu boğazda hem İran hem Umman, 12 millik karasuları rejimini uygulamaktadır. Boğazın en dar noktası ise 21 deniz mili genişliğindedir ve dolayısıyla boğaz, İran ve Umman karasuları tarafından kaplanmış durumdadır. Dolayısıyla uluslararası transit geçiş için genellikle İran ve Umman arasında kalan orta hat kullanılmaktadır. Fakat bu hat da İran tarafından kapatılmış durumdadır. Umman’ın karasuları ise ağır tonajlı gemiler için yeterli derinliğe sahip olmadığından dolayı gemilerin geçişi için geriye sadece İran’ın karasuları kalmaktadır. İran ise kendi karasularından gerçekleşen bu “zararsız geçişler”de, gemilere sunulan “güvenlik hizmeti” karşılığında onlardan ücret talep etmeye ve almaya başlamıştır. 

Nitekim İran, Hürmüz Boğazı’nda genellikle orta hattın kullanıldığı transit geçişler ile ilgili 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) hükümlerini onaylamamıştır ve ayrıca bunların uluslararası hukukta bir teamül kuralı olduğunu da kabul etmemektedir. Çünkü UNCLOS’un 37. ile 44. Maddelerine göre; gemilerin ve uçakların sürekli ve hızlı geçiş hakkı, kıyı devleti tarafından (kendi toprak yetki alanında olsa bile) engellenemeyecek veya askıya alınamayacaktır.[iii] İran ise bu orta hattı kapatmakta ve bu sayede gemilerin boğazlardan geçebilmesi için sadece kendi karasuları seçeneğini bırakmaktadır. Bu geçişlerden ise ücret almaya başlamış ve jeopolitik etkileri olabilecek birtakım ilave taleplerde bulunmaya başlamıştır. 

Trump, Amerikan dış politikasını yönetirken, devletlerle olan ikili ilişkilerinde çoğunlukla realist mantıkla, çıkarcı ve fayda-maliyet prensibiyle hareket etmektedir. İran ise koşulları sürekli bozmakta, üstünlük kurmak için ön şartlar koşmakta ve eşit koşullar oluşmadığı için müzakere süreci tıkanmaktadır. Trump yönetimi, deniz ablukasını sürdürerek müzakerelerde avantaj elde etmek istese de İran, Hürmüz Boğazı’yla ilgili yapmış olduğu hamlelerle ABD’nin bu avantajlı durumunu tersine çevirmeye, koşulları eşitlemeye ve olabildiğince öne geçmeye çalışmaktadır. 

Mevcut tabloda ABD açısından oluşan en büyük tehlikelerden biri de İran’ın boğazlarla ilgili uygulamalarının diğer ülkeler için de örnek teşkil etme olasılığıdır. Bu konuda Endonezyalı yetkililer, Malakka Boğazı’ndan geçişlerden ücret alınmasının son derece cazip olmasına rağmen uluslararası hukuk kurallarıyla bağdaşmadığını, dolayısıyla uygulanmayacağını dile getirmektedirler.[iv] Malakka Boğazı’nda kıyı devletleri olan Endonezya, Malezya ve Singapur, böyle bir ücret alınmayacağını teyit etmiş durumdadır.[v] Zira UNCLOS, Güneydoğu Asya devletleri tarafından özellikle Güney Çin Denizi’yle ilgili anlaşmazlıklarda sıkça başvurulan temel uluslararası hukuk dayanaklarından biri konumundadır. Bunun ihlal edilmesi, söz konusu devletlerin Güney Çin Denizi’ndeki deniz yetki alanlarıyla ilgili talepleriyle bağdaşmayan bir tutum yaratabilir. Uluslararası hukuk, her devlet için gereklidir ve ihlal edilmemesi gereken temel bir norm niteliğindedir. 

Uluslararası hukuk kurallarının “seçici” biçimde uygulanması ya da ihlal edilmesi, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte bir “norm erozyonu” sürecini tetikleyebilir. Eğer İran’ın uygulamaları, stratejik geçitlerdeki diğer kıyı devletleri tarafından da benimsenirse, stratejik boğazlar üzerinde fiili kontrolün artırılması, geçişlerin kısıtlanması veya ekonomik yükümlülükler getirilmesi gibi eğilimler yaygınlaşabilir. Bu durum, küresel deniz ticaretinin maliyetlerini artırarak enerji arz güvenliği başta olmak üzere birçok sektörde istikrarsızlığa yol açabilir. Nitekim küresel ham petrolün %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçerken, %29’u Malakka Boğazı’ndan geçmektedir. Benzer şekilde, küresel deniz ticaretinin yaklaşık %11’i Hürmüz Boğazı’ndan geçerken, %24’ü Malakka Boğazı’ndan geçmektedir.[vi] Bu veriler, Malakka Boğazı’nın en az Hürmüz Boğazı kadar ve hatta daha fazla stratejik önem arz ettiğini göstermektedir. 

Uluslararası deniz ulaşımı açısından kritik öneme sahip olan boğazlardaki “transit geçiş” rejimi, gemi ve hava araçlarına kesintisiz, hızlı ve engellenemez bir geçiş hakkı tanımaktadır. Uluslararası teamül kuralı haline gelen bu rejim, kıyı devletlerinin bu geçişi askıya alma ya da keyfi biçimde kısıtlama yetkisini ortadan kaldırmaktadır. Ancak İran, bu hukuki çerçeveyi reddederek boğazdaki uygulamayı fiilen farklı bir zemine taşımaktadır. Özellikle orta hat üzerinden gerçekleşen uluslararası geçişleri sınırlandırma yönündeki politikaları, gemileri İran karasularını kullanmaya zorlayan bir pratik ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, hukuki açıdan transit geçiş rejiminin fiilen aşındırılması anlamına gelirken, siyasi açıdan da İran’a önemli bir kontrol ve baskı aracı sağlamaktadır. ABD, İran’ı baskı altına almaya çalışırken; dünya, küresel ticaret açısından çok daha zorlu bir tabloyla karşı karşıya kalmış durumdadır.


[i] “İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ilk geçiş ücretini aldı”, Modern Az, https://modern.az/tr/dunya/596751/iran-hurmuz-bogazindan-gecen-gemilerden-ilk-gecis-ucretini-aldi/, (Erişim Tarihi: 24.04.2026).

[ii] “Trump’ın ablukası sürerken İran’dan flaş hamle! Hürmüz için 4 yeni kural masada”, Türkiye Gazetesi, https://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/trumpin-ablukasi-surerken-irandan-flas-hamle-hurmuz-icin-4-yeni-kural-masada-1786197?s=1, (Erişim Tarihi: 24.04.2026).

[iii] United Nations Convention on the Law of the Sea (1983). “Article 37-44”, https://www.un.org/depts/los/convention_agreements/texts/unclos/unclos_e.pdf, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[iv] “Indonesia suggests charging a toll to transit the Malacca Strait”, Economist, https://www.economist.com/asia/2026/04/23/indonesia-suggests-charging-a-toll-to-transit-the-malacca-strait, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[v] “Indonesia says ‘no’ to UK-France proposed Hormuz naval mission”, AA, https://www.aa.com.tr/en/asia-pacific/indonesia-says-no-to-uk-france-proposed-hormuz-naval-mission/3916508, (Erişim Tarihi: 22.04.2026); “Singapore, Malaysia and Indonesia ‘strategically aligned’ in keeping Strait of Malacca open: Vivian Balakrishnan”, Channel News Asia, https://www.channelnewsasia.com/singapore/strait-malacca-open-indonesia-malaysia-vivian-balakrishnan-6073151, (Erişim Tarihi: 22.04.2026); “A toll on Malacca Strait puts Indonesia’s own legal foundations at risk”, Lowy Institute, https://www.lowyinstitute.org/the-interpreter/toll-malacca-strait-puts-indonesia-s-own-legal-foundations-risk, (Erişim Tarihi: 22.04.2026). 

[vi] “Chokepoint Warfare: After Hormuz, Could Malacca, Gibraltar & Red Sea Be Next as Iran Teaches New Tactics?”, Eurasian Times, https://www.eurasiantimes.com/chokepoint-warfare-after-hormuz-could-malacca-gibraltar-red-sea/, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler