1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması yalnızca yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasına sebep olmamış, aynı zamanda Rusya Federasyonu’nun yeni dış politika yönelimini de şekillendirmiştir. Bu bağlamda “Yakın Çevre Doktrini”, Rus dış politikasının temel referans noktalarından birine dönüşmüştür. Bu doktrin, halen Rus diplomasisini büyük ölçüde etkilemektedir.[i] Bahsi geçen Rus dış politikasının sınırları; değişen uluslararası sistem, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesi ve Çin’in artan etkisi nedeniyle giderek test edilmeye başlanmıştır.
Rusya’nın Yakın Çevre Politikası büyük ölçüde ülkenin stratejik kültürünü ve güvenlik kaygılarını yansıtmaktadır. Rus stratejik kültürü, Rusya’nın tarihinde gerçekleşen Moğol istilaları, Napolyon ve Nazi saldırılarının bıraktığı etkilerle şekillenmiş olup Rus tarihsel hafızasını etkilemiştir ve kalıcı bir güvenlik algısı oluşturmuştur. Bu nedenle Rusya, güvenlik stratejisini tampon bölgeler oluşturma ve yakın çevresindeki gelişmeler üzerinde etki sahibi olma üzerine inşa etmektedir. Bu yaklaşım, “stratejik kuşatma algısı” olarak bilinmektedir. Bu algıya dayanarak Rusya, tampon bölgeleri, ulusal güvenliğinin önemli unsurlarından biri olarak değerlendirmektedir.[ii] Bu çerçevede Rusya, eski Sovyet ülkelerini sadece tarihsel bir miras olarak değil, aynı zamanda doğrudan kendi istikrarını ve güvenliğini etkileyebilecek bir alan olarak görmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın yakın çevresinde gelişen siyasi ve güvenlik durumları Rus dış politikasında merkezi bir yer tutmaktadır.
Rusya’nın stratejik kuşatma algısı, özellikle de Soğuk Savaş sonrası NATO’nun doğuya doğru genişlemesiyle daha belirgin hale gelmiştir. Moskova, NATO’nun eski Sovyet coğrafyasına doğru genişlemesini kendi güvenlik alanına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Rusya açısından bu durum, Baltık Denizi, Karadeniz ve Akdeniz gibi stratejik bölgelerde hareket alanının sınırlandırılması olarak görülmektedir. Dolayısıyla buna karşılık olarak Rusya daha müdahaleci bir tutum benimsemiş olup Karadeniz’deki stratejik çıkarlarını korumayı ve Kırım üzerindeki kontrolünü sürdürmeyi hedeflemiştir.[iii] Bu tutumun sebebi, Moskova’nın çevre ülkelerin dış politika kararlarını ve siyasi gelişmelerini doğrudan kendi ulusal güvenliğiyle ilişkilendirme yönelimidir. Bu tür bir yaklaşım aynı zamanda Rusya’nın yakın çevre nüfuzunu koruma çabasıyla örtüşmektedir.
Bazı eski Sovyet ülkelerinin daha bağımsız hareket etmeye başlayıp NATO gibi Batılı kurumlarla yakın ilişkiler kurmaları, Rusya’nın bölgesel güvenlik anlayışıyla çelişen gelişmeler olarak görülmüştür. Bu gelişmeler Yakın Çevre Politikasının ilk önemli sınamaları olarak öne çıkmaktadır ve Rusya’nın müdahaleci tutumu için zemin hazırlamıştır. Nitekim 2008 yılında Gürcistan Savaşı, 2014 yılında Kırım’ın ilhakı ve 2022 yılında Ukrayna’nın İşgali, Rusya’nın müdahaleci tutumunu gözler önüne sermiştir. Ayrıca bu tutum Rusya’nın “savunma olarak saldırı” mantığıyla uyumlu olmaktadır ve söz konusu ülkelerdeki gelişmeleri kendi güvenliği, istikrarı ve güç statüsü açısından jeopolitik risk faktörleri olarak tanımlamaktadır.[iv]
Rusya, bu riskler karşısında yalnızca askeri yöntemlere değil, aynı zamanda çeşitli ekonomik ve kurumsal araçlara da başvurmuştur. Bu araçlar arasında Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB), Moskova’nın çevresindeki etkisini ve rolünü sürdürmek amacıyla kullandığı temel araçlardır. Ancak son yıllarda söz konusu araçlar üyeler tarafından sorgulanmaya başlanmış olup bu noktadan itibaren Rusya’nın Yakın Çevre Politikasının ilk sınamaları ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle de Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra bu politikanın sürdürülebilirliği ve geleceği büyük ölçüde tartışılmaktadır. Söz konusu tartışmalar, KGAÖ genelinde yaşanan gelişmeler üzerinden daha görünür hale gelmektedir. İlk olarak Ermenistan, 2022 yılında Azerbaycan’la yaşadığı sınır krizinde KGAÖ’den hiçbir destek alamamıştır ve örgüte yönelik güveni ciddi derecede sarsılmıştır. Benzer şekilde aynı sene içinde Tacikistan-Kırgızistan sınır çatışmasında KGAÖ yine pasif kalmış olup Orta Asya genelinde örgütün faydasına ve güvenilirliğine ilişkin soru işaretleri bırakmıştır.[v] Bu bağlamda Rusya’nın Yakın Çevre Politikasının kurumsal yapılar üzerinden sürdürülebilirliği zora girmiş ve Moskova’nın bölgesel güvenlik lideri statüsü de ciddi manada aşınmıştır.
Bu gelişmeler, Rusya’nın yakın çevresinde oluşan nüfuz boşluğunun Çin gibi aktörler tarafından doldurulması için zemin hazırlamıştır. Orta Asya ülkeleri, özellikle de Rusya-Ukrayna Savaşı dolayısıyla ekonomik ve diplomatik gücü zayıflamış olan Rusya yerine yatırım ve altyapı açısından daha kapsamlı teklifler sunabilecek olan Çin’e yönelmektedirler. Çin, Rusya’nın askeri ve güvenlik alanındaki yerini doldurabilecek bir aktör olmasa da Avrasya’da giderek yapısal ve kurumsal etkisini arttırmaktadır. Nitekim 2023 yılında düzenlenen Xi’an Zirvesi ve 2025 yılında düzenlenen Astana Zirvesi[vi] sonrası Çin, bölgede Moskova merkezli olan yapılardan bağımsız yeni işbirliği mekanizmaları geliştirmiştir. Bu durum aynı zamanda Orta Asya ülkelerinin tek merkeze bağlı kalmayıp çok vektörlü dış politika uygulamalarından kaynaklanmaktadır.
Bu bağlamda Rusya bölgedeki etkisini tamamen kaybetmemiştir, ancak tek belirleyici aktör statüsü sınırlanmıştır. Onun yerine Çin, bölgenin ekonomik ve kurumsal mimarı olarak daha belirgin bir rol üstlenmektedir. Söz konusu gelişmeler yalnızca Orta Asya’yla sınırlı kalmayıp Güney Kafkasya’da da benzer eğilimler gözlemlenmektedir. Özellikle Azerbaycan, Kuşak ve Yol Girişimi ve Orta Koridor kapsamında Çin için stratejik bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Konuyla ilgili olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan-Çin ilişkisini “stratejik ortaklar” olarak tanımlamıştır ve 2019 yılında Kuşak ve Yol Forumu kapsamında 821 milyon dolarlık anlaşmalar imzalanmıştır.[vii] Benzer şekilde Gürcistan da Orta Koridor kapsamında Çin’in Karadeniz’e açılan bir kapısı niteliğindedir. Ayrıca Gürcistan, Rusya’yı devre dışı bırakan alternatif bir ticaret güzergâhı sunmaktadır. Taraflar, 2023 yılında ilişkilerini stratejik ortaklık seviyesine çıkarmış olup Çin, Anaklia Derin Deniz Limanı projesinde aktif bir konum elde etmiştir.[viii] Bu bağlamda Çin, Rusya’nın nüfuz alanı olarak gördüğü bölgelerde artık yalnızca transit koridorlar ve altyapı olarak değil, enerji ve ticaret dahil olmak üzere çeşitli alanlarda da etkisini artırmıştır.
Sonuç olarak Rusya’nın yıllardır devam eden Yakın Çevre Politikası tamamen etkisini kaybetmemiş olmasa da büyük ölçüde başka aktörler tarafından aşındırılmaktadır. Eski Sovyet ülkelerinin daha bağımsız hale gelip dış politikalarını çeşitlendirmeye yönelmesiyle birlikte Rusya’nın etkinliği de sorgulanmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda Çin’in ekonomik ve kurumsal gücü bunu bir fırsata çevirmiş olup Orta Asya ve Güney Kafkasya’da rolünü güçlendirmiştir. Bu nedenle Rusya’nın Yakın Çevre Politikasının etkisi, değişen bölgesel güç dengelerine bağlı olarak giderek zayıflayabilir.
[i] Zhao Huasheng, “Russia and its Near Abroad: Challenges and Prospects”, Valdai Discussion Club, https://valdaiclub.com/a/highlights/russia-and-its-near-abroad-challenges-and-prospect/, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).
[ii] Shah Meer & Ahmed Khan, “Russia’s Strategic Culture and Geopolitics in Europe”, NUST Journal of International Peace & Stability, https://njips.nust.edu.pk/index.php/njips/article/view/212, (Erişim Tarihi: 26.06.2026).
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
[v] Thomas de Waal, “The End of the Near Abroad”, Carnegie Endowment, https://carnegieendowment.org/research/2024/05/the-end-of-the-near-abroad, (Erişim Tarihi: 27.06.2026).
[vi] MD.Obaidullah, “China quietly eclipsing a weakened Russia in Central Asia”, Asia Times, https://asiatimes.com/2026/03/china-quietly-eclipsing-a-weakened-russia-in-central-asia/, (Erişim Tarihi: 27.06.2026).
[vii] Lina Sigurdh, “Navigating Shifting Tides: China’s Advance, Russia’s Retreat, and the Evolving Power Dynamics in the South Caucasus”, SCEEUS, https://sceeus.se/publikationer/navigating-shifting-tides-chinas-advance-russias-retreat-and-the-evolving-power-dynamics-in-the-south-caucasus/, (Erişim Tarihi: 27.06.2026).
[viii] “China’s Belt and Road Initiative in the South Caucasus: A Region Moving from the Margins to the Spotlight”, Caucasus Watch, https://caucasuswatch.de/en/insights/chinas-belt-and-road-initiative-in-the-south-caucasus-a-region-moving-from-the-margins-to-the-spotlight.html, (Erişim Tarihi: 27.06.2026).
