Analiz

Orta Gücün Küresel Vizyonu: Güney Kore’nin NATO Entegrasyonu

Güney Kore, pasif müttefiklikten NATO’nun aktif silah ve teknoloji sağlayıcılığına adım atmaktadır.
Ankara Zirvesi, Atlantik ve Pasifik eksenlerinin savunma sanayii üzerinden birleştiği milattır.
Türk SİHA dehası ile Kore yapay zekasının ortaklığı, geleceğin harp doktrinini yazabilir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung’un 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Liderler Zirvesi’ne katılımı ve dünyanın en büyük savunma tedarik pazarına entegre olma vizyonu, uluslararası ilişkiler disiplini açısından çok katmanlı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Küresel güvenlik mimarisinin Euro-Atlantik ve Hint-Pasifik eksenleri arasında giderek daha fazla bütünleştiği bu dönemde, Seul yönetiminin attığı bu adım ticari bir hamleden ziyade derin bir jeopolitik konumlanma stratejisidir. Hint-Pasifik Dörtlüsü (IP4) olarak adlandırılan Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore bloğunun NATO ile entegrasyonu, Avrupa-Atlantik güvenliği ile Hint-Pasifik güvenliğinin artık tek bir stratejide birleştiğini kanıtlamaktadır. Lee’nin Ankara zirvesine katılımı, pasif bir gözlemci statüsünün ötesine geçerek dünyanın en büyük savunma sanayii pazarına yapısal bir nüfuz etme vizyonunu taşımaktadır. Bu hamle, uluslararası ilişkiler disiplininde bir orta gücün küresel güç mücadelesinde kendi beka ve refahını maksimize etme stratejisinin en güncel ve agresif örneklerinden biridir.[i]

Bu siyasi ve askeri manevra, Güney Kore’nin küresel ve sorumlu bir aktör olma doktrininin bir devamı niteliğindedir. Geleneksel olarak Kuzey Kore tehdidi ve Kore Yarımadası’nın dar jeopolitiğine sıkışmış olan Seul yönetimi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve küresel tedarik zinciri krizleriyle birlikte stratejik ufkunu genişletmek zorunda kalmıştır. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin davetiyle gerçekleşen bu ziyaret, Güney Kore’nin pasif bir Amerikan müttefiki olmaktan çıkıp, NATO ülkelerinin konvansiyonel silah ve yüksek teknoloji ihtiyaçlarını karşılayan aktif bir güvenlik sağlayıcısına dönüştüğünü ilan etmektedir. Bu durum, hegemonik istikrar teorisi bağlamında, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) küresel yükünü müttefikleriyle paylaşma stratejisinin Asya’daki en somut yansımasıdır.[ii]

Güney Kore’nin Ankara’daki NATO zirvesinde en öne çıkan kısa vadeli stratejik motivasyonu, ülkenin savunma sanayiini küresel bir tekel haline getirme arzusudur. Ulusal Güvenlik Danışmanı Wi Sung-lac’ın da belirttiği gibi, NATO ülkeleri giderek derinleşen jeopolitik istikrarsızlık karşısında savunma bütçelerini rekor seviyelere çıkarmaktadır. Seul, bu bütçelerden payını alarak ordusunun ve sanayisinin NATO tedarik zincirine entegrasyonunu güvence altına almayı hedeflemektedir. Ayrıca bu, basit bir ihracat hedefi değil, K2 tankları, K9 obüsleri ve hafif taarruz uçakları (FA-50) üzerinden Batı dünyasıyla kurulan organik bir askeri bağımlılık yaratma projesidir.[iii]

Uzun vadeli ulusal çıkarlar ve güvenlik kaygıları bağlamında ise Güney Kore, ABD’nin olası politika değişikliklerine (örneğin izolasyonist bir yönetimin iktidara gelmesi ihtimaline) karşı kendini sigortalamaktadır. Washington’ın Asya’daki caydırıcılık şemsiyesinin zayıflaması ihtimaline karşılık Seul, Avrupa ülkeleriyle doğrudan bir askeri güç karşılığı güvenlik köprüsü kurmaktadır. Küresel silah pazarında ABD, Rusya ve Fransa’nın ardından dünyanın en büyük dördüncü savunma ihracatçısı olma hedefi, Güney Kore’nin ekonomik bekası için kritik bir çıkış yoludur. Geleneksel endüstrilerdeki Çin rekabeti, Seul’ü yüksek teknoloji savunma ihracatını ekonominin yeni lokomotifi yapmaya zorlamaktadır.

İç siyasi dinamikler açısından bu hamle, Haziran 2025 tarihinde göreve başlayan Başkan Lee Jae-myung’un pragmatik siyaset anlayışının bir ürünüdür. Geleneksel olarak Güney Kore sol/ilerici siyaseti, Batı ile aşırı askeri entegrasyona şüpheyle yaklaşmakta ve Kuzey Kore ile diyaloğu öncelemekteydi. Ancak Lee, bir “ideolojisiz diplomasi” yürüterek savunma ihracatını ulusal bir gurur ve ekonomik kalkınma meselesi olarak halka sunmuştur. Bu strateji sayesinde Lee yönetimi, hem muhafazakar ordu ve bürokrasinin (askeri-endüstriyel kompleksin) desteğini almakta hem de savunma gelirleriyle iç ekonomik sorunları, yüksek enflasyonu ve işsizliği dengelemeyi hedeflemektedir.[iv]

Uluslararası sistemin yapısal dinamiklerini inceleyen Kenneth Waltz’un neo-realist çerçevesine göre, Güney Kore’nin NATO yönelimi sistemik bir “dengeleme” stratejisidir. Mevcut küresel güç dengesi, ABD’nin tek kutuplu hegemonyasından çok kutuplu, kaotik bir rekabet ortamına evrilmiştir. Rusya’nın Ukrayna’daki yıpratıcı savaşı ve Çin’in Asya-Pasifik’teki artan deniz gücü, NATO ve Asyalı müttefikleri sistemik bir dayanışmaya itmiştir. NATO’nun mühimmat üretim kapasitesindeki zayıflık, Güney Kore’nin endüstriyel üretim bantlarıyla kapatılmak zorundadır. Sistemik anarşi, devletleri kendi kendine yardım ilkesine itse de K-savunma kapasitesinin NATO’ya eklemlenmesi, Batı blokunun Çin-Rusya-Kuzey Kore eksenine karşı ortak bir teknolojik ve konvansiyonel caydırıcılık duvarı örmesidir.

Devlet seviyesindeki analiz, Güney Kore’nin bürokratik yapısının, karar alma mekanizmalarının ve sivil-asker ilişkilerinin bu süreci nasıl şekillendirdiğine odaklanır. Kararın arkasında “kalkınmacı devlet” modelinin modern bir tezahürü yatmaktadır. Savunma Tedarik Programı İdaresi (DAPA) ve Hanwha Aerospace, Korea Aerospace Industries (KAI) gibi dev Chaebol holdinglerin oluşturduğu devasa lobi gücü, dış politikayı şekillendiren ana itici güçtür. Bürokrasi, ihracata dayalı büyüme modelinin tıkanıklığını aşmak için devletin diplomatik gücünü doğrudan holdinglerin pazarlamacısı gibi kullanmaktadır. Bu seviyede, dış politika kararı jeopolitik bir zaruretten ziyade, iç ekonomik koalisyonların ve savunma bürokrasisinin ortak çıkar maksimizasyonu olarak okunabilir. Kanada’nın denizaltı ihalesinde Başbakan Mark Carney ile yapılan görüşmelerin gündeme gelmesi, devlet diplomasisinin ticari hedeflerle nasıl iç içe geçtiğini göstermektedir.

Bireysel liderlik ve psikolojik algılar seviyesinde, Başkan Lee Jae-myung’un siyasi evrimi merkeze oturmaktadır. İlerici bir siyasetçi olarak iktidara gelen Lee, inanç sistemi itibarıyla esnek, sonuç odaklı ve “sokak pragmatizmini” benimseyen bir profildir. Onun bilişsel haritasında, NATO’ya silah satmak ile Moğolistan üzerinden Kuzey Kore ile barış görüşmeleri yapmak çelişen politikalar değildir; aksine, birbirini besleyen çok katmanlı stratejilerdir. Lee, geleneksel ittifak sadakati dogmalarından ziyade rasyonel maliyet-fayda analizine göre hareket etmektedir. Karar alıcı olarak Lee ve ekibinin algısı, uluslararası ahlaki normlardan çok, Güney Kore’nin hayatta kalma ve zenginleşme güdüleriyle şekillenmiştir. Bu durum, liderin kendi siyasi hayatta kalma arzusuyla devletin beka refleksinin örtüşmesidir.

Başkan Lee’nin bu hamlesinin Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesine doğrudan ve sarsıcı etkileri olacaktır. Çin, IP4 ülkelerinin NATO ile kurumsal entegrasyonunu, kendi çevresini kuşatan “Asya’da bir mini-NATO” inşası olarak algılamakta ve bunu ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görmektedir. Güney Kore’nin NATO ülkeleriyle dronlar, uzay teknolojileri ve yapay zeka alanında inovasyon ağları kurması, Pekin’in teknolojik üstünlük kurma hedefine vurulmuş stratejik bir darbedir. Öte yandan bu entegrasyon, Kuzey Kore’nin nükleer şantajlarına karşı Seul’ün konvansiyonel caydırıcılığını artırmakta, Pyongyang’ı Rusya eksenine daha fazla itmektedir.[v]

Bu potansiyel tırmanmayı yönetmek için Lee yönetiminin uyguladığı bölgesel yumuşama taktiği dikkat çekicidir. Ankara’daki NATO zirvesinden hemen sonra gerçekleşecek olan Moğolistan ziyareti, klasik bir dengeleme stratejisidir. Ulaanbaatar’ın Kuzey Kore ile olan tarihi diplomatik kanalları, Güney Kore’nin NATO ile olan askeri yakınlaşmasının bölgede yaratacağı güvenlik ikilemini yumuşatma amacı taşımaktadır. Lee, Moğolistan’ı bir diplomatik tampon olarak kullanarak, hem Batı’nın silah tedarikçisi hem de Asya’nın barış kurucusu rollerini aynı anda oynamaya çalışmaktadır.[vi]

2026 NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenmesi ve Güney Kore devlet başkanının bu platformda boy göstermesi, hem ittifakın dönüşümü hem de jeopolitik eksenlerin kayması açısından muazzam bir sembolizme sahiptir. Türkiye, 1952 yılından beri NATO’nun en büyük ikinci ordusu olarak güneydoğu kanadının kilit taşıdır. Zirvenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde Ankara’da yapılması, Türkiye’nin Karadeniz, Orta Doğu ve Kafkaslar üçgenindeki yeri doldurulamaz stratejik otonomisini teyit etmektedir. Ankara artık sınırları koruyan bir merkez değil; kriz yönetiminde, arabuluculukta ve savunma sanayii üretiminde ittifakın merkez ağırlık noktalarından biridir.[vii]

Türkiye ile Güney Kore arasında bu zirve marjında şekillenecek olan dinamikler, derin tarihi ve teknolojik köklere dayanmaktadır. 1950 Kore Savaşı’nda Türk tugayının gösterdiği kahramanlıklar ve akabinde doğan kan kardeşliği retoriği, bugün yerini yüksek teknoloji savunma işbirliklerine bırakmıştır. Türkiye’nin Altay Ana Muharebe Tankı projesinde Güney Kore’den sağlanan güç grubu desteği ve T-155 Fırtına obüslerinin K9 teknolojisine dayanması, iki ülkenin savunma mimarilerinin birbirine ne kadar entegre olduğunu kanıtlamaktadır. Ankara Zirvesi, iki orta gücün birbirini teknolojik olarak tamamlayarak NATO standartlarında küresel oyuncular haline gelmesinin sahnesidir.[viii]

Başkan Lee’nin Ankara’daki temel hedeflerinden olan insansız hava araçları (dronlar) ve yapay zeka alanında ortak çalışma ağları kurma vizyonu, doğrudan Türkiye’nin dünyaca kabul görmüş SİHA/İHA kapasitesiyle kesişmektedir. Ukrayna ve Karabağ sahalarında rüştünü ispatlayan Türk dron konsepti ile Güney Kore’nin mikroçip ve yapay zeka kapasitesinin NATO çatısı altında birleşmesi, ittifakın gelecekteki asimetrik harp doktrinini yeniden yazabilir. Türkiye, Güney Kore’nin Avrupa ve NATO pazarlarına sızmasında bir geçiş kapısı veya ortak üretim merkezi olma potansiyelini elinde tutmaktadır.

Zirvenin Ankara’da yapılması, NATO’nun tehdit algısının klasik Soğuk Savaş ekseninden çıkarak, geniş Orta Doğu, Karadeniz güvenliği ve terörizmle mücadeleyi kapsayan Güney Kanadı’na doğru genişlediğini göstermektedir. Türkiye’nin bağımsız ve çok yönlü dış politikası, NATO’nun salt Amerikan çıkarlarına hizmet eden bir yapı olmaktan çıkıp, üye ve partner ülkelerin rasyonel çıkarlarını müzakere ettiği çok kutuplu bir kuruma dönüştüğünü işaret etmektedir. Güney Kore gibi IP4 üyelerinin Ankara’daki mevcudiyeti, NATO’nun bölgesel bir savunma paktından çıkıp, küresel demokrasi ve serbest piyasa güvenliği şemsiyesine evrildiğinin en net kanıtıdır.

Ankara’da gerçekleşen 2026 Zirvesi ve Güney Kore’nin entegrasyon çabaları, NATO’nun geleceğine dair köklü bir paradigma değişimini haber vermektedir. NATO’nun geleceği, artık sadece nükleer caydırıcılık şemsiyesine değil; siber güvenlik, uzay savunması ve kesintisiz konvansiyonel mühimmat üretebilme kapasitesine bağlıdır. İttifak, 5. Madde merkezli klasik toprak savunması konseptinden, “Kolektif Üretim, Teknoloji Paylaşımı ve Tedarik Zinciri Güvenliği” aşamasına geçmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın öğrettiği en acı ders, en modern silahların bile, endüstriyel ölçekte üretilemediği ve ikmal edilemediği sürece sahada yetersiz kalacağıdır.

Sonuç olarak, Lee Jae-myung yönetimindeki Güney Kore’nin bu hamlesi, Pasifik’teki güvenlik sorunlarını Atlantik masasında çözme stratejisinin başarısıdır. Ankara Zirvesi, dünyanın iki büyük jeopolitik kırılma bölgesinin (Avrupa-Atlantik ve Hint-Pasifik) savunma sanayii ve inovasyon üzerinden birbiriyle lehimlendiği milat olarak tarihe geçecektir. Türkiye’nin ev sahipliği ve merkez ülke rolü ile Güney Kore’nin endüstriyel üretim dehası birleştiğinde NATO, transatlantik bir güvenlik şemsiyesi olmaktan çıkarak çok daha küresel bir boyut kazanacaktır.


[i] “South Korea President Lee heads to NATO summit with eye on world’s largest defence market”, Asia News Network, https://asianews.network/south-korea-president-lee-heads-to-nato-summit-with-eye-on-worlds-largest-defence-market/, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[ii] “South Korean President Lee to attend NATO summit in Türkiye”, Anadolu Agency, https://www.aa.com.tr/en/world/south-korean-president-lee-to-attend-nato-summit-in-turkiye/3984978, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[iii] “Lee to attend Nato summit”, The Star, https://www.thestar.com.my/aseanplus/aseanplus-news/2026/07/04/lee-to-attend-nato-summit#goog_rewarded, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[iv] “President Lee Jae Myung: A Year in Power”, Carnegieendowment, https://carnegieendowment.org/posts/2026/06/president-lee-jae-myung-a-year-in-power, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[v] Aynı yer.

[vi] “Lee to attend NATO summit, visit Mongolia”, The Dong-a Ilbo, https://www.donga.com/en/article/all/20260704/6293266/1, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[vii] “Why Washington must take the opportunity of the NATO Summit to reengage with Turkey,” Atlantic Council, https://www.atlanticcouncil.org/blogs/turkeysource/why-washington-must-take-the-opportunity-of-the-nato-summit-to-reengage-with-turkey/, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

[viii] “II. Turkey’s and NATO’s views on current issues of the Alliance”, Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs, https://www.mfa.gov.tr/ii_—turkey_s-contributions-to-international-peace-keeping-activities.en.mfa, (Erişim Tarihi: 06.07.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler