Otuz yılı aşkın bir süredir işgücü göçü, Rusya’nın Orta Asya’daki ekonomik ve jeopolitik nüfuzunun en önemli temellerinden biri olmuştur. Özbek, Tacik, Kazak ve Kırgız vatandaşlarından oluşan milyonlarca işgücü, Rusya genelindeki işgücü açığının giderilmesine katkı sağlamıştır. Bu durum, para transferlerini Orta Asya ekonomileri açısından vazgeçilmez hâle getirmiştir. Bu göç sistemi, Rusya ile Sovyet sonrası cumhuriyetler arasında uzun vadeli yapısal karşılıklı bağımlılık oluşturarak Moskova’nın siyasi nüfuzunu güçlendirmiştir. Göç, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi kurumlarla birlikte Rusya’yı Sovyet sonrası Avrasya’nın başlıca çekim merkezine dönüştürmüştür. Orta Asya’dan gelen işgücünü çekme ve bölgede tutma kapasitesi; boru hatları, askerî üsler ve ulaşım koridorları kadar stratejik bir önem kazanmıştır.
2023 yılı itibarıyla Tacikistan ve Kırgızistan’daki göçmen işçilerin %80’inden fazlası Rusya’da çalışmaktaydı. 2024 yılında para transferleri, küresel ölçekte en yüksek oran olan Tacikistan Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’nın (GSYİH) %45’ine karşılık gelmiştir. Kırgızistan’da bu oran %24, Özbekistan’da ise %14 olarak gerçekleşmiştir. Bu sistem karşılıklı bağımlılık yaratmıştır. Rusya, güvenilir bir işgücüne erişim sağlarken; Orta Asya hükümetleri, istihdam imkânlarından ve istikrarlı finansal gelirlerden faydalanmıştır.[i]
2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali bu dengeyi değiştirmiştir. Ekonomik yaptırımlar, demografik gerileme, askerî seferberlik ve artan iç güvenlik sorunları, göçün ekonomik gereklilikten ziyade ulusal güvenlik söylemi üzerinden yeniden tanımlanmasına yönelik siyasi teşvikler oluşturmuştur. Savaş, aynı zamanda askerî blog yazarları da dâhil olmak üzere yeni nesil aşırı milliyetçi aktörleri güçlendirmiş ve Slav-Ortodoks aidiyet anlayışına ana akım meşruiyet kazandırmıştır. Bu anlayış, Slav olmayan göçmenleri toplumun dışındaki unsurlar olarak tanımlamaktadır. Crocus City Hall saldırısı, Rus siyasi söyleminde Orta Asya göçünün güvenlikleştirilmesini hızlandırmış ve daha kısıtlayıcı göç tedbirlerinin benimsenmesine katkıda bulunmuştur. Orta Asya’dan gelen göçmenler, kamu söyleminde giderek daha fazla terörizm, düzensiz göç ve iç güvenlik sorunlarıyla ilişkilendirilmeye başlanmıştır.
Bu gelişmeler, artık yalnızca politikalarda değil, göç akışlarının kendisinde de gözlemlenmektedir. 2026 yılının ilk yarısında Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan vatandaşları Rusya’ya yaklaşık 1,9 milyon çalışma amaçlı giriş gerçekleştirmiş ve bu sayı 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yaklaşık %15 oranında azalmıştır.[ii] Bu düşüş, daha sıkı göç kuralları ve işçiler açısından artan maliyetlerle eş zamanlı olarak gerçekleşmiştir. Bu durum ise Rusya’nın 2022 sonrası göç politikasındaki dönüşümün işgücü hareketliliğinin ölçeğini etkilemeye başladığına işaret etmektedir.
Bu gelişme temel bir stratejik ikilem ortaya çıkarmaktadır: Rusya, tarihsel olarak hem ekonomisine hem de Orta Asya üzerindeki nüfuzuna fayda sağlayan bir göç ilişkisini neden zayıflatmaktadır? Orta Asya işgücü Rusya açısından ekonomik önemini korumasına rağmen giderek daha kısıtlayıcı hâle gelen göç politikalarının Moskova’nın uzun vadeli çıkarlarıyla çeliştiği değerlendirilmektedir.
Göçmen işgücü Rusya açısından ekonomik önemini korusa da göçün kontrol edilmesine ilişkin iç siyasi teşvikler artmıştır. Bu durum, Kremlin’in savaş döneminde siyasi meşruiyet arayışını yansıtmaktadır. Uzayan savaşın ekonomik ve toplumsal maliyetleri artırdığı bir dönemde, göçmenlere yönelik baskılar devlet otoritesinin görünür biçimde sergilenmesini sağlarken kamuoyundaki hoşnutsuzluğu siyasi açıdan daha savunmasız topluluklara yönlendirmektedir. Moskova, göçmenleri güvenlik sorunlarının kaynağı olarak çerçeveleyerek savaşın yapısal sonuçlarını doğrudan ele almaksızın iç siyasi meşruiyetini güçlendirmektedir. Dolayısıyla göç politikası aynı anda hem bir güvenlik aracı hem de siyasi bir araç hâline gelmiştir.
Bu durum, Rusya’nın kısa vadeli iç siyasi çıkarları ile uzun vadeli ekonomik ve jeopolitik çıkarları arasında temel bir çıkar çatışması ortaya çıkarmaktadır. Kısa vadede daha sıkı göç kontrolleri devlet otoritesine ilişkin algıyı güçlendirebilir, güvenlik kaygılarına yanıt verebilir ve milliyetçi talepleri karşılayabilir. Ancak uzun vadede bu politikalar Rusya’nın Orta Asyalı işçiler açısından işgücü açığını artırabilir ve Moskova’nın bölgedeki nüfuzunu tarihsel olarak kullanmasını sağlayan ekonomik karşılıklı bağımlılığı zayıflatabilir. Dolayısıyla Moskova, güvenlikleştirme politikalarının kısa vadede sağladığı iç siyasi kazanımları, uzun vadede ortaya çıkabilecek ekonomik ve jeopolitik maliyetlerden daha önemli görerek bu maliyetleri göze almakta olabilir.
Rusya’nın değişen göç politikası, Ukrayna Savaşı’nın başlamasının ardından dış politikasında meydana gelen daha geniş dönüşümle yakından ilintilidir. Benzeri görülmemiş Batı yaptırımları ve Avrupa ile diplomatik izolasyonla karşı karşıya kalan Moskova, uzun süredir ilan ettiği Küresel Güney’e yönelimini hızlandırmıştır. Bu strateji, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Orta Doğu ile siyasi, ekonomik ve kurumsal işbirliğini güçlendirerek Rusya’yı ortaya çıkmakta olan çok kutuplu uluslararası düzen içerisinde yeniden konumlandırmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede göç politikası, giderek yalnızca iç işgücü piyasasına ilişkin bir mesele olmaktan çıkarak Rusya’nın jeopolitik yeniden yönelimini destekleyen başka bir araca dönüşmüştür.
2023 Dış Politika Konsepti bu dönüşümün ideolojik temelini oluşturmaktadır. Rusya’yı bir “devlet-medeniyet” olarak tanımlayan ve egemenlik, çok kutupluluk, hegemonya karşıtlığı ve Batı dışı güç merkezleriyle işbirliğini vurgulayan belge, Rusya’yı ortaya çıkmakta olan uluslararası düzende özerk bir kutup olarak sunmaktadır.[iii] Bu bağlamda Küresel Güney ülkeleri, artık yalnızca ekonomik ortaklar olarak değil, Batı’nın siyasi ve finansal kurumlarına daha az bağımlı bir uluslararası sistemin inşasına katılan stratejik aktörler olarak görülmektedir. Bu doğrultuda Rusya; BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi kuruluşlarla diplomatik ilişkilerine öncelik verirken, aynı zamanda Asya, Afrika ve Orta Doğu genelindeki ikili ortaklıklarını genişletmektedir. Bu daha geniş stratejik vizyon içerisinde göç, yeni bir jeopolitik işlev kazanmıştır.
Hindistan, bu kapsamlı dönüşümün örneklerinden birini oluşturmaktadır. 2022 yılından bu yana Yeni Delhi, genişleyen enerji ticareti, savunma işbirliği ve BRICS ile diğer çok taraflı platformlardaki koordinasyon aracılığıyla Rusya’nın en önemli stratejik ortaklarından biri hâline gelmiştir. Moskova açısından Hintli işçilerin istihdam edilmesi, Batı yaptırımlarına ve Avrupa ile kötüleşen ilişkilere rağmen Rusya’nın geleneksel Sovyet sonrası göç ağlarına alternatiflere sahip olduğunu gösterebilir. Dolayısıyla Hindistan’ın önemi, Orta Asya işgücünün yerini alma kapasitesinden ziyade Rusya’nın daha geniş Küresel Güney yöneliminin temsilcisi olmasındaki sembolik değerinden kaynaklanmaktadır. Niteliksiz işgücü için Hindistan’ın tercih edilmesi, Moskova ile Yeni Delhi arasındaki güçlü savunma ve ekonomik ilişkilere de dayanmaktadır.[iv]
Bununla birlikte ekonomik gerçeklik geniş ölçekli bir ikameyi son derece zorlaştırmaktadır. Orta Asyalı göçmenler, Hintli işçilerin kolaylıkla sahip olamayacağı avantajlara sahiptir. Bunlar arasında Rusça dil yeterliliği, köklü göç ağları ve Rusya’nın hukuki ve idari sistemlerine ilişkin onlarca yıllık deneyim öne çıkmaktadır. Hâlihazırda hiçbir bölge, Rusya ile Orta Asya arasındaki işgücü ilişkisinin ulaştığı ölçek ve derinliğe sahip değildir. Bu nedenle Hindistan’ın artan rolünün, Orta Asya işgücünün ikamesinden ziyade Rusya’nın işgücü kaynaklarını çeşitlendirme çabası çerçevesinde değerlendirilmesi daha isabetli olacaktır. Moskova, belirli göç ağlarına yönelik bağımlılığını azaltma yönünde ilerleme kaydedebilir; ancak kısa ve orta vadede Orta Asya işgücüne dayalı mevcut yapının bütünüyle değiştirilmesi gerçekçi görünmemektedir.
Bu dönüşümün sonuçları Orta Asya açısından özellikle önemlidir. Vatandaşları Rusya’daki en büyük göçmen topluluklarından birini oluşturan Özbekistan açısından göç koşullarının kötüleşmesi, Taşkent’in dış ortaklıklarını çeşitlendirmeye yönelik uzun süredir izlediği stratejiyi güçlendirmiştir. Son yıllarda Özbekistan, Türkiye, Güney Kore, Körfez Ülkeleri ve çeşitli Avrupa ülkeleriyle işgücü anlaşmalarını genişletirken, Orta Koridor ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu üzerinden ulaşım alanında da çeşitlendirme politikası izlemektedir. Rusya’nın giderek daha kısıtlayıcı hâle gelen göç politikası, bu nedenle Taşkent’in herhangi bir tek dış ortağa aşırı bağımlılığı azaltmayı amaçlayan daha geniş dış politika yönelimini güçlendirmiştir. Moskova’nın göç stratejisi, istemeden de olsa Taşkent’in çok vektörlü diplomasisini hızlandırmıştır.
Kazakistan ise farklı bir stratejik sorunla karşı karşıya kalmıştır. Hem AEB hem de KGAÖ üyesi olan Astana, Moskova ile derin bir bütünleşme içerisindedir. Bununla birlikte Kazakistan, Çin, Avrupa Birliği, Türkiye ve Körfez ülkeleriyle işbirliğini de eş zamanlı olarak yoğunlaştırırken Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Güzergâhı’nı aktif biçimde desteklemektedir. Rusya’nın medeniyet kimliğine yönelik artan vurgusu ve kısıtlayıcı göç politikaları, Kazakistan’ı Avrasya bütünleşmesini temelden terk etmeksizin dış ortaklıklarını daha fazla çeşitlendirmeye teşvik etmiştir. Bu nedenle Kazakistan’ın hem Rusya ile bölgesel işbirliğini sürdürmesi hem de alternatif ekonomik ve jeopolitik ortaklarla daha fazla etkileşim içinde olarak daha dengeli bir dış politika izlemesi beklenmektedir.
Tacikistan ve Kırgızistan açısından durum daha karmaşık bir görünüm arz etmektedir. Her iki ülke de Rusya’nın işgücü piyasasına ve para transferleri sistemine önemli ölçüde daha bağımlı olmaya devam etmektedir. Özellikle Tacikistan açısından bağımlılığın ölçeği, hızlı bir çeşitlendirmeyi zorlaştırmaktadır. Rusya’nın göçmen işçiler açısından giderek daha öngörülemez bir destinasyona dönüşmesine karşın, alternatif işgücü piyasalarının mevcut göç akışlarını karşılayabilecek düzeyde bir kapasiteye henüz ulaşmadığı görülmektedir. Özbekistan ve Kazakistan, alternatif ekonomik ve göç ilişkilerini kurumsallaştırma bakımından daha geniş imkânlara sahipken, Tacikistan ve Kırgızistan’ın Rusya’ya yönelik yapısal bağımlılıkları, dış ekonomik ve işgücü piyasalarının çeşitlendirilmesi sürecinde daha sınırlı bir hareket alanı ortaya çıkarmaktadır.
Orta Asya devletlerinin alternatif göç koridorlarını kurumsallaştırması, para transferlerinin ötesine geçen sonuçlar doğurabilir. Orta Asya devletleri son dönemde göç akışlarını Avrupa, Türkiye, Güney Kore ve Körfez ülkelerine yönlendirdikçe Rusya, ekonomik ve siyasi nüfuzunun en önemli kanallarından birini giderek kaybetmektedir. Ticaret anlaşmaları veya askerî ittifakların aksine göç, alternatif destinasyonlar kurumsallaştıktan sonra ikame edilmesi zor olan gündelik toplumsal bağlar yaratmaktadır. Bu durum Moskova’nın stratejisinde temel bir paradoks ortaya çıkarmaktadır. Bir zamanlar Rusya’nın ekonomik üstünlüğünü ve Orta Asya üzerindeki siyasi nüfuzunu güçlendiren göç sistemi, artık Kremlin’in kendi politikaları tarafından kademeli olarak parçalanmaktadır. Bu eğilim devam ederse, Rusya’nın Orta Asyalı işçiler açısından geleneksel ve varsayılan destinasyon olma konumunun zayıflaması beklenmektedir. Uzun vadede bölgenin, Rusya merkezli bir jeopolitik alandan; Rusya, Çin, Türkiye, Körfez ülkeleri, Avrupa Birliği ve Hindistan’ın eş zamanlı olarak etkide bulunduğu daha rekabetçi bir jeopolitik alana dönüşmesi söz konusu olabilir.
Sonuç olarak Rusya’nın 2022 sonrası göç politikası, savaş döneminde meşruiyet, medeniyet kimliği ve jeopolitik sinyalleşmenin bölgesel bütünleşme mantığının önüne geçtiği Rus dış politikasındaki daha geniş kapsamlı dönüşümü yansıtmaktadır. Moskova, Orta Asya göçünü güvenlikleştirirken aynı zamanda Hindistan ve daha geniş Küresel Güney ile işgücü işbirliğini teşvik ederek, kendisini ortaya çıkmakta olan çok kutuplu düzende faaliyet gösteren egemen bir medeniyet gücü olarak konumlandırmaya çalışmaktadır.
[i] “Russia’s Crackdown Forces Central Asia to Rethink Labour Migration”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/russias-crackdown-forces-central-asia-to-rethink-labor-migration/, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[ii] “Russia Migration Rules Tighten as Central Asian Work Entries Fall”, The Times of Central Asia, https://timesca.com/central-asian-migrants-in-russia-tougher-rules/, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[iii] “The Concept of the Foreign Policy of the Russian Federation”, The Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation, https://mid.ru/en/foreign_policy/fundamental_documents/1860586/, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[iv] “Russia, facing labour crunch worsened by war, pivots to India for workers”, Reuters, https://www.reuters.com/business/world-at-work/russia-facing-labour-crunch-worsened-by-war-pivots-india-workers-2026-02-11/?utm_source=chatgpt.com, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
