15 Mayıs 2026 tarihinde Pekin’de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ı ağırlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bundan dört gün sonra yine Pekin’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bir araya gelmişti. Bundan birkaç hafta sonra 8-9 Haziran 2026 tarihlerinde Şi, Pyongyang’ı ziyaret ederek heyetler arası ve ikili düzeyde Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile görüşmeler gerçekleştirmiştir. Uluslararası güç dengelerini doğrudan ve hızlı bir şekilde değiştirebilen lider diplomasisi, büyük güçler arasında sergilendiği takdirde dünyanın geleceğine yön verebilmektedir. Dolayısıyla Çin, ABD ve Rusya arasındaki mevcut güç dengeleri, pozisyonları ve lider ziyaretlerine dair güncel bir değerlendirme yapmak, geleceği öngörebilmek adına değerli olacaktır.
Şi, geçtiğimiz beş ila altı yıl içerisinde çeşitli defalar Kuzey Kore liderine hitaben mektup yazarak bölgesel tansiyonun düşürülmesi ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi konularına değinmiş, fakat Pyonyang’a gerçekleştirdiği bu son ziyaret, 2019 yılından bu yana ilk olmuştur. Yine Şi, 3 Eylül 2025 tarihinde Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen geçit töreninde hem Rusya hem Kuzey Kore liderlerini şeref konukları olarak ağırlamıştı. Bu tarihlerde yapılan analizlerde Çin, Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ittifakın güçlendiği sıkça vurgulanmıştı. Şi’nin lider diplomasisine verdiği önem, Trump’ın Pekin’deki temasları esnasında daha net görülmüştür. Bu zirvede ülkesinin ulusal çıkarlarını ve kırmızı çizgilerini Trump’a bizzat aktarma fırsatı bulan Şi, Çin-ABD ilişkilerinde ortaya çıkabilecek yeni potansiyel krizleri de önleyebilmeyi amaçlamıştı.
Şi döneminde Çin dış politikasında “Savaşçı Kurt Diplomasisi” kavramı da öne çıkmıştır. Bu kavram, Çinli diplomatların ulusal çıkarları daha güçlü şekilde savunmak için geleneksel, uzlaşmacı diplomasiyi bırakıp daha aktif, agresif ve çatışmacı bir diplomasi izlemesini ifade etmektedir. Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin başarıyla yürüttüğü bu diplomasi, Çin dış politikasının karakteristik özelliklerinden biri haline gelmiştir. Wang’ın Dışişleri Bakanlığı görevinden alındığı 2022-2023 yıllarında ise Çin dış politikasında bir süreliğine durağan bir dönem yaşanmıştı. Bunun üzerine Şi, ulusal çıkarları koruyabilmek ve dış politikada istikrarı sağlayabilmek adına Wang’ı yeniden bu göreve getirmiştir. Nitekim Wang’ın diplomatik tarzı ile Şi’nin lider diplomasisi, Çin dış politikasında büyük bir uyum meydana getirmiştir. Bu gelenek, özellikle 2022 yılından itibaren Çin’in ulusal güvenliğine dönük mevcut ve potansiyel tehdit oluşturan krizlerin yönetilmesi ve çözüm yollarının bulunmasında başat rol oynamıştır. Bunlardan öne çıkanlar şunlardır: 2022 Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti, Rusya-Ukrayna Savaşı, Koreler arası sürekli artan gerilim, Japonya’nın proaktif savunma-güvenlik politikaları, ABD’yle ticaret savaşları ve Trump’ın yol açtığı/açabileceği krizler.
Pekin, kendisini çevreleyen bu çok boyutlu krizlerin üstesinden gelebilmek için proaktif bir diplomasi izlemektedir. Şi’nin lider diplomasisi yoluyla büyük güçlerle kurduğu ilişkiler, bu krizlerin yönetilmesini kolaylaştırmaktadır. Örneğin Pekin, ulusal çıkarları doğrultusunda Pyongyang’la olan yakın bağlarını korumak ve onu gerektiğinde dizginleyebilmenin öneminin farkındadır. Bu bağların oluşmasında bir dizi faktör etkilidir. Birincisi, Kore Yarımadası Çin anakarasının bir uzantısı şeklindedir. Dolayısıyla hem ideolojik hem coğrafi faktörler nedeniyle Kuzey Kore’nin en büyük ticari partneri Çin’dir. İki ülke arasında karşılıklı savunma anlaşması ve askeri-savunma alanında işbirlikleri söz konusudur. Batı medyası, nükleer silah programı nedeniyle geniş kapsamlı uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya olan Pyongyang açısından Çin’in bir “can simidi” niteliğinde olduğuna vurgu yapmaktadır.[i] Bu bağlamda Çin’in Kuzey Kore’ye doğrudan silah satmasa da askeri amaçlarla kullanılabilecek çift kullanımlı ürünler tedarik ettiğini ileri sürmektedir.[ii]
Şi’nin Pyongyang ziyaretiyle daha da sağlam bir zemine oturan Çin-Kuzey Kore ilişkileri, Rusya veya ABD’nin Uzak Doğu’ya dönük stratejileri karşısında bir koruyucu kalkana dönüşmektedir. Nitekim Çin, hem Rusya hem ABD’nin Kuzey Kore’yle ilişkilerini nasıl ve hangi yönde geliştireceğini önceden tahmin edebilmek ve buna karşı önlemler alabilmeyi de arzulamaktadır. Örneğin Kuzey Kore’nin Rusya’nın peşine takılması, Batı’yla açık bir tırmanma/hesaplaşma yarışına girmesi, Çin’in ulusal çıkarlarına aykırı görünmektedir. Nitekim Pekin, Moskova’nın kendisiyle beraber Pyongyang’ı da Batı’ya karşı savaşın içerisine sürüklemesini istememektedir. Ukrayna’daki savaşta Kuzey Koreli askerlerin yer alması ve diğer askeri alanda sürdüğü tahmin edilen Moskova-Pyongyang işbirliği, Çin’in bu konudaki endişelerini artırmaktadır.
Çin, Trump yönetiminin potansiyel bir şekilde Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile yapıcı bir diyalog geliştirmesinin yol açacağı sonuçları da hesap etmektedir. Dolayısıyla Kuzey Kore’yle yakınlaşmak, Çin’in yakın çevresini kontrol etme amacını da yansıtmaktadır. Benzer durum Çin’in Japonya ve Güney Kore’yle ilişkileri için de geçerlidir. Şi’nin başta yakın çevreye dönük hayata geçirdiği lider diplomasisi, Çin’in küresel siyasetteki konumunu pekiştiren en temel stratejilerden biri olarak görülmektedir. Şi’nin bizzat kendi kişisel vizyonu, ikna gücü ve liderlerle yakın ilişkiler kurması, Çin’in küresel istikrarsızlık dönemlerinde “güvenilir bir partner” olarak kalmasında etkili olmaktadır. Nitekim lider düzeyinde gerçekleşen bu temaslar, iki ülke arasındaki güven ve dostluğun pekişmesine ve stratejik ortaklığın garanti altına alınmasına katkıda bulunmaktadır.
En nihayetinde Şi’nin lider diplomasisi; Çin’i sürekli savunmada kalan pasif bir aktörden, küresel oyunun kurallarını bizzat yazan ve liderler arası doğrudan ilişkilerle jeopolitik nüfuzunu pekiştiren, proaktif ve stratejik olarak iyi planlanmış bir dış politika hamlesidir. Şi’nin 2019 yılından sonra ilk kez gerçekleştirdiği Pyongyang ziyareti, Çin’in dünyadaki jeopolitik değişimleri yakından takip ettiğini ve bu değişimler karşısında hızlı reaksiyonlar aldığını göstermektedir. Nitekim söz konusu ziyaret; Şi’nin Trump ve Putin ile Pekin’de yaptığı üst üste zirvelerin hemen ardından gerçekleşmiştir. Bu, Şi’nin lider diplomasisinin ne kadar proaktif ve etkin olduğunun göstergesi sayılabilir.
[i] “Xi and Kim pledge closer ties as North Korea meeting enters second day”, BBC, https://www.bbc.com/news/live/cdepg4kw985t, (Erişim Tarihi: 10.06.2026).
[ii] Aynı yer.
