Analiz

Çin ve Rusya’nın İran Krizi’ne Bakışları Farklı mı? 

Çin’in uzun yıllardır vurguladığı husus; Soğuk Savaş tarzı bloklaşma ve çatışma dinamiklerinden uzak durulmasıdır.
İran ise “hiçbir koşulda teslim olmayacaklarını” belirtmektedir.
Tahran’ın bu duruşu, daha ziyade Moskova’nınkiyle benzerdir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Pakistan’daki barış müzakerelerinin çıkmaza girmesinin ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Moskova’yı ziyaret etmesi ve buradan verdiği mesajlar, jeopolitik açıdan Rusya ve İran’ın ne kadar yakın bir duruş sergilediğini gözler önüne sermiştir. İran nezdinde Pakistan’ın tarafsızlığına duyulan güvenin azalması[i] üzerine Arakçi, Rusya ve Umman gibi ülkeleri ziyaret ederek temaslarda bulunmuş ve yeni arabulucu arayışına yönelmiştir. Bu noktada Arakçi’nin Çin yerine Rusya’yı ziyaret etmesi, krizin çözümü noktasında İran’ın Çin’den ziyade Rusya’yı daha uygun bir partner olarak gördüğünün işareti sayılabilir. 

Moskova temaslarından sonra yaptığı açıklamada Arakçi, İsrail-Amerika Birleşik Devletleri (ABD) saldırganlığına karşı direndiklerini, direnmeye devam edeceklerini ve hiçbir koşulda teslim olmayacaklarını vurgulamıştır.[ii] Bu ifadeler, İran ve Rusya’nın “Batı’yla mücadele” ve bu anlamda krizler/savaşlar konusunda benzer düşündüklerini, başvurdukları araç ve yöntemler konusunda da benzer yolu takip edebileceklerini göstermektedir. Bu açıdan Pakistan’ın giderek ABD’den yana bir tavır aldığını düşünen ve ona gerektiği kadar güvenmeyen[iii] İran, kendisine “daha yakın bir arabulucu” bulmak adına Rusya ve Umman’la temaslarını sıklaştırmıştır. Bu yönelişte; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ABD Başkanı Donald Trump’la olan yakın ilişkileri, zenginleştirilmiş uranyum meselesi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenliğiyle ilgili İran ve Rusya’nın benzer görüşlere sahip olmaları etkili olmuştur. 

ABD açısından bakıldığında, Rusya da güvenilmez bir aktördür ve Moskova ve Tahran’ın birlikte hareket edeceği düşünülmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın arabuluculuğu, ABD açısından makul olmamakla birlikte barışa giden süreçte Moskova birtakım kolaylaştırıcı roller oynayabilir. Bunlardan birincisi, uranyum zenginleştirme seviyeleri ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi konularında Rusya, orta noktanın bulunmasını sağlayabilir. İkinci olarak Hürmüz Boğazı ve Körfez’le ilgili olarak Rusya, uzun yıllardır Kolektif Güvenlik Konsepti adında bir mekanizmanın kurulmasını teklif etmektedir.[iv] Bu teklif, İran ve Çin tarafından da uzun yıllardır desteklenmektedir.  Ayrıca son on yıldır İran’ın güney kıyı şeridindeki bazı petrol sahalarının geliştirilmesi için Rus şirketlerle enerji anlaşmaları yapılmaktadır. Körfez ve Hint Okyanusu kıyılarında İran, Rusya ve Çin’le askeri tatbikatlar yaparak caydırıcılık oluşturmaya çalışmıştır. Genel olarak bakıldığında Rusya’nın görüşleri, ABD ve diğer Batılı ülkeler açısından “kabul edilemez” bulunacaktır. 

Çin’in krizlere yaklaşımı da bu noktada çok önemlidir. Örneğin Ukrayna’daki savaşla ilgili Çin’in sunduğu 12 maddelik çözüm önerisi,[v] birçok açıdan Rusya’nın çıkarlarıyla ters düşmüştür. Burada Çin’in verdiği en çarpıcı mesajlar, “tüm ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyulması” ve “Soğuk Savaş mantalitesinden uzak durulması” olmuştur. Bu ilkeler, Rusya’ya verilen önemli bir mesaj olmuştur. Diğer yandan Çin, İran Krizi’ne ilişkin de dengeli bir tutum arayışındadır. Pekin, burada Washington’la ilişkileri gözeterek Tahran’a açık bir destekte bulunmaktan kaçınmaktadır. Bunu yaparken Çin, aynı zamanda savaşın uzamasının enerjide, ticarette ve ekonomide yarattığı ve bundan sonra yaratacağı etkileri[vi]de hesap etmektedir. Burada hem Rusya hem Çin açısından bakıldığında; İran’daki savaşın uzaması, ABD’yi zorlu bir bataklığa sürükleyeceği (ona zarar vereceği) için avantajlı bir senaryo olarak görülebilir. Fakat uzun vadeli etkileri düşünüldüğünde İran’daki savaşın kısa sürede sona ermesi, bilhassa Çin’in çıkarlarına uygun olacaktır. 

Rusya, genel itibariyle İran’ın bu mücadelesinin Batı’ya zarar vereceğini düşünerek Tahran’a daha kararlı ve açık destek verebilir. Çin’in ise Ukrayna Krizi’nde olduğu gibi İran Krizi’nde de ilkeli bir duruş sergilemesi beklenmektedir. Bu açıdan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in açıkladığı dört maddelik Orta Doğu Barış Planı da[vii] 12 maddelik Ukrayna Barış Planı’na benzer ilkeler içermektedir. Bunlar, “Barışçıl bir arada yaşama ve bölgesel güvenlik mimarisi”; “egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı”; “uluslararası hukuka uymak” ve “kalkınmayı güvenlikle dengelemek” şeklinde sıralanabilir. Çin’in uzun yıllardır ve özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı patlak verdikten sonra ısrarla vurguladığı husus; Soğuk Savaş tarzı bloklaşma ve çatışma dinamiklerinden uzak durulmasıdır. İran ise, Arakçi’nin Moskova’da vurguladığı üzere, “hiçbir koşulda teslim olmayacaklarını” belirtmektedir. Tahran’ın bu duruşu, daha ziyade Moskova’nınkiyle benzerdir. Çin’in krizlere ilişkin ilkeli dış politikası ise İran’ın çıkarlarına uygun düşmemektedir. 

Sonuç olarak Rusya, krizleri fırsata çevirme eğiliminde olan daha revizyonist bir aktör olarak hareket edebilirken; Çin, küresel ekonomik sistemden en fazla fayda sağlayan ülkelerden biri olarak istikrarsızlığa karşı daha hassastır. Diplomatik açıdan da Rusya, zaman zaman sert ve meydan okuyucu bir dil kullanabilmektedir. Çin ise çoğu zaman “itidal”, “diyalog”, “Soğuk Savaş mantalitesinden kaçınma” ve “egemenliğe saygı” gibi genel ilkeleri vurgulamayı tercih etmektedir. Tahran’ın Batı’ya karşı direnci ne kadar artarsa, Rusya’nın stratejik manevra alanı da o ölçüde genişlemekte, fakat diğer yandan enerji fiyatlarını ve ticaret yollarını ciddi biçimde etkilediği için Çin ekonomisi için doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. İran, “kendine yakın bir arabulucu” arayışlarını sürdürürken bu konuda Çin’den “kendisine uygun bir destek bulamayacağı” net şekilde söylenebilir.   


[i] “Pakistan not a suitable intermediary, says Iranian MP amid stalled talks”, India Today, https://www.indiatoday.in/world/story/pakistan-mediation-role-questioned-by-iranian-lawmaker-as-araghchi-holds-islamabad-talks-2901983-2026-04-27, (Erişim Tarihi: 29.04.2026).

[ii] “Putin’den Arakçi ile kritik zirve sonrası ilk açıklama”, Hurriyet, https://www.hurriyet.com.tr/dunya/putinden-arakci-ile-kritik-zirve-sonrasi-ilk-aciklama-43160573, (Erişim Tarihi: 29.04.2026). 

[iii] “‘Pakistan Not Suitable Intermediary For Negotiations’: Iran Questions Islamabad’s Pro-US Bias”, News18, https://www.news18.com/world/pakistan-not-suitable-intermediary-for-negotiations-iran-questions-islamabads-pro-us-bias-ws-l-10059001.html, (Erişim Tarihi: 29.04.2026).  

[iv] Unalmış, A. N. ve Tamer, C. (2025). Iran’s Policies Towards the Southern Coastline. Gazi Akademik Bakış19(37), 332.

[v] “China’s Position on the Political Settlement of the Ukraine Crisis”, MFA-PRC, https://www.mfa.gov.cn/eng/zy/gb/202405/t20240531_11367485.html, (Erişim Tarihi: 29.04.2026).   

[vi] İran’daki savaşın Çin ekonomisine potansiyel etkileri için bkz. “The Iran War Is Starting to Expose Cracks in China’s Economy”, Nytimes, https://www.nytimes.com/2026/04/27/business/china-economy-iran-war.html, (Erişim Tarihi: 29.04.2026).    

[vii] “China’s Xi puts forth four-point Mideast peace plan”, TRT World, https://www.trtworld.com/article/137fd1fb69c1, (Erişim Tarihi: 29.04.2026).     

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler