Analiz

NATO ve Çin: Yapısal Çelişkiler ve Çok Kutupluluk Arayışı

Pekin’e göre NATO; ABD hegemonyasını korumak ve kendi varlığını meşrulaştırmak için yapay “tehditler” üreten, Soğuk Savaş zihniyetine sıkışmış askeri bir araçtır.
NATO’nun Asya-Pasifik açılımları; Çin tarafından bölgenin ekonomik dinamizmini baltalayan, bloklaşmayı körükleyen ve asla aşılmaması gereken en net kırmızı çizgidir.
Yeni cephe teknoloji, askeri gerilimlerin ötesinde yapay zekâ, 5G altyapısı ve kritik tedarik zincirleri, NATO ile Çin arasındaki yeni küresel nüfuz mücadelesinin merkezidir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki ilişkiler, Soğuk Savaş sonrası küresel güvenlik mimarisinin en dinamik ve gerilimli fay hatlarından birini oluşturmaktadır. Çin devlet kaynakları ve resmi dış politika doktrinleri incelendiğinde, Pekin’in NATO’ya yönelik algısının tek kutuplu hegemonya karşıtlığı ve çok kutuplu dünya düzeni arayışı çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Pekin yönetimi, NATO’nun orijinal kuruluş misyonunu yitirdiğini ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından yapay “tehditler” ve “düşmanlar” yaratarak varlığını meşrulaştırmaya çalışan bir jeopolitik araç haline geldiğini savunmaktadır. Çin resmi söyleminde NATO, savunma odaklı bir bölgesel ittifak olmaktan ziyade Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) küresel hegemonyasını korumak amacıyla müttefiklerini konsolide ettiği ve çevreleme politikalarını kurumsallaştırdığı askeri bir mekanizma olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda Çin devlet medyası, ittifakın mevcut yapısal krizinin temelinde, hızla gelişen çok kutuplu dünyanın gerçeklerinden kopuk olmasının yattığını iddia etmektedir.[i]

Çin’in akademik ve devlet analizlerinde, NATO’nun “Soğuk Savaş zihniyeti” kavramıyla damgalanması, ittifakın yapısal sürdürülebilirlik krizini açıklamak için sıkça başvurulan bir teorik modeldir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından düşmansız kalan NATO’nun, kolektif kimliğini ve askeri-endüstriyel bütçesini korumak adına sürekli olarak alan dışı operasyonlara yöneldiği ve yeni güvenlik krizleri ürettiği belirtilmektedir. Pekin merkezli stratejik araştırma enstitülerine göre, ittifakın genişleme iştahı, yalnızca Doğu Avrupa ile sınırlı kalmamış, küreselleşen dünyada askeri müdahaleciliğini meşrulaştırmak için Çin’in barışçıl yükselişini hedef tahtasına oturtmuştur. Çinli akademisyenler, NATO’nun bu bloklaşma siyasetinin küresel istikrara katkı sunmak yerine uluslararası ilişkilerde sıfır toplamlı güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini ve güvenlik mimarilerini militarize ettiğini ileri sürmektedir.[ii]

ÇHC ile NATO arasındaki tarihsel güvensizliğin kurumsal ve toplumsal hafızadaki en derin kırılma noktası, şüphesiz 1999 yılında Kosova Operasyonu sırasında NATO uçakları tarafından Belgrad’daki Çin Büyükelçiliği’nin bombalanması olayıdır. Çin devlet kaynakları bu trajik olayı basit bir koordinat hatası veya kaza olarak kabul etmemekte; egemen bir devletin diplomatik misyonuna yapılmış doğrudan bir saldırı ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak nitelendirmektedir. Bu olay, Pekin’in zihninde NATO’nun insani müdahale veya demokrasi savunuculuğu gibi retoriklerinin arkasında yatan saldırgan emperyalist karakteri tescilleyen somut bir kanıt olarak yer etmiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı, diplomatik ilişkilerin her gerginleştiği dönemde bu olayı hatırlatarak, ittifakın ahlaki üstünlük iddialarını ve uluslararası normlara bağlılık söylemlerini diplomatik düzeyde geçersiz kılmaktadır.[iii]

Özellikle 2022 Madrid Zirvesi Stratejik Konsepti ile başlayan ve sonraki zirvelerde de devam eden süreçte NATO’nun Çin’i “sistemik meydan okuma” olarak tanımlaması, Pekin tarafından şiddetle reddedilen bir diğer kritik başlığı oluşturmaktadır. Çin dışişleri sözcüleri ve devlet yayın organları, bu tanımın tamamen ABD’nin jeopolitik çıkarlarına hizmet eden yapay bir kurgu olduğunu ve Avrupa ülkelerini Çin’le ekonomik ve teknolojik bir kopuşa zorlamak amacıyla üretildiğini belirtmektedir. Çin devlet kaynaklarına göre, Pekin hiçbir ülkenin egemenliğine veya güvenliğine askeri bir tehdit oluşturmamakta, aksine küresel kalkınmanın ve barışın en büyük finansörlerinden biri olarak rol oynamaktadır. Bu doğrultuda Çin’i bir tehdit olarak gösterme çabaları, NATO’nun kendi içindeki yapısal çatlakları kapatmak ve transatlantik bağları yapay bir düşman algısı üzerinden yapıştırmak için kullandığı bir propaganda stratejisidir.[iv]

Ukrayna Savaşı bağlamında NATO’nun Çin’i Rusya’nın askeri-endüstriyel altyapısını destekleyen bir “karar verici kolaylaştırıcı” olarak itham etmesi, ikili ilişkilerde son yılların en sert diplomatik çatışmalarından birini tetiklemiştir. Çin devlet kaynakları, bu suçlamaların nesnel gerçeklikten tamamen uzak, kötü niyetli ve sorumluluğu başkasına yıkma amacı güden siyasi manevralar olduğunu savunmaktadır. Pekin, krizin başlangıcından bu yana tarafsız ve yapıcı bir tutum sergilediğini, barış görüşmelerini aktif olarak teşvik ettiğini ve hiçbir tarafa silah yardımı yapmadığını vurgulamaktadır. Ayrıca Rusya’yla yürütülen ikili ticari ilişkilerin tamamen yasal, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uygun ve üçüncü tarafları hedef almayan rutin ekonomik faaliyetler olduğu belirtilerek NATO’nun bu meşru ticareti engelleme girişimleri, uluslararası ticaret serbestisine bir müdahale olarak nitelendirilmektedir.[v]

Pekin’in NATO’ya yönelik entelektüel eleştirisi, yalnızca askeri-stratejik düzeyde kalmayıp küresel yönetişim modellerinin karşılaştırılmasına kadar uzanmaktadır. Çin devlet kaynakları, NATO’nun dayandığı dışlayıcı ve blok temelli askeri ittifak modelinin aksine kendilerinin “Kuşak ve Yol Girişimi (KYG)” ve “Küresel Güvenlik Girişimi (GSI)” gibi kapsayıcı, kalkınma odaklı ve ortak kazanç esasına dayalı alternatif modeller sunduğunu savunmaktadır. Çin’e göre, gerçek ve kalıcı güvenlik ancak ekonomik refahın yaygınlaştırılması ve devletlerin egemenlik haklarına saygı duyulmasıyla mümkündür. NATO’nun askeri müdahalelerle istikrarsızlaştırdığı bölgelerin aksine Çin’in Küresel Güney ülkeleriyle kurduğu ortaklıkların küresel barış ve kalkınmaya çok daha somut katkılar sağladığı akademik düzeyde de savunulan bir argümandır.[vi]

Son dönemde, özellikle 2026 yılındaki zirve süreçlerinde de belirginleştiği üzere, NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine yönelik kurumsal açılımları ve “IP4/AP4 (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda)” ülkeleriyle ortaklıklarını derinleştirmesi Pekin tarafından en ciddi kırmızı çizgilerden biri olarak görülmektedir. Çin Dışişleri Bakanlığı, bu durumu NATO’nun Asya-Pasifik versiyonunu inşa etme çabası ve bölgenin tarihsel barış ve ekonomik dinamizmini baltalayacak tehlikeli bir genişleme politikası olarak mahkûm etmektedir. Pekin’e göre; Asya-Pasifik bölgesi, “jeopolitik bir satranç tahtası” veya “askeri blokların çatışma alanı” değildir. Dolayısıyla transatlantik bir güvenlik örgütünün kendi sınırları dışındaki bu coğrafyada askeri nüfuz alanı kurmaya çalışması, bölgesel kutuplaşmayı tırmandırmaktadır. Türkiye’de gerçekleştirilen son NATO zirvesinde de açıkça görüldüğü üzere Çin, ittifakın kendi coğrafi sınırlarına geri dönmesi ve Asya’da kaos yaratmaktan vazgeçmesi yönündeki çağrılarını kararlılıkla sürdürmektedir. Fakat son zirveyle birlikte söylemsel düzeyde Çin, birincil tehdit unsurları arasından sıyrılmıştır.[vii]

Çin’in kendi egemenlik hakları çerçevesinde gerçekleştirdiği meşru savunma yatırımları ve askeri tatbikatların NATO tarafından sistematik olarak birer “tehdit unsuru” olarak lanse edilmesi, Çin devlet kaynaklarında Batılı ittifakın derin çifte standartlarının bir göstergesi olarak ele alınmaktadır. Örneğin, Çin’in rutin füze testleri ya da komşu ülkeler veya Belarus gibi ortaklarıyla gerçekleştirdiği savunma odaklı askeri işbirlikleri, NATO Genel Sekreterliği düzeyinde agresif ve provokatif hamleler olarak nitelendirilmektedir. Global Times gibi devlet yayın organlarında yayımlanan editoryal yazılarda, NATO müttefiklerinin küresel ölçekte yürüttüğü devasa askeri harcamalar ve sınır ötesi operasyonlar görmezden gelinirken, Çin’in savunma yeteneklerini modernize etmesinin bir tehdit olarak sunulmasının tamamen “absürt” ve “gerçek dışı” olduğu vurgulanmaktadır.[viii]

Askeri alanın ötesinde, NATO’nun son yıllarda siber güvenlik, yapay zekâ, 5G altyapısı ve kritik tedarik zincirleri gibi alanları da kendi güvenlik şemsiyesine dahil etmesi, Çin tarafından “teknolojik milliyetçilik ve korumacılık” olarak analiz edilmektedir. Çin devlet kaynakları, Huawei gibi küresel ölçekte öncü Çinli teknoloji firmalarının ve dijital yatırımların siber casusluk veya ulusal güvenlik tehdidi bahaneleriyle Avrupa pazarından dışlanmasını rasyonel rekabet kurallarının ihlali olarak görmektedir. Akademik incelemelerde, NATO’nun teknolojik güvenlik standartları adı altında yürüttüğü bu politikaların, aslında Batı’nın dijital dünyadaki tekelini koruma ve Çin’in teknolojik gelişimini yavaşlatma yönündeki kolektif bir stratejinin parçası olduğu iddia edilmektedir. 2026 Ankara Zirvesi’nde Çin, ontolojik olarak NATO’nun gündeminden sıyrılsa da yapay zekâ, 5G altyapısı ve kritik tedarik zinciri gibi alanlarda NATO’nun bir numaralı rakibi olacaktır.[ix]

Çin devlet medyasında ve diplomatik beyanatlarında NATO’nun müdahaleci tarihi, örgütün barış ve güvenlik getirme iddialarına karşı en güçlü retorik silahlardan biridir. Belgrad bombardımanının yanı sıra Afganistan, Libya ve Irak gibi ülkelerde NATO veya üye ülkelerinin gerçekleştirdiği askeri müdahalelerin yarattığı yıkım, Çin kaynaklarında sıkça örnek gösterilmektedir. Pekin, bu müdahalelerin söz konusu coğrafyalarda demokratikleşme veya istikrar sağlamak yerine uzun süreli iç savaşlar, insani trajediler ve bölgesel kaos ürettiğini belirtmektedir. Çin dış politika doktrinine göre, NATO’nun askeri ayak izinin ulaştığı her yerde istikrarsızlık ve çatışmanın körüklenmesi, ittifakın iddia ettiği gibi küresel bir istikrar sağlayıcısı değil, aksine küresel güvensizliğin ve insan hakları ihlallerinin kaynağı olduğunun en somut göstergesidir.

Sonuç olarak Çin devlet kaynaklarının sunduğu perspektiften bakıldığında, NATO-Çin ilişkilerinin geleceği, Batılı müttefiklerin Soğuk Savaş paradigmasından sıyrılıp sıyrılamayacağına doğrudan bağlıdır. Pekin, NATO’nun genişlemeci ve dışlayıcı güvenlik anlayışını terk etmedikçe ve Çin’i yapay bir “sistemik meydan okuma” olarak yaftalamaya devam ettikçe ikili ilişkilerdeki yapısal gerilimlerin azalmama ihtimalinin yüksek olduğunu savunmaktadır. Küresel istikrarın korunması için Çin, NATO’nun kendi coğrafi sınırlarına çekilmesini, çok kutuplu dünya gerçeğini kabul etmesini ve uluslararası ilişkileri sıfır toplamlı bir çatışma alanı olarak görmekten vazgeçmesini talep etmektedir. Çin resmi pozisyonuna göre, barışçıl ve müreffeh bir dünya düzeni, askeri blokların genişlemesiyle değil; egemenlik haklarına saygı duyan, kapsayıcı kalkınmayı destekleyen ve diyalog zeminini koruyan çok taraflı bir işbirliği mimarisiyle inşa edilebilir.


[i] “NATO’s structural collapse – the outcome of deviation from reality”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202604/1358156.shtml,(Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[ii] “China-NATO Relations: History and Reality”, Briq Journal, https://briqjournal.com/sites/default/files/yazi-ici-dosyalar/2023-06/C4S3_Yi%20Shaoxuan%20%26%20Yang%20Chen_ENG.pdf, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[iii] “Statement of the Government of the People’s Republic of China”, Ministry of Foreign Affairs People’s Republic of China, https://www.fmprc.gov.cn/eng/zy/gb/202405/t20240531_11367090.html, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[iv] “NATO should abandon Cold War mentality, stop hyping up ‘China threat,’ says Chinese FM spokesperson”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202607/1365545.shtml, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[v] “China rejects NATO chief’s accusations of aiding Russia, urges bloc to reflect on its role in global peace: FM spokesperson”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202606/1363872.shtml, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[vi] “China’s Rise as a Global Security Actor: Implications for NATO”, China Secuirty Project, https://merics.org/sites/default/files/2020-12/Research%20Report-China%27s%20Rise.pdf, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[vii] “Beijing urges NATO to discard ‘Cold War mentality, stop hyping up China threat narratives’”, Anadolu Agency, https://www.aa.com.tr/en/asia-pacific/beijing-urges-nato-to-discard-cold-war-mentality-stop-hyping-up-china-threat-narratives/3992795, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[viii] “It is ‘naive’ of NATO to make an issue out of China’s missile test: Global Times editorial”, Global Times, https://www.globaltimes.cn/page/202607/1365401.shtml, (Erişim Tarihi: 14.07.2026).

[ix] “NATO and China: Addressing new challenge”, Brussels Schools of Governance, https://www.brussels-school.be/sites/default/files/CSDS%20Policy%20brief_2204.pdf,(Erişim Tarihi: 14.07.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler