Şi Cinping’in yaklaşık yedi yıl aradan sonra Kuzey Kore’ye gerçekleştirdiği ziyaret, ilk bakışta Pekin-Pyongyang ilişkilerindeki geleneksel ittifak bağlarının yeniden teyidi olarak değerlendirilebilir. Gerçekten de ziyaret sırasında iki lider, tarihsel dostluk vurgusu yapmış, siyaset, ekonomi, kültür, eğitim, spor, teknoloji ve turizm alanlarında işbirliğinin genişletileceğini açıklamış ve “hegemonya ile güç siyasetine karşı ortak mücadele” mesajı vermiştir.[i] Ancak ziyaretin zamanlaması ve öncesinde verilen mesajlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesinden ibaret değildir. Özellikle Kim Yo-Jong’un ziyaret öncesinde yaptığı nükleer statü açıklaması, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerindeki son gelişmeler ve Çin’in görüşmeler sırasında kullandığı çok kutupluluk söylemi, iki ülke ilişkilerinin yalnızca güvenlik ekseninde değil; rol tanımları, stratejik öncelikler, söylemsel çerçeveler ve bölgesel konumlanmalar üzerinden yeniden şekillendiğini göstermektedir. Nitekim Çin’in, bu ziyareti “iki ülke ilişkilerinde yeni bir tarihsel başlangıç noktası” olarak tanımlaması, Pekin’in mevcut ilişkileri yalnızca sürdürmekten ziyade değişen bölgesel ve küresel koşullara uyarlama arayışında olduğunu göstermektedir.
Bu dönüşümün en dikkat çekici boyutlarından biri, Kuzey Kore’nin nükleer programına ilişkin söyleminde görülmektedir. Kim Yo-Jong, Şi’nin ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada Kuzey Kore’nin nükleer devlet statüsünden geri adım atmayacağını vurgulamış ve ülkenin nükleer caydırıcılık kapasitesinin geri döndürülemez olduğunu belirtmiştir.[ii] İlk bakışta bu açıklama, ABD’ye yönelik yeni bir meydan okuma olarak yorumlanabilir. Ancak söylemin yapısı incelendiğinde, Pyongyang’ın yalnızca nükleer silahlarını savunmadığı görülmektedir. Asıl dikkat çekici unsur, Kuzey Kore’nin nükleer programını artık müzakere edilebilir bir güvenlik meselesi olarak değil, devlet kimliğinin ve uluslararası konumunun ayrılmaz bir parçası olarak sunmasıdır.
Uzun yıllar boyunca Kuzey Kore, uluslararası sistemde “denükleerize edilmesi gereken sorunlu devlet” olarak tanımlanmıştır. Ancak son dönemde Pyongyang tarafından kullanılan söylem, bu rolü reddetmekte ve yerine farklı bir rol talep etmektedir. Kim Yo-Jong’un açıklamaları, Kuzey Kore’nin kendisini artık denükleerizasyon müzakerelerinin nesnesi olarak değil, nükleer statüsü tanınması gereken bir aktör olarak konumlandırmaya çalıştığını göstermektedir. Bu nedenle nükleer kapasite yalnızca askeri caydırıcılık üretmemekte; aynı zamanda uluslararası statü ve tanınma talebinin de aracı hâline gelmektedir. Dolayısıyla ziyaret öncesinde verilen mesaj, yalnızca Washington’a değil, Çin dâhil tüm bölgesel aktörlere yöneliktir. Pyongyang, ilişkilerini geliştirmeye açık olduğunu gösterirken; bunun nükleer statüsünden vazgeçme pahasına olmayacağını da açık biçimde ortaya koymaktadır. Bununla birlikte ziyaret sırasında denükleerizasyon meselesinin görüşmelerin görünür gündeminde yer almaması, tarafların mevcut aşamada stratejik yakınlaşma, ekonomik işbirliği ve bölgesel istikrar başlıklarına öncelik verdiğini düşündürmektedir.
Kuzey Kore’nin son dönemde sergilediği özgüvenli dış politika söylemini anlamak için Rusya faktörünü dikkate almak gerekmektedir. Ukrayna Savaşı sonrasında Moskova ile Pyongyang arasındaki ilişkiler yalnızca diplomatik temasların artmasıyla sınırlı kalmamış, askeri ve stratejik boyutları da içeren daha kapsamlı bir niteliğe bürünmüştür. Özellikle iki ülke arasında gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler, savunma alanındaki işbirliği iddiaları ve Kuzey Kore’nin Rusya’ya sağladığı mühimmat desteğine ilişkin uluslararası değerlendirmeler, ilişkilerin yeni bir aşamaya geçtiğine işaret etmektedir.[iii] Bu gelişmeler, Pyongyang’ın uluslararası sistemdeki konumunu yeniden tanımlamasına katkı sağlarken, dış politika manevra alanını da genişletmiştir. Elbette bu durum Çin’in Kuzey Kore üzerindeki ekonomik ve diplomatik etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Ancak Rusya’yla derinleşen ilişkiler, Pyongyang’ın dış ilişkilerini çeşitlendirmesine ve Pekin’e olan bağımlılığını kısmen dengelemesine imkân tanımaktadır.
Burada stratejik özerklik kavramı, Kuzey Kore’nin dış politika seçeneklerini çeşitlendirme ve karar alma süreçlerinde hareket alanını genişletme çabasını açıklamak için kullanılabilir. Kuzey Kore bugün hâlâ ekonomik ve diplomatik açıdan Çin’le yakın ilişkilere ihtiyaç duymaktadır. Ancak aynı zamanda Rusya’yla geliştirdiği işbirliği sayesinde geçmişe kıyasla daha fazla seçeneğe sahip görünmektedir. Bu durum, Pyongyang’ın yalnızca Çin tarafından desteklenen izole bir aktör olarak değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Aksine Kuzey Kore, büyük güç rekabetinin yarattığı fırsatları kullanarak kendi hareket alanını genişletmeye çalışan bir aktör görüntüsü vermektedir. Bu çerçevede Şi’nin ziyareti, yalnızca geleneksel dostluk ilişkilerinin sürdürülmesi değil, aynı zamanda değişen bölgesel dengeler karşısında Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin yeni koşullara uyarlanması açısından da önem taşımaktadır. Şi’nin son dönemde Washington ve Moskova’yla yürüttüğü yoğun diplomatik temasların ardından Pyongyang’a gitmesi, Çin’in değişen uluslararası ortamda bölgesel ortaklık ağlarını daha görünür hâle getirme ve çevresindeki stratejik ilişkileri yeniden teyit etme isteğiyle ilişkilendirilebilir.
Ziyaretin en dikkat çekici yönlerinden biri de Çin’in kullandığı söylemdir. Görüşmeler sırasında Pekin’in öne çıkardığı kavramlar arasında “hegemonya”, “güç siyaseti” ve “çok kutupluluk” yer almaktadır.[iv] Burada dikkat çekici olan nokta, Çin’in Kore Yarımadası’na ilişkin geleneksel güvenlik söylemlerini geri planda bırakmasıdır. Nitekim görüşmeler sırasında denükleerizasyon, nükleer kriz veya askeri tehdit gibi kavramlar öne çıkarılmamış; bunun yerine uluslararası sistemin geleceğine ilişkin daha geniş bir söylem çerçevesi tercih edilmiştir. Bu durum Pekin’in denükleerizasyon hedefinden vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Ancak mevcut aşamada önceliğin nükleer meseleye değil, ikili ilişkilerin güçlendirilmesine, ekonomik işbirliğine ve bölgesel istikrarın korunmasına verildiğini düşündürmektedir.
Son yıllarda Çin dış politikasında çok kutupluluk, ortak kalkınma ve egemenliğe saygı gibi kavramlar daha belirgin bir yer edinmiştir. Şi’nin Pyongyang’da kullandığı söylem de bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Pekin, Kuzey Kore meselesini yalnızca Kore Yarımadası’ndaki güvenlik sorunları üzerinden ele almak yerine uluslararası sistemdeki güç dağılımı ve düzen tartışmalarıyla ilişkilendirmektedir. Bu sayede Kuzey Kore dosyası, Çin açısından bölgesel bir kriz başlığının ötesine geçerek çok kutuplu dünya vizyonunu destekleyen unsurlardan biri olarak sunulmaktadır.
Bu çerçevede ziyaret, tarafların uluslararası sistemde kendilerine atfettikleri rolleri de ortaya koymaktadır. Çin, istikrarı destekleyen ve mevcut güç dengelerindeki dönüşümü savunan bir aktör olarak öne çıkarken; Kuzey Kore, dış baskılara rağmen stratejik tercihlerini bağımsız biçimde belirleyebilen egemen bir devlet imajını vurgulamaktadır. Böylece görüşmeler, yalnızca ikili ilişkilerin geleceğine değil, her iki ülkenin uluslararası konumlarını nasıl tanımladıklarına da ışık tutmaktadır.
Bununla birlikte dikkat çekici olan nokta, Çin ve Kuzey Kore’nin aynı ilişkiyi farklı öncelikler üzerinden anlatmasıdır. Çin medyası ve resmî açıklamalar daha çok ekonomik işbirliği, kalkınma, bağlantısallık ve stratejik iletişim başlıklarını vurgulamaktadır.[v] Kuzey Kore tarafında ise egemenlik, bağımsızlık, özel dostluk ve nükleer statü söylemleri daha görünürdür.[vi] Bu durum iki ülke arasında görüş ayrılığı olduğu anlamına gelmemektedir. Ancak tarafların aynı stratejik yakınlaşmayı farklı kavramsal çerçeveler üzerinden anlamlandırdığını göstermektedir. Çin ilişkileri daha kurumsal ve çok boyutlu bir işbirliği ağı olarak sunarken Kuzey Kore aynı ilişkiyi ulusal egemenliğini koruyan bir aktörün diplomatik başarısı olarak çerçevelemektedir.
Bu farklılığın önemi, ziyaretin yalnızca ikili ilişkilerin güçlenmesi olarak okunamayacağını göstermesinde yatmaktadır. Çünkü tarafların ilişkiye yüklediği anlam, uluslararası sistemde üstlenmek istedikleri roller hakkında da ipuçları vermektedir. Çin, Kuzey Kore’yle ilişkilerini çok kutupluluk ve bölgesel istikrar söylemiyle ilişkilendirerek kendisini alternatif bir uluslararası düzenin destekleyicisi olarak konumlandırmaktadır. Kuzey Kore ise aynı ilişkiyi, nükleer statüsünden taviz vermeden diplomatik meşruiyetini ve stratejik özerkliğini güçlendiren bir araç olarak sunmaktadır. Ziyaret, yalnızca mevcut ittifakın teyidi değil, aynı zamanda iki aktörün değişen uluslararası ortamda kendi rollerini yeniden tanımlama sürecinin bir parçasıdır.
Bu durum, ziyaret sonrasında açıklanan işbirliği alanlarında da görülmektedir. Ekonomi, eğitim, kültür, spor, teknoloji ve turizm gibi başlıkların öne çıkması, Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin yalnızca güvenlik ve ideolojik yakınlık üzerinden ilerlemediğini göstermektedir. Aksine iki ülke ilişkileri giderek daha fazla kurumsal ve çok boyutlu bir yapıya kavuşmaktadır. Bu durum, ilişkinin kriz dönemlerine bağlı kalmadan sürdürülebilmesi açısından da önem taşımaktadır. Böylece ziyaret, yalnızca diplomatik bir sembol olmaktan çıkmakta; ekonomik ve toplumsal bağlantılar üzerinden desteklenen daha kapsamlı bir stratejik eşgüdüm sürecine dönüşmektedir.
Sonuç olarak Şi’nin Pyongyang ziyareti, geleneksel Çin-Kuzey Kore ittifakının devamı olmanın ötesinde değişen bölgesel ve küresel koşullar altında iki ülke ilişkilerinin yeni bir çerçevede anlamlandırıldığını göstermektedir. Ziyaret sürecinde öne çıkan söylemler, Kuzey Kore’nin nükleer statüsünü devlet kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olarak konumlandırma çabasını, Rusya’yla gelişen ilişkiler sayesinde elde ettiği görece stratejik esnekliği ve Çin’in çok kutupluluk eksenli dış politika yaklaşımını aynı anda görünür kılmıştır. Bu nedenle ziyaret, yalnızca ikili ilişkilerin güçlendiğine işaret eden diplomatik bir temas olarak değil, aynı zamanda Pekin ve Pyongyang’ın uluslararası sistemde kendilerine atfettikleri rolleri ve bu rolleri meşrulaştırmak için kullandıkları söylemleri ortaya koyan önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle Şi’nin Pyongyang ziyareti, yalnızca Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin geleceğine dair değil, çok kutuplu uluslararası düzende devletlerin kendilerine nasıl yeni roller tanımladığına dair de önemli ipuçları sunmaktadır.
[i] Heejin Kim & Josh D. Arslan, “China’s Xi hails deeper understanding at end of North Korea summit”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/north-korea-china-agree-expand-cooperation-various-sectors-north-koreas-state-2026-06-08/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[ii] “North Korea reaffirms nuclear status a day before Chinese president’s visit”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/north-korea-will-not-retreat-nuclear-status-kim-jong-uns-sister-says-2026-06-06/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[iii] Tom Balmforth & Mariano Zafra, “Inside North Korea’s Vast Operation to Help Russia’s War on Ukraine”. Reuters, https://www.reuters.com/graphics/UKRAINE-CRISIS/NORTHKOREA-RUSSIA/lgvdxqjwbvo/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[iv] Jack Kim & Liz Lee, “China’s Xi vows unwavering support for North Korea’s Kim in rare Pyongyang visit”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/chinas-xi-says-he-will-work-with-north-korea-fight-hegemony-north-korean-media-2026-06-07/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[v] “Xi says he reaches important consensus with Kim on developing China-DPRK relations in new era”, ChinaDaily, https://www.chinadaily.com.cn/a/202606/09/WS6a27cd96a310d6866eb4d440.html (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
[vi] Anton Sokolin, Shreyas Reddy, “Xi wraps up North Korea trip with visits to friendship tower, cadre school”, NK News, https://www.nknews.org/2026/06/xi-wraps-up-north-korea-trip-with-visits-to-friendship-tower-cadre-school/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026).
