Analiz

Uzayda Gri Bölge Rekabeti: Rusya’nın Yörünge Manevraları, Caydırıcılık ve Dayanıklılık

Rusya’nın yörünge manevraları, ticari uydu sistemlerinin askerî rekabetteki kırılganlığını ortaya koymaktadır.
Gri bölge faaliyetleri, Ukrayna’nın istihbarat kapasitesini ve NATO’nun caydırıcılık eşiklerini etkileyebilir.
Uzay güvenliğinde stratejik üstünlük, tehdit oluşturma kapasitesi kadar operasyonel dayanıklılığa da bağlıdır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Rusya’ya ait askerî uyduların Ukrayna’ya istihbarat desteği sağlayan ticari bir uyduya yakın manevralar gerçekleştirmesi, uzay güvenliğinde giderek belirginleşen bir kırılganlığı yeniden gündeme taşımıştır. Alman Uzay Komutanı Michael Traut, benzer faaliyetlerin Starlink gibi geniş uydu ağlarının operasyonel ömrünü ve hizmet kalitesini etkileyebileceği konusunda uyarıda bulunmuştur.[i] Bu gelişme, uzaydaki rekabetin doğrudan fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığını göstermektedir. Ticari uydu sistemlerinin askerî operasyonlara entegrasyonu derinleşirken Rusya’nın bu sistemlere yönelik faaliyetleri, geleneksel caydırıcılık anlayışının sınırlarını ve askerî rekabetin değişen niteliğini tartışmaya açmaktadır.

Rusya-Ukrayna Savaşı, ticari uzay teknolojilerinin askerî operasyonlardaki önemini belirginleştirmiştir. Starlink’in uydu iletişimi ile Finlandiya merkezli ICEYE’nin radar görüntüleme hizmetleri, Ukrayna’nın operasyonel kapasitesine farklı alanlarda katkı sağlamaktadır. Özellikle sentetik açıklıklı radar teknolojisi, gece ve olumsuz hava koşullarında istihbarat elde edilmesine imkân tanımaktadır.[ii] Rusya açısından bu sistemler, Ukrayna’ya sağlanan Batı desteğinin teknolojik uzantıları olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla ticari uydulara yönelik faaliyetler, Ukrayna toprakları dışında gerçekleşse de savaşın operasyonel dengelerini etkileyebilecek bir rekabet alanı oluşturmaktadır.

Mayıs 2026 tarihinde Rusya’nın Cosmos 2610-2613 uydularının ICEYE-X36’nın yörünge düzlemine yaklaşması, bu rekabetin somut örneklerinden biri olmuştur. Rus uydularının teknik kapasiteleri ve manevraların kesin amacı açıklığa kavuşmamış olsa da faaliyetlerin istihbarat toplama, veri aktarımına müdahale veya gelecekteki operasyonlara hazırlık amacı taşıyabileceği değerlendirilmektedir.[iii] Rusya’nın burada elde edebileceği stratejik avantaj, uyduyu tamamen devre dışı bırakmadan Ukrayna’nın istihbarat akışında belirsizlik yaratmaktır. Hedef tespitinde gecikmeler veya veri sürekliliğine ilişkin şüpheler bile operasyonel planlamayı etkileyebilir. Dolayısıyla bu tür faaliyetlerin olası stratejik etkisi, fiziksel hasarın ötesinde karşı tarafın istihbarat sürekliliği ve askerî karar alma süreçlerinde yaratabileceği belirsizlik üzerinden de değerlendirilmelidir.

Moskova’nın olası hesaplamasında bir başka boyut, Batılı aktörlerin güvenlik taahhütlerinin sınırlarını gözlemlemek olabilir. Rusya, Ukrayna’ya destek sağlayan ticari uyduların meşru askerî hedefler olarak değerlendirilebileceği yönünde daha önce açıklamalarda bulunmuştur.[iv] Bununla birlikte böyle bir iddia, söz konusu sistemlere yönelik her müdahalenin uluslararası hukuk bakımından meşru olduğu anlamına gelmemektedir. Ticari altyapının askerî amaçlarla kullanılması, hedefin niteliği ve olası müdahalenin sonuçları bakımından ayrı değerlendirmeler gerektirir. Rusya açısından gri bölge faaliyetlerinin stratejik işlevi, açık bir saldırının doğurabileceği siyasi ve askerî maliyetlerden kaçınırken karşı tarafın hangi davranışlara nasıl tepki vereceğini sınama imkânı sunmasıdır.

Uzay ortamının fiziksel özellikleri, bu tür faaliyetlerin baskı kapasitesini artırmaktadır. Uyduların kaçınma manevraları yakıt tüketimini gerektirirken tekrarlanan yörünge değişiklikleri operasyonel ömürlerini kısaltabilir. Traut’un Starlink üzerinden değerlendirdiği senaryo, fiziksel imha gerçekleşmeden de hizmet kalitesinin etkilenebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte Rusya’nın kendi uydularını konumlandırmak için önemli miktarda yakıt harcaması, bu faaliyetlerin Moskova açısından da maliyetsiz olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, stratejik hesaplamada hedefe verilebilecek zararla operasyonun sürdürülebilirliği arasında bir denge bulunduğunu düşündürmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın manevralarını sınırsız bir müdahale kapasitesinin göstergesi olarak yorumlamak yerine belirli teknik ve operasyonel kısıtlar içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.

Gri bölge rekabetinin caydırıcılık açısından yarattığı temel sorun, tehdidin hangi aşamada askerî karşılık gerektirdiğinin belirsizleşmesidir. NATO’nun uzayı operasyonel alan olarak tanıması ve uzay sistemlerine yönelik saldırıların kolektif savunma bakımından sonuçlar doğurabileceğini kabul etmesi, ittifakın bu alandaki güvenlik yaklaşımını güçlendirmiştir.[v] Ancak her yakınlaşma manevrası veya geçici hizmet kesintisi doğrudan silahlı saldırı niteliği taşımamaktadır. Rusya açısından bu belirsizlik, Batılı aktörlerin tırmanmadan kaçınma eğiliminden yararlanılabilecek bir alan oluşturabilir. Öte yandan niyetin yanlış değerlendirilmesi veya teknik bir manevranın saldırı hazırlığı olarak yorumlanması, istenmeyen bir askerî tırmanmaya da yol açabilir. Böylece uzayda caydırıcılık, karşılık verme kapasitesi kadar tehditlerin doğru değerlendirilmesine ve kriz iletişimine de bağımlı hâle gelmektedir.

Ticari uydu altyapısının korunması, devletler ile özel şirketler arasındaki sorumlulukların yeniden değerlendirilmesini de gerektirmektedir. NATO’nun Şubat 2025 tarihinde kabul ettiği Ticari Uzay Stratejisi; ticari hizmetlere sürekli erişimi, özel sektörle koordinasyonu ve tek bir sağlayıcıya aşırı bağımlılığın azaltılmasını önceliklendirmektedir.[vi] Ancak ticari sistemlerin askerî operasyonlara entegrasyonu, bu şirketleri devletler arası rekabetin etkilerine daha açık hâle getirmektedir. Rusya’nın faaliyetleri, bu açıdan Ukrayna’ya yönelik olası bir baskı aracının ötesinde NATO’nun ticari uzay hizmetlerine dayanan güvenlik yaklaşımının kırılganlıklarını da görünür kılmaktadır.

Bu nedenle uzay güvenliğinde sistem dayanıklılığı giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Farklı uydu ağlarının, alternatif hizmet sağlayıcıların ve birbirini tamamlayan iletişim sistemlerinin kullanılması; tek bir altyapıya yönelik müdahalenin operasyonel sonuçlarını sınırlayabilir. NATO’nun Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da duyurduğu Hybrid Alliance Layered Operations in Space (HALO) girişimi, müttefiklerin ulusal kontrolündeki askerî uydularını bütünleştirmeyi hedeflemektedir.[vii] Bu yaklaşım, müttefiklerin ayrı ayrı sahip olduğu uzay tabanlı kabiliyetleri ortak operasyonlarda daha koordineli kullanmasına imkân sağlayabilir. Böylece belirli hizmetlerde yaşanabilecek kesintilere karşı alternatif askerî kapasitelere erişimin kolaylaştırılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte HALO’nun ticari iletişim ve görüntüleme hizmetlerini bütünüyle ikame etmesi beklenmemelidir. Stratejik katkısı, mevcut kabiliyetler arasında koordinasyonu geliştirerek tek bir hizmet sağlayıcısına bağımlılığın doğurabileceği operasyonel kırılganlıkları azaltma potansiyelidir.

Bu çerçevede uzay güvenliğindeki caydırıcılık yaklaşımı; cezalandırma yoluyla caydırıcılık, engelleme yoluyla caydırıcılık ayrımı üzerinden değerlendirilebilir. İlk yaklaşım, saldırganın karşılaşacağı siyasi, ekonomik veya askerî maliyetleri artırmayı hedeflerken; ikincisi, saldırının beklenen stratejik kazanımlarını sınırlandırmaya dayanmaktadır.[viii] Rusya’nın gri bölge faaliyetlerinde doğrudan saldırı eşiğinin belirsizliği, cezalandırma tehdidinin uygulanabilirliğini zorlaştırmaktadır. Buna karşılık yedekli uydu ağları, alternatif hizmet sağlayıcılar ve HALO gibi kapasite bütünleştirme girişimleri, olası müdahalelerin operasyonel etkilerini azaltarak engelleme yoluyla caydırıcılığı güçlendirebilir. Ancak bu yaklaşım, Rusya’nın baskı oluşturma kapasitesini tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla uzay güvenliğinde etkili bir caydırıcılık, karşılık verme kapasitesi ile kritik hizmetlerin sürekliliğini koruma yeteneğinin birlikte geliştirilmesini gerektirmektedir.

Sonuç olarak Rusya’nın ICEYE çevresindeki faaliyetleri, uzayda askerî rekabetin fiziksel imha eşiğinin altında da stratejik sonuçlar üretebildiğini göstermektedir. Moskova açısından ticari uydu sistemlerine yönelik baskı, Ukrayna’nın istihbarat kapasitesini sınırlama ve Batılı aktörlerin güvenlik tepkilerini sınama potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu faaliyetlerin etkisi, Rusya’nın teknik kapasitesinin yanında hedef alınan sistemlerin dayanıklılığına da bağlıdır. Bu nedenle uzayda stratejik üstünlük, karşı tarafın altyapısını tehdit edebilmek kadar kendi kritik hizmetlerinin sürekliliğini koruyabilme kapasitesiyle de ilişkilidir. Ticari uzay sistemlerinin askerî öneminin artması, caydırıcılığın karşılık verme kapasitesi ile operasyonel dayanıklılığın birlikte ele alındığı daha kapsamlı bir güvenlik anlayışını gerekli kılmaktadır.


[i] “Russian Satellite Activity Raises Concerns for Starlink, German Space Commander Says”, Reuters, https://www.reuters.com/business/media-telecom/russian-satellite-activity-raises-concerns-starlink-german-space-commander-says-2026-10-09/, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[ii] Juliana Suess, “Checkmate? Russian Orbital Manoeuvring Threatens Ukraine’s Space Capability”, Royal United Services Institute (RUSI), https://www.rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/checkmate-russian-orbital-manoeuvring-threatens-ukraines-space-capability, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[iii] Aynı yer.

[iv] Aynı yer.

[v] “NATO’s Approach to Space”, North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/deterrence-and-defence/natos-approach-to-space, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[vi] “NATO Commercial Space Strategy”, North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2025/02/13/nato-commercial-space-strategy, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[vii] “NATO Allies Join Forces to Develop High-End Space Capabilities”, North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/news-and-events/articles/news/2026/07/07/nato-allies-join-forces-to-develop-high-end-space-capabilities, (Erişim Tarihi: 09.10.2026).

[viii] Glenn H. Snyder, “Deterrence by Denial and Punishment”, Princeton University Center of International Studies, 1959, ss. 3.

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler