Analiz

NATO Ankara Zirvesi’nin Gölgesinde ABD-İspanya Gerilimi

Trump’ın İspanya’ya yönelik ticaret çıkışı, NATO içindeki görüş ayrılıklarını ekonomik alana taşımıştır.
Washington’ın Madrid’e yönelik baskısı, güvenlik, ticaret ve turizm arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme getirmiştir.
ABD-İspanya gerilimi, transatlantik ilişkilerde ekonomik araçların dış politikadaki rolünün arttığını göstermektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da düzenlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) Zirvesi sırasında İspanya’yla ticaretin durdurulması yönünde yaptığı açıklama, transatlantik ilişkilerde yeni bir kırılma alanının ortaya çıktığını göstermektedir. Söz konusu açıklama, yalnızca Washington-Madrid hattındaki ikili bir anlaşmazlık olarak değil; NATO’nun savunma harcamaları, İran Savaşı, Avrupa Birliği’nin (AB) ortak ticaret politikası ve turizm ekonomisi üzerinden okunması gereken çok boyutlu bir gelişme niteliği taşımaktadır.[i]

Trump’ın İspanya’yı “kötü ortak” olarak nitelendirmesi ve ticaretin yanı sıra ziyaretleri de kapsayan bir baskı dili kullanması, klasik müttefiklik ilişkilerinde ekonomik araçların giderek daha fazla güvenlik politikalarının uzantısı hâline geldiğini ortaya koymaktadır.[ii] Trump’ın, İspanya’nın NATO’nun yeni savunma harcaması hedeflerine mesafeli yaklaşması ve ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarında hava sahası ile üs kullanımına izin vermemesi nedeniyle Madrid yönetimini hedef aldığı görülmektedir.

Bu noktada Ankara Zirvesi’nin sembolik önemi büyüktür. Zirvenin Türkiye’de yapılması, NATO’nun doğu ve güney kanadındaki güvenlik tartışmalarının ön plana çıktığı bir döneme denk gelmiştir. Ancak zirvenin güvenlik dayanışmasını güçlendirmesi beklenirken, Trump’ın İspanya’ya yönelik çıkışı ittifak içi fay hatlarını yeniden görünür kılmıştır. Bu durum, NATO’nun artık yalnızca askeri yük paylaşımı üzerinden değil; ticaret, yatırım, enerji, teknoloji ve turizm gibi alanlar üzerinden de tartışıldığını göstermektedir.

İspanya’nın hedef alınmasının arkasında üç temel neden bulunmaktadır. Birincisi, Madrid yönetiminin savunma harcamalarını Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) %5’i seviyesine çıkarma hedefi konusunda isteksiz davranmasıdır. İkincisi, Başbakan Pedro Sanchez liderliğindeki hükümetin İran Savaşı bağlamında ABD’nin askeri taleplerine mesafeli yaklaşmasıdır. Üçüncüsü ise İspanya’nın Trump yönetiminin dış politika çizgisine Avrupa içinde en açık itiraz eden aktörlerden biri hâline gelmesidir.

ABD’nin İspanya’yı tek başına ticari olarak cezalandırması hukuken kolay bir adım olmayacaktır. Çünkü İspanya, AB’nin gümrük ve ticaret politikalarına tabidir. Dolayısıyla Washington’un yalnızca İspanya’yı hedef alan kapsamlı bir ticaret kesintisi uygulaması, AB’nin ortak ticaret yetkisiyle doğrudan çelişebilir.

Ekonomik tablo da Trump’ın söyleminin karmaşık sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. 2025 yılı verilerine göre ABD’nin İspanya’ya ihracatı 39,2 milyar dolar, İspanya’dan ithalatı ise 35,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.[iii] Bu durum, ABD’nin İspanya’yla gerçekleştirdiği ticaretinde yaklaşık 3,96 milyar dolarlık fazla verdiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ticaretin tamamen durdurulması yalnızca Madrid’i değil, Amerikan şirketlerini ve ihracatçılarını da olumsuz etkileyebilecek bir adım olarak görülmektedir.

İspanya’nın ABD’deki ekonomik varlığı da dikkate değerdir. Santander, BBVA, Iberdrola, Ferrovial, ACS ve benzeri İspanyol şirketleri ABD’de bankacılık, altyapı, enerji, yenilenebilir enerji ve ulaştırma alanlarında faaliyet göstermektedir. Bu şirketlerin Amerikan pazarındaki varlığı, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca ticari mal akışından ibaret olmadığını göstermektedir. Nitekim İspanyol sermayesinin ABD’deki yatırımları, iki ülke arasında karşılıklı bağımlılık yaratan önemli bir unsurdur.

Amerikan yatırımcılarının İspanya’ya gösterdiği ilginin de tamamen ortadan kalkmadığı görülmektedir. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, ABD merkezli varlık yönetim şirketi BlackRock’ın İspanya’yı hisse senedi yatırımları bakımından öncelikli ülkelerden biri olarak görmesi ve İspanyol hisse senetleri, borçlanma araçları, özel piyasa yatırımları ile reel varlıklarda 104 milyar avroluk pozisyona sahip olmasıdır. Bu durum, Trump yönetiminin siyasi söylemiyle uluslararası yatırım çevrelerinin İspanya ekonomisine yönelik beklentileri arasında belirgin bir ayrışma bulunduğunu göstermektedir.

Krizin en dikkat çekici boyutlarından biri ise turizmdir. Trump’ın ticaretin yanı sıra “ziyaretleri” de hedef alan ifadeler kullanması, ekonomik baskı stratejisinin insan hareketliliğine kadar genişletilebileceğini düşündürmektedir. İspanya açısından bu son derece hassas bir alandır. Nitekim İspanya Ulusal İstatistik Enstitüsü (INE) verilerine göre ülke, 2025 yılında yaklaşık 96,8 milyon uluslararası ziyaretçi ağırlayarak tarihinin en yüksek turist sayısına ulaşmıştır. Aynı dönemde uluslararası turist harcamaları 134,7 milyar avro olarak gerçekleşmiş ve bir önceki yıla göre %6,8 artışgöstermiştir. Bu veriler, İspanya ekonomisinin turizm gelirlerine olan bağımlılığının sürdüğünü ve sektörün ülke ekonomisi açısından stratejik önemini koruduğunu ortaya koymaktadır.[iv]

ABD’li turistler, İspanya’ya gelen ziyaretçiler arasında sayısal olarak ilk sıralarda yer almasa da yüksek harcama kapasitesi nedeniyle dikkat çekmektedir. Nitekim CaixaBank Research’e göre ABD vatandaşları 2024 yılında İspanya’ya gelen uluslararası turistlerin %4,6’sını, buna karşılık toplam uluslararası turizm harcamalarının %7,1’inigerçekleştirmiştir.[v] Bu durum, ABD’li ziyaretçilerin kişi başına harcama düzeyinin birçok pazara kıyasla daha yüksek olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Washington yönetiminin ziyaretleri de kapsayabilecek caydırıcı söylemleri, İspanya turizm sektörü üzerinde doğrudan olmasa da psikolojik ve ekonomik baskı oluşturabilecek potansiyele sahiptir.

ABD’nin müttefik bir NATO ülkesine yönelik geniş kapsamlı seyahat kısıtlaması uygulaması oldukça istisnai ve siyasi maliyeti yüksek bir senaryodur. Böyle bir adım, yalnızca İspanya’yı değil, AB’yi ve NATO içindeki güven ilişkisini de etkileyebilir. Bu nedenle Trump’ın açıklamaları kısa vadede uygulanabilir bir politika olmaktan ziyade Madrid’i savunma harcamaları ve İran politikası konusunda baskı altına almaya yönelik bir müzakere hamlesi olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak NATO Ankara Zirvesi’nde ortaya çıkan ABD-İspanya gerilimi, transatlantik ilişkilerde güvenlik ile ekonominin giderek daha fazla iç içe geçtiğini göstermektedir. Trump yönetimi, NATO üyelerinin savunma harcamalarına ilişkin tutumlarını yalnızca askeri katkılar üzerinden değil; ticaret, yatırım ve turizm gibi ekonomik araçlar üzerinden de değerlendirmektedir. Ancak İspanya’nın AB üyesi olması, ABD’nin ticari yaptırım kapasitesini sınırlandırmakta; iki ülke arasındaki karşılıklı yatırımlar ise krizin derinleşmesini zorlaştırmaktadır.

Bu nedenle Trump’ın İspanya’ya yönelik çıkışı, uygulanabilirliğinden çok siyasi mesaj değeri taşıyan bir baskı stratejisi olarak öne çıkmaktadır. Ankara Zirvesi ise bu açıdan NATO’nun yalnızca dış tehditlerle değil, ittifak içi ekonomik ve siyasi ayrışmalarla da karşı karşıya olduğunu göstermiştir. İspanya Krizi, önümüzdeki dönemde transatlantik ilişkilerde “müttefiklik” kavramının yalnızca güvenlik taahhütleriyle değil, ekonomik uyum ve siyasi sadakat beklentileriyle de yeniden tanımlanabileceğine işaret etmektedir.


[i] Pamuk, Humeyra, and David Latona. “Trump Orders Halt to US Trade with Spain over NATO Spending, Iran”, Reuters, https://www.reuters.com/world/trump-says-he-ordered-cutting-off-all-trade-with-spain-2026-07-08/, (Erişim Tarihi: 12.07.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] “What Is the Value of US Trade with Spain?”, USAFacts, https://usafacts.org/answers/what-is-the-value-of-us-trade/countries/spain/, (Erişim Tarihi: 12.07.2026).

[iv] Government of Spain. International Tourist Spending Exceeds €134.7 Billion by the End of 2025, 6.8% More than in 2024. La Moncloa, https://www.lamoncloa.gob.es/lang/en/gobierno/news/paginas/2026/20260203-international-tourists-spending.aspx, (Erişim Tarihi: 12.07.2026).

[v] Heymann, David Cesar, and Eduard Alcobé Garcia. “Uncertainty and US Tourism”, CaixaBank Research, https://www.caixabankresearch.com/en/sectoral-analysis/tourism/uncertainty-and-us-tourism, (Erişim Tarihi: 12.07.2026).

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler