Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Donald Trump yönetimi ile federal kurumlar arasındaki gerilim, son yıllarda yalnızca siyasi rekabet bağlamında değil, aynı zamanda devlet kurumlarının tarafsızlığı ve hukukun bağımsızlığı açısından da ciddi tartışmalara yol açmaktadır. ABD Adalet Bakanlığı’nın yaklaşık 1,8 milyar dolarlık “Araçsallaştırmaya Karşı Fon” adlı yeni bir fon oluşturacağını açıklaması, bu tartışmaları daha da derinleştirmektedir.[i] Söz konusu fonun, Trump yönetimine yakın çevreler tarafından, bazı adli soruşturmaların hukuki gerekçelerden ziyade siyasi rekabetin bir parçası olarak yürütüldüğü ve bu süreçlerde belirli kişilerin siyasi aidiyetleri nedeniyle hedef alındığı iddiaları çerçevesinde gündeme getirildiği belirtilmektedir.
Fonun ortaya çıkışı, Trump’ın vergi kayıtlarının sızdırılması nedeniyle ABD Gelir İdaresi’ne (IRS) karşı açtığı 10 milyar dolarlık dava sonrasında yürütülen uzlaşma süreciyle ilişkilendirilmektedir. Söz konusu süreç kapsamında Trump’ın davayı geri çektiği açıklanırken, aynı dönemde “Araçsallaştırmaya Karşı Fon” adı verilen yaklaşık 1,8 milyar dolarlık bir mekanizmanın oluşturulacağı duyurulmuştur.[ii] Ancak bu durum, yürütme organının kamu kaynaklarını siyasi olarak kendisine yakın çevrelerin mağduriyet iddiaları doğrultusunda kullanıp kullanamayacağı konusunda ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
ABD’de devlet kurumlarının siyasallaşması tartışmaları yeni değildir. Özellikle Trump’ın ilk başkanlık döneminden itibaren Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Adalet Bakanlığı, Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve IRS gibi kurumların “partizan amaçlarla kullanıldığı” yönündeki söylemler Cumhuriyetçi çevrelerde yaygınlaşmıştır. Trump ve destekçileri, özellikle 6 Ocak Kongre baskını sonrasında yürütülen soruşturmaların siyasi motivasyon taşıdığını savunmaktadır. Demokrat çevreler ise Trump’ın devlet kurumlarına karşı sistematik bir güvensizlik kampanyası yürüttüğünü ve bunun demokratik kurumları zayıflattığını ileri sürmektedir.
Yeni fonun en tartışmalı boyutlarından biri, yalnızca Trump ailesini değil, aynı zamanda 6 Ocak 2021 tarihinde Kongre baskınına katılan ve daha sonra Trump tarafından affedilen kişileri de kapsama ihtimalidir. Bu durum, fonun yalnızca hukuki mağduriyetleri gidermek amacıyla değil, aynı zamanda Trump’ın siyasi tabanını birleştirmeye yönelik bir araç olarak kullanılabileceği yönündeki eleştirileri artırmaktadır. Özellikle Demokrat Parti içerisindeki isimler, bu yapıyı “vergi mükelleflerinin parasıyla oluşturulan siyasi bir sadakat fonu” olarak değerlendirmektedir.[iii]
Maryland Temsilcisi Jamie Raskin’in açıklamaları bu eleştirilerin sertliğini göstermektedir. Raskin, fonu Trump’ın “isyancılar, aşırılık yanlıları ve seçim sonuçlarını reddeden destekçileri için oluşturduğu bir kaynak” olarak tanımlamaktadır.[iv] Demokratlar açısından mesele yalnızca bir tazmin mekanizması değildir; mesele aynı zamanda federal bütçenin siyasi bağlılık üzerinden yeniden dağıtılması ihtimalidir. Bu nedenle Kongre’de yaklaşık 90 Demokrat temsilci, söz konusu anlaşmanın engellenmesi amacıyla girişim başlatmaktadır.
Trump cephesi ise meseleyi “devletin silah haline getirilmesine karşı mücadele” şeklinde çerçevelemektedir. Trump’a yakın hukukçular, Biden döneminde federal kurumların muhafazakâr çevrelere karşı bilinçli şekilde kullanıldığını savunmaktadır. Bu söylem, son yıllarda Amerikan sağında oldukça güçlü bir siyasi anlatıya dönüşmektedir. Özellikle FBI’ın Trump’ın Mar-a-Lago malikanesine düzenlediği baskın, sosyal medya şirketlerinin muhafazakâr hesaplara yönelik politikaları ve vergi soruşturmaları, Cumhuriyetçi tabanda “federal devletin siyasi rakiplere karşı kullanıldığı” düşüncesini yaygınlaştırmaktadır.
Ancak burada temel sorun, mağduriyet iddialarını değerlendirecek yapının bağımsızlığıyla ilgilidir. Fonun yönetimini gerçekleştirecek beş kişilik komisyonun dört üyesinin Adalet Bakanı tarafından atanacak olması, objektiflik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Çünkü mevcut yönetim doğrudan Trump’a bağlıdır. Dolayısıyla hükümetin kendi siyasi müttefiklerine yönelik “mağduriyet değerlendirmesi” yapması, demokratik denetim mekanizmalarının aşınması şeklinde yorumlanmaktadır.
Amerikan hukuk sistemi açısından daha dikkat çekici bir başka unsur ise yürütmenin kendi kontrol ettiği kurumlara karşı dava açması meselesidir. Hukuk uzmanlarının mahkemeye sunduğu görüşlerde, “görevdeki bir başkanın kendi kontrolündeki federal kurumdan kişisel zarar gerekçesiyle tazminat talep etmesinin emsal niteliğinde olduğu” belirtilmektedir.[v] Bu durum, kuvvetler ayrılığı sisteminin pratikte nasıl işleyeceğine ilişkin ciddi tartışmalar doğurmaktadır.
Aslında mesele yalnızca Trump’la sınırlı değildir. ABD’de son yıllarda hukukun siyasi mücadele aracı olarak kullanılması tartışmaları hem sağ hem de sol çevrelerde yaygınlaşmaktadır. Cumhuriyetçiler, Demokratların federal kurumları kullanarak siyasi rakiplerini baskı altına aldığını savunurken; Demokratlar ise Trump’ın hukuki süreçleri itibarsızlaştırarak kendi destekçilerini mobilize ettiğini düşünmektedir. Böylece hukuki süreçler giderek daha fazla siyasi kutuplaşmanın parçası haline gelmektedir.
Bu gelişmelerin uzun vadeli etkileri Amerikan demokrasisi açısından oldukça önemlidir. Çünkü federal kurumlara duyulan güven, demokratik sistemlerin işleyişinde temel unsurlardan biridir. Eğer devlet kurumları sürekli biçimde “partizan araçlar” olarak görülmeye başlanırsa, toplumun hukuki süreçlere olan inancı zayıflamaktadır. Bu durum yalnızca Trump dönemine özgü değildir; aksine ABD’de son yıllarda giderek artan kutuplaşmanın kurumsal düzeye yansımasıdır.
Öte yandan Trump yönetimi açısından bu fonun siyasi faydaları da bulunmaktadır. Trump, kendisini “sisteme karşı mücadele eden lider” olarak konumlandırmaktadır. Bu strateji, özellikle federal devlete yönelik güvensizliğin yüksek olduğu muhafazakâr seçmenler üzerinde etkili olmaktadır. Araçsallaştırmaya Karşı Fon da bu siyasi anlatının kurumsallaştırılmış bir uzantısı niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak ABD’de kurulan Araçsallaştırmaya Karşı Fon, yalnızca hukuki bir uzlaşma mekanizması değildir. Bu gelişme, Amerikan siyasetinde devlet kurumlarının tarafsızlığı, kamu kaynaklarının kullanımı, siyasi kutuplaşma ve hukukun siyasallaşması gibi çok boyutlu tartışmaları yeniden gündeme taşımaktadır. Trump yönetimi bu adımı “devletin siyasallaştırılmasına karşı mücadele” olarak sunmaktadır. Ancak muhalif çevreler, bunun tam tersine devlet kurumlarının daha fazla partizanlaşmasına yol açabileceğini savunmaktadır. Önümüzdeki süreçte bu fonun kimlere ödeme yapacağı, hangi kriterlerin uygulanacağı ve Kongre’nin buna nasıl tepki vereceği, ABD siyasetindeki kurumsal gerilimlerin yönünü belirleyen önemli başlıklardan biri olmaya devam etmektedir.
[i] Debusmann Jr, Bernd. “‘Not a Big Fan’- Top Republican Breaks with Trump on $1.8bn Compensation Fund.” BBC News, https://www.bbc.com/news/articles/cd9pzp50npeo, (Erişim Tarihi: 24.05.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
[v] Aynı yer.
