İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in Ceuta’da yaşanan son göç krizine ilişkin açıklamaları, İspanya-Fas ilişkilerinde uzun süredir mevcut olan temel bir dış politika ikilemini yeniden görünür hâle getirmektedir.[i] Bir tarafta İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini tartışmaya kapalı biçimde savunma ihtiyacı bulunurken diğer tarafta düzensiz göçün kontrolü, sınır güvenliği ve geri göndermelerin sürdürülebilmesi açısından Fas’la yakın işbirliğinin korunması gerekmektedir. Sanchez’in on binlerce kişinin kısa süre içerisinde Ceuta’ya ulaşmasına rağmen Fas yönetimini doğrudan sorumlu tutmaması, bu iki gereklilik arasında Madrid’in işlevsel işbirliğini diplomatik çatışmanın önünde tuttuğunu göstermektedir.
Bu yaklaşımın anlaşılabilmesi için İspanya-Fas ilişkilerindeki asimetrik karşılıklı bağımlılığın dikkate alınmasında fayda vardır. İki ülke ekonomik ilişkilerden terörle mücadeleye, düzensiz göçten sınır güvenliğine kadar birçok alanda birbirlerine ihtiyaç duymaktadır. Ancak göç yönetimi söz konusu olduğunda Fas’ın sahip olduğu operasyonel kapasite Rabat’a önemli bir pazarlık gücü kazandırmaktadır. İspanya, Avrupa Birliği’nin (AB) güney sınırlarından birini kontrol etmekle birlikte bu kontrolün etkinliği büyük ölçüde Fas güvenlik güçlerinin kendi topraklarında gerçekleştirdiği sınır denetimine bağlıdır. Dolayısıyla Fas’la siyasi ilişkilerin bozulması, İspanya açısından yalnızca diplomatik bir sorun yaratmamakta; kısa sürede somut bir sınır ve göç yönetimi krizine dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
Sanchez’in “Fas’la uyum olmasaydı krizin ağırlaşacağı” yönündeki yaklaşımı bu bağımlılığı açık biçimde ortaya koymaktadır. Başbakanın Rabat’ın 30 ve 31 Temmuz tarihlerinde İspanyol makamlarıyla sürekli iletişim içerisinde olduğunu ve 31 Temmuz tarihinde operasyonel tedbirler almaya başladığını özellikle vurgulaması, Fas’ın kriz sırasındaki rolünü bir tehdit kaynağı olarak değil, krizin yönetilmesinde gerekli ortak olarak çerçevelemektedir. Böylece Madrid yönetimi, Fas’ı suçlamak yerine iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun gerekliliğini ön plana çıkarmaktadır.[ii]
Bununla birlikte bu söylemin önemli bir siyasi maliyeti bulunmaktadır. Kısa süre içerisinde 70.000’den fazla kişinin Ceuta’ya ulaşabilmesi, sınır yönetiminin kapasitesi ve istihbarat mekanizmalarının etkinliği konusunda ciddi sorular ortaya çıkarmaktadır. Sanchez’in açıklamalarında Ulusal İstihbarat Merkezi (CNI) ve Ulusal Polis tarafından hazırlanan raporların krizin boyutlarını önceden öngöremediğinin belirtilmesi, yaşanan gelişmenin yalnızca dış aktörlerle açıklanamayacağını göstermektedir.[iii]
Burada Sanchez hükümetinin geliştirdiği anlatının iki temel işlevi bulunmaktadır. Birincisi, Fas’ın sorumluluğuna ilişkin tartışmayı sınırlandırarak Rabat’la ilişkilerde yeni bir diplomatik krizin ortaya çıkmasını engellemektir. İkincisi ise krizin kaynağını devletler arası ilişkilerden çıkararak dezenformasyon, sosyal medya ağları ve ulusötesi siyasi aktörler çerçevesine taşımaktır. Sanchez’in uluslararası aşırı sağ yapılanmalarını düzensiz göç üzerinden Avrupa toplumlarını kutuplaştırmakla suçlaması, Ceuta krizinin hükümet tarafından klasik bir sınır ihlali meselesinden ziyade hibrit tehdit ve bilgi manipülasyonu problemi olarak yorumlandığını göstermektedir.[iv]
Diğer taraftan İspanya Kralı Felipe VI’nın Ceuta ve Melilla’yı ziyaret edeceğinin açıklanması, Madrid’in Fas politikasındaki dikkat çekici dengeleme stratejisini göstermektedir.[v] Ceuta ve Melilla, Fas tarafından tarihsel olarak tartışmalı görülen ancak İspanya’nın egemenliğinin parçası kabul ettiği iki özerk şehirdir. Bu nedenle İspanyol devlet başkanının söz konusu kentlere gerçekleştireceği ziyaret sıradan bir protokol faaliyeti değildir. Kralın ziyareti, İspanya açısından egemenliğin sembolik olarak yeniden teyit edilmesi anlamına gelecektir.
İspanya’nın göç politikası daha geniş bir Avrupa sorununu yansıtmaktadır. AB’nin dış sınırlarının yönetimi giderek üçüncü ülkelerle gerçekleştirilen işbirliklerine bağlı hâle gelmektedir. Fas, Türkiye, Tunus, Libya ve diğer transit ülkelerle oluşturulan mekanizmalar, Avrupa devletlerinin düzensiz göç hareketlerini kendi sınırlarına ulaşmadan kontrol etme arayışının parçalarıdır. Ancak bu yaklaşım üçüncü ülkelere önemli bir diplomatik pazarlık kapasitesi kazandırmaktadır. Göç kontrolünün dışsallaştırılması, sınır güvenliğini güçlendirebilmekte; buna karşılık Avrupa devletlerinin söz konusu ülkelerle yaşanan siyasi krizlerde hareket alanını daraltabilmektedir.
Ceuta örneğinde bu durum özellikle belirgindir. İspanya’nın Fas’la işbirliğini kaybetmesinin yaratabileceği maliyet, Madrid’in Rabat’a yönelik söylemini doğrudan etkilemektedir. Sanchez’in Fas’ı açık biçimde aklaması bu nedenle yalnızca mevcut kanıtların değerlendirilmesi olarak değil, aynı zamanda İspanya’nın sınır yönetiminde Fas’la işbirliğini kaybetmeme zorunluluğunun ürettiği stratejik ihtiyat çerçevesinde okunabilmektedir.
Sonuç olarak Ceuta krizi, İspanya-Fas ilişkilerinin temel paradoksunu yeniden ortaya çıkarmaktadır. Madrid açısından Rabat aynı anda hem yönetilmesi gereken stratejik bir komşu hem de düzensiz göçün kontrolünde vazgeçilmesi son derece maliyetli bir ortaktır. Bu nedenle Sanchez hükümetinin politikası Fas’la doğrudan çatışmayı önlemek, güvenlik işbirliğini sürdürmek ve aynı zamanda Ceuta ile Melilla üzerindeki İspanyol egemenliğini sembolik araçlarla teyit etmek üzerine kurulmaktadır. Felipe VI’nın planlanan ziyareti bu stratejinin egemenlik boyutunu, Fas’ın krizden sorumlu tutulmaması ise işlevsel işbirliği boyutunu temsil etmektedir.
Daha geniş perspektiften değerlendirildiğinde Ceuta’da yaşananlar, Avrupa göç yönetiminin önemli bir yapısal sorununu da görünür hâle getirmektedir: sınır kontrolünün üçüncü ülkelere bağımlı hâle gelmesi, bu ülkelerin Avrupa devletleri karşısındaki diplomatik ve stratejik ağırlığını artırmaktadır. İspanya’nın Fas politikası bu nedenle yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinden değil, Avrupa’nın düzensiz göçü dışsallaştırma stratejisinin ortaya çıkardığı karşılıklı bağımlılık ve pazarlık ilişkileri üzerinden değerlendirilmelidir. Bu açıdan Ceuta krizi bir sınır güvenliği krizinin ötesinde, göç yönetimi, egemenlik, dış politika ve stratejik bağımlılığın kesiştiği çok boyutlu bir vaka niteliği taşımaktadır.
[i] Cué, Carlos E. “Sanchez exculpa a Marruecos por la crisis de Ceuta y avanza que el Rey la visitará por primera vez con este Gobierno.” El País, elpais.com/espana/2026-08-31/sanchez-destaca-la-cooperacion-instantanea-con-marruecos-y-asegura-que-el-rey-visitara-ceuta.html, (Erişim Tarihi: 06.09.2026).
[ii] Aynı yer.
[iii] Aynı yer.
[iv] Aynı yer.
[v] Aynı yer.
