Analiz

Gri Bölge Rekabetinde Kurumsal Güvenin Jeopolitiği

Mevcut dönemi önceki bilgi operasyonlarından ayıran önemli değişkenlerden biri ise yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıdır.
Bilgi operasyonlarının başarısı her zaman toplumun belirli bir anlatıya ikna edilmesiyle ölçülmemelidir.
İnsanların herhangi bir bilgi kaynağına güvenemez hale gelmesi de stratejik açıdan önemli bir sonuç oluşturabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Devletler arasındaki rekabetin niteliğinde son yıllarda yaşanan dönüşüm, savaş ve barış arasındaki geleneksel ayrımın giderek daha fazla sorgulanmasına neden olmaktadır. Siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri, ekonomik baskı, sabotaj, kritik altyapıya yönelik müdahaleler ve devlet dışı aktörlerin kullanılması, doğrudan askeri çatışmaya başvurulmaksızın rakip devletlerin hareket alanını sınırlandırmanın araçları haline gelmiştir. Bu durum, uluslararası güvenlik literatüründe çoğunlukla “gri bölge” veya “hibrit tehditler” çerçevesinde ele alınmaktadır.

Bununla birlikte söz konusu dönüşüm yalnızca devletlerin kullandığı araçların çeşitlenmesiyle açıklanamaz. Asıl değişim, bir devletin iç siyasi ve toplumsal kırılganlıklarının uluslararası rekabetin doğrudan unsurlarından birine dönüşmesidir. Devletlerin askeri kapasitesi, ekonomik büyüklüğü veya coğrafi konumu önemini korumakla birlikte kurumlara duyulan güven, bilgi ortamının dayanıklılığı ve kamuoyunun siyasal sisteme yönelik meşruiyet algısı da dış politika kapasitesini etkileyen unsurlar haline gelmektedir.

Bu açıdan gri bölge rekabetinin temel özelliklerinden biri, rakibin topraklarını işgal etmek yerine karar alma süreçlerinin maliyetini artırmasıdır. Açık bir askeri saldırı durumunda failin, saldırının niteliğinin ve karşılık verilecek hedefin büyük ölçüde belirlenebilir olması mümkündür. Siber saldırılar, sabotaj veya bilgi operasyonlarında ise atıf problemi çok daha karmaşıktır. Bir enerji tesisinde meydana gelen arızanın teknik bir sorun mu yoksa sabotaj mı olduğu, bir siber saldırının doğrudan bir devlet tarafından mı yoksa vekil bir grup üzerinden mi gerçekleştirildiği ya da sosyal medyada hızla yayılan bir anlatının organik mi yoksa koordineli bir kampanyanın sonucu mu olduğu her zaman kısa sürede tespit edilememektedir.

Bu belirsizlik saldırgan açısından önemli bir stratejik avantaj meydana getirmektedir. Çünkü hedef devlet bir yandan kendi güvenliğini sağlamak zorundayken diğer yandan aşırı tepki vererek gerilimi tırmandırma riskini dikkate almak durumundadır. Böylece gri bölge faaliyetleri, tekil olayların ortaya çıkardığı fiziksel zarardan daha büyük bir siyasi etki yaratabilmektedir.

Avrupa güvenlik ortamında son yıllarda bu eğilim daha görünür hale gelmiştir. NATO, Rusya’nın sabotaj, siber faaliyetler, elektronik müdahale, dezenformasyon ve siyasi nüfuz girişimleri dahil olmak üzere farklı hibrit araçlardan yararlandığını belirtmektedir. İttifakın dayanıklılığa ilişkin belgelerinde enerji sistemleri, ulaşım ağları, telekomünikasyon altyapısı ve dijital sistemlerin korunmasının doğrudan kolektif güvenliğin bir parçası olarak ele alınması da güvenlik anlayışındaki değişimin göstergesidir.

Burada dikkat çekici olan husus, savunmanın yalnızca askeri kapasitenin güçlendirilmesi üzerinden düşünülmemesidir. Devletlerin kriz dönemlerinde temel hizmetleri sürdürebilmesi, kamu kurumlarının işlevselliğini koruması ve toplumun güvenilir bilgiye erişiminin devam etmesi de ulusal dayanıklılığın parçaları olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla güvenlik, devlet sınırlarının korunmasından daha geniş bir anlam kazanmaktadır.

Afrika ise benzer araçların farklı siyasi ve tarihsel koşullar içerisinde işlediği bir başka önemli rekabet alanıdır. Kıtadaki dış nüfuz mücadelelerini yalnızca büyük güç rekabetinin bir uzantısı olarak görmek yeterli değildir. Sömürgecilik mirası, ekonomik bağımlılıklar, devlet kapasitesindeki farklılıklar, güvenlik sorunları ve siyasal temsil krizleri, dış aktörlerin faaliyet gösterdiği yerel ortamı doğrudan şekillendirmektedir.

Bu nedenle dış müdahalenin başarısı çoğu zaman yeni toplumsal sorunlar meydana getirmekten ziyade halihazırda mevcut olan kırılganlıkları kullanabilme kapasitesine bağlıdır. Africa Center for Strategic Studies tarafından yayımlanan çalışmalar, Afrika genelinde dezenformasyon kampanyalarının son yıllarda önemli ölçüde arttığını ortaya koymaktadır. Rusya bağlantılı ağların bu alandaki görünürlüğü özellikle dikkat çekmekle birlikte yerel siyasi aktörlerin de seçimler ve iç siyasi mücadelelerde dezenformasyon yöntemlerinden yararlandığı görülmektedir.

Dolayısıyla Afrika’daki bilgi ortamındaki sorunları yalnızca dış müdahaleye indirgemek analitik açıdan eksik olacaktır. Zira dış aktörlerin etkili olabilmesini mümkün kılan unsurların başında kurumsal güvenin düşük olması gelmektedir. Afrobarometer’ın kıta genelindeki araştırmaları, birçok ülkede parlamento, siyasi liderlik, polis ve yargı kurumlarına duyulan güvenin sınırlı kaldığını göstermektedir. Ekonomik eşitsizlik, yolsuzluk algısı ve devlet kapasitesine ilişkin sorunlar da söz konusu güven kaybını derinleştirebilmektedir.

Bu noktada kurumsal güven, yalnızca iç politikaya ilişkin sosyolojik bir değişken olmaktan çıkmaktadır. Kamuoyunun kendi devletine, medya kuruluşlarına veya seçim süreçlerine yönelik güveninin zayıflaması, dış aktörlere bilgi alanında önemli fırsatlar sunabilmektedir. Dolayısıyla iç siyasi meşruiyet ile dış politika kapasitesi arasında giderek daha görünür bir ilişki ortaya çıkmaktadır.

Rusya ve Çin’in Afrika’daki faaliyetleri ise bu açıdan aynı kategoride değerlendirilmemelidir. Rusya bağlantılı faaliyetlerde dezenformasyon, güvenlik ilişkileri ve siyasi nüfuz ağları daha görünürken Çin’in yaklaşımı daha uzun vadeli ve kurumsal araçlar üzerinden şekillenmektedir. Çinli medya kuruluşlarının Afrika’daki varlığı, içerik paylaşım anlaşmaları, gazeteci eğitim programları ve kamu diplomasisi faaliyetleri, Pekin’in kıtanın bilgi alanındaki görünürlüğünü artırmaktadır.

Ancak nüfuz kapasitesi ile etkinin ortaya çıkması aynı şey değildir. Yerel medya kültürleri, siyasi rekabet düzeyi ve kamuoyunun dış aktörlere ilişkin algıları, dışarıdan üretilen anlatıların ne ölçüde kabul göreceğini belirlemektedir. Bu nedenle Afrika toplumlarını dış aktörlerin kolaylıkla yönlendirebildiği pasif alanlar olarak değerlendirmek hem yerel siyasi dinamikleri hem de toplumların kendi tercihlerini görmezden gelme riskini taşımaktadır.

Mevcut dönemi önceki bilgi operasyonlarından ayıran önemli değişkenlerden biri ise yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşmasıdır. Yapay zeka propaganda veya dezenformasyonu ortaya çıkaran bir gelişme değildir. Bununla birlikte içerik üretiminin maliyetini önemli ölçüde düşürmekte, farklı dillerde ve farklı toplumsal gruplara yönelik yüksek hacimli içeriklerin kısa sürede hazırlanmasına olanak sağlamaktadır.

Avrupa Dış Eylem Servisi’nin yabancı bilgi manipülasyonu ve müdahalesine ilişkin çalışmalarında yapay zeka destekli içerik üretiminin giderek daha görünür hale geldiği belirtilmektedir. Sentetik görüntüler, yapay ses üretimi ve otomatik metin sistemleri, bilgi operasyonlarının ölçeğini genişletmekte ve bunların tespit edilmesini daha karmaşık hale getirmektedir.

Buradaki temel problem yalnızca yanlış bilginin yaygınlaşması değildir. Çok sayıda çelişkili anlatının aynı anda dolaşıma sokulması, hangi bilgi kaynağının güvenilir olduğuna ilişkin toplumsal kanaati de zayıflatabilmektedir. Bu nedenle bilgi operasyonlarının başarısı her zaman toplumun belirli bir anlatıya ikna edilmesiyle ölçülmemelidir. İnsanların herhangi bir bilgi kaynağına güvenemez hale gelmesi de stratejik açıdan önemli bir sonuç oluşturabilir.

Bu gelişme, gri bölge rekabetinde kurumsal güvenin neden giderek daha merkezi bir konuma geldiğini göstermektedir. Bir toplumun kendi devlet kurumlarına veya temel bilgi kaynaklarına yönelik güveninin sürekli aşınması, hükümetlerin yalnızca iç siyasi meşruiyetini değil, dış politika kararlarını uygulama kapasitesini de etkileyebilir. Güvenlik anlaşmalarından ekonomik politikalara, uluslararası yaptırımlardan askeri işbirliklerine kadar pek çok dış politika tercihi içeride toplumsal kabul gerektirmektedir.

Ancak dezenformasyon ve dış müdahale tehdidinin varlığı, hükümetlerin bütün eleştirileri yabancı etki operasyonlarının sonucu olarak değerlendirmesini meşrulaştırmamalıdır. Böyle bir yaklaşım kısa vadede siyasi kontrolü artırsa bile uzun vadede korunmak istenen kurumsal güvene zarar verebilir. OECD’nin bilgi bütünlüğü üzerine çalışmaları da şeffaf kamu iletişimi, bağımsız medya, çoğulcu bilgi ortamı ve hesap verebilir kurumların dezenformasyona karşı toplumsal dayanıklılığın temel unsurları olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla gri bölge rekabetine karşı geliştirilecek stratejinin iki boyutlu olması gerekmektedir. İlk boyut, kritik altyapının korunması, siber savunmanın güçlendirilmesi, sabotaj ağlarının ortaya çıkarılması ve dış bilgi operasyonlarının tespit edilmesidir. İkinci boyut ise devletlerin kendi toplumlarıyla olan güven ilişkilerini güçlendirmesidir.

Netice itibarıyla 21. yüzyılın güvenlik ortamında güç kavramının kapsamı genişlemektedir. Askeri kapasite, ekonomik kaynaklar ve stratejik coğrafya devletler açısından önemini korumaktadır. Ancak toplumsal dayanıklılık ve kurumsal güven de dış baskılara karşı direnme kapasitesinin temel unsurları arasına girmektedir.

Bu nedenle gri bölge rekabetinin geleceğinde belirleyici mesele yalnızca hangi devletin daha gelişmiş siber araçlara veya daha kapsamlı bilgi operasyonlarına sahip olduğu değildir. Asıl soru, hangi devletlerin dış baskı altında kendi kurumlarının meşruiyetini, bilgi ortamının güvenilirliğini ve toplumla devlet arasındaki güven ilişkisini koruyabileceğidir. Kurumsal güven bu anlamda yalnızca demokratik sistemlerin normatif bir değeri değil, devletlerin stratejik hareket alanını doğrudan etkileyen jeopolitik bir kapasiteye dönüşmektedir.

Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl
Kürşat İsmayıl, 2017-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden lisans derecesini ve ardından Rusya ve Kafkas Tarihi alanında yüksek lisans derecesini edindi. Yüksek lisans tezi "Azerbaycan Modernleşmesinin Temelleri: Mirze Kazımbey ve Abbaskulu Ağa Bakıhanov'un Düşünce Dünyası" idi. Hâlen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında doktora eğitimine devam etmektedir. İleri düzeyde Azerbaycan Dili (Anadil), Türkçe , İngilizce ve Rusça bilmektedir; ayrıca Osmanlı Türkçesi bilgisine sahiptir.

Benzer İçerikler