Analiz

ABD’nin Göç Yönetiminde Önleyici Kontrol Planı

ABD, iltica başvurusunda bulunan 200.000’e yakın B1/B2 vize sahibinin vizelerini iptal etmeye hazırlanmaktadır.
Yeni politika, ABD göç yönetiminde sınır kontrolünden sürekli statü denetimine geçişi güçlendirmektedir.
Vize iptalleri, göç kontrolü ile iltica hakkına erişim arasındaki hukuki gerilimi derinleştirmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Donald Trump yönetiminin, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) B1 (ticari) veya B2 (turistik) tipi göçmen olmayan vizelerle giriş yaptıktan sonra iltica başvurusunda bulunan ya da başvuru sürecinde olan yabancıların vizelerini toplu biçimde iptal etmeye hazırlanması, ABD göç politikasındaki güvenlik ve kontrol odaklı dönüşümün yeni bir aşamasını oluşturmaktadır.[i] Yaklaşık 200.000 kişiyi etkileyebileceği belirtilen uygulama, yalnızca idari bir vize tedbiri niteliği taşımamakta; aynı zamanda geçici ziyaret statüsü ile uluslararası koruma talebi arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasına yönelik daha kapsamlı bir politika değişikliğine işaret etmektedir. Bu yönüyle karar, Trump yönetiminin düzensiz göçü sınırlandırma politikasının ötesine geçerek, yasal yollarla ülkeye giriş yapan ancak daha sonra göçmenlik statülerini değiştirmek isteyen yabancıların da daha sıkı biçimde denetlenmesini amaçlamaktadır.

Planlanan uygulamanın merkezinde B1 ve B2 vizelerinin hukuki ve işlevsel niteliği bulunmaktadır. B1 vizeleri temel olarak kısa süreli ticari faaliyetler için, B2 vizeleri ise turizm, aile ziyareti veya tıbbi tedavi gibi geçici amaçlarla verilmektedir. Her iki vize kategorisinin temel mantığı, kişinin ABD’de sürekli ikamet etme niyetinde olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Bu nedenle başvuru sahibinden seyahatinin geçici olduğunu ve ziyaretinin ardından ülkesine döneceğini gösterebilmesi beklenmektedir. Trump yönetimi ise B1 veya B2 vizesiyle ülkeye girdikten sonra iltica talebinde bulunulmasını, bazı durumlarda başlangıçtaki geçici ziyaret beyanıyla sonraki davranış arasında bir çelişki olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla yönetimin yaklaşımı, iltica başvurusunun yalnızca koruma ihtiyacı açısından değil, kişinin ülkeye giriş sırasındaki niyetinin doğruluğu bakımından da değerlendirilmesine dayanmaktadır.

Bu yaklaşım, göç politikasında “göçmenlik niyetinin geriye dönük değerlendirilmesi” olarak tanımlanabilecek önemli bir değişime işaret etmektedir. Geleneksel olarak vize verilmesi aşamasında kişinin mevcut niyeti değerlendirilmekte ve konsolosluk makamları başvuru sahibinin ülkesine geri dönmesini sağlayacak ekonomik, sosyal ve ailevi bağlarını incelemektedir. Yeni yaklaşımda ise kişinin ülkeye giriş yaptıktan sonraki davranışı, önceki vize statüsünün meşruiyetinin yeniden değerlendirilmesine neden olmaktadır. Böylece vize, yalnızca ülkeye giriş öncesinde yapılan bir uygunluk değerlendirmesinin sonucu olmaktan çıkmakta; sahibinin ABD’de bulunduğu süre boyunca davranışlarına bağlı olarak yeniden değerlendirilebilen ve iptal edilebilen daha koşullu bir statüye dönüşmektedir.

Trump yönetiminin bu politikayı savunurken kullandığı temel argümanlardan biri, iltica sisteminin göçmenlik mevzuatını aşmak amacıyla kullanılmasının önlenmesidir. Dışişleri Bakan Yardımcısı Christopher Landau’nun iltica sisteminin göçmenlik yasalarını aşmaya yarayan bir “hukuki boşluk” haline gelmemesi gerektiğine yönelik açıklaması bu yaklaşımı açık biçimde ortaya koymaktadır. Yönetim açısından sorun, iltica kurumunun kendisinden ziyade, kısa süreli ziyaret amacıyla alınmış bir vizenin fiilen kalıcı ikamete ulaşmanın ilk aşaması olarak kullanılması ihtimalidir. Bu nedenle yeni politika, iltica başvurularının sayısını doğrudan azaltmanın yanında, potansiyel başvuru sahipleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratmayı da hedeflemektedir.

Bununla birlikte söz konusu yaklaşım önemli bir hukuki ve kavramsal gerilim meydana getirmektedir. Bir kişinin ülkeye turist veya iş insanı olarak giriş yapmış olması, daha sonra ortaya çıkan koşullar nedeniyle uluslararası korumaya ihtiyaç duymayacağı anlamına gelmemektedir. Kişinin ülkesindeki siyasi koşullar değişebilmekte, seyahat sırasında yeni tehditler ortaya çıkabilmekte veya kişinin daha önce açıklamak istemediği bir zulüm riski sonradan iltica başvurusunun temelini oluşturabilmektedir. Dolayısıyla B1/B2 vizesiyle giriş yapılması ile sonradan iltica talep edilmesi arasında otomatik olarak kötü niyet veya göçmenlik sahtekârlığı ilişkisi kurulması hukuken tartışmalı bir alan yaratmaktadır. Muhtemel yargı süreçlerinin de esas olarak bu ayrım üzerinde şekillenmesi beklenmektedir.

Trump yönetiminin perspektifinden değerlendirildiğinde söz konusu uygulama kendi içerisinde belirli bir politika tutarlılığı taşımaktadır. Yönetim, göçmenlik sistemindeki farklı kategoriler arasında daha kesin sınırlar oluşturmayı amaçlamaktadır. Buna göre turizm için verilen bir vizenin turizm, iş seyahati için verilen bir vizenin iş seyahati amacıyla kullanılması; kalıcı ikamet veya koruma arayan kişilerin ise buna uygun hukuki kanalları tercih etmesi beklenmektedir. Bu yaklaşım, göç kategorilerinin amaç dışı kullanılmasını engelleme iddiasına dayanmaktadır. Ancak iltica hukukunun doğası bu kategorik ayrımı karmaşıklaştırmaktadır; çünkü uluslararası koruma ihtiyacı her zaman kişinin ülkeye girişinden önce planlanmış veya öngörülebilmiş bir durum olmamaktadır.

Sonuç olarak yaklaşık 200.000 B1/B2 vizesinin iptal edilmesi ihtimali, yalnızca Trump yönetiminin yeni bir göçmenlik tedbiri olarak değerlendirilmemelidir. Uygulama, ABD göç politikasının sınır kontrolünden statü kontrolüne, statü kontrolünden ise sürekli bireysel uygunluk denetimine doğru genişlediğini göstermektedir. Bu çerçevede vize, artık yalnızca ABD’ye giriş sağlayan idari bir belge değil, kişinin sonraki davranışlarının da sürekli biçimde değerlendirildiği koşullu bir hukuki statü niteliği kazanmaktadır.

Bununla birlikte temel tartışma, devletin göç sisteminin kötüye kullanılmasını önleme hakkı ile bireyin değişen koşullar altında uluslararası koruma talep etme hakkı arasındaki sınırda ortaya çıkmaktadır. Trump yönetimi iltica başvurusunu bazı durumlarda başlangıçtaki göçmen olmayan niyetle çelişen bir davranış olarak değerlendirmekte; buna karşılık iltica hukukunun temel mantığı, kişinin ülkeye hangi vizeyle girdiğinden bağımsız olarak gerçek bir zulüm veya ciddi zarar riski bulunup bulunmadığının incelenmesini gerektirmektedir. Bu nedenle planlanan kitlesel vize iptallerinin önümüzdeki dönemde yalnızca Amerikan göç politikasının değil, yürütmenin göç alanındaki takdir yetkisinin sınırları ve iltica hakkına erişimin niteliği bakımından da önemli hukuki tartışmaların merkezinde yer alması beklenmektedir.

En geniş perspektiften bakıldığında ise söz konusu politika, Trump yönetiminin göçü yalnızca ülkeye giriş anında kontrol edilmesi gereken bir hareketlilik meselesi olarak görmediğini ortaya koymaktadır. Bunun yerine bireyin vize başvurusundan ülkeye girişine, ABD içerisindeki davranışlarından statü değişikliği girişimlerine kadar uzanan bütün süreç bir güvenlik ve uygunluk denetimi alanına dönüştürülmektedir. Böylece ABD göç politikasında “sınırı koruma” anlayışından “göçmenlik statüsünün bütün yaşam döngüsünü kontrol etme” anlayışına doğru belirgin bir geçiş yaşanmaktadır. Planlanan 200.000 vize iptali de bu dönüşümün niceliksel büyüklüğü kadar, göç yönetiminin gelecekte hangi araçlar üzerinden yürütüleceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.


[i] Leal, Nicholas Dale. “Estados Unidos prepara la revocación masiva de hasta 200.000 visas de turismo y negocios”, El País, elpais.com/us/migracion/2026-08-25/estados-unidos-prepara-la-revocacion-masiva-de-hasta-200000-visas-de-turismo-y-negocios.html, (Erişim Tarihi: 30.08.2026).

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler