Türk Siyaset Bilimci: Kazakistan, Yeni Avrasya’nın Kilit Mimarlarından Biri Konumuna Yükseliyor
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Brüksel’e gerçekleştirdiği resmi ziyaret, yılın en mühim dış politika hadiselerinden biri olmuştur. Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile yürütülen müzakerelerin akabinde taraflar, stratejik ortaklığın daha da pekiştirilmesine yönelik bir Ortak Bildiri kabul etmişlerdir.
Ziyaret kapsamında toplam değeri 12 milyar doları aşan ticari anlaşmalar ve mutabakat zaptları imzalanmış; Trans-Hazar Uluslararası Taşıma Güzergâhı’nın geliştirilmesi ile kritik hammaddeler, enerji, dijitalleşme ve altyapı alanlarında işbirliğine dair mutabakat sağlanmıştır. Buna ek olarak taraflar, vize kolaylaştırma ve geri kabul anlaşmalarına ilişkin müzakerelerin tamamlandığını teyit etmişlerdir.
Söz konusu ziyaretin sonuçlarının Kazakistan, Avrupa Birliği ve tüm Avrasya coğrafyası açısından taşıdığı ehemmiyeti, ANKASAM (Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi) Başkanı, uluslararası ilişkiler ve Avrasya jeopolitiği uzmanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol değerlendirmiştir.
– Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ve Avrupa Birliği liderleri, Brüksel’deki görüşmelerin neticesinde bir Ortak Bildiri kabul ettiler. Bu gelişme, Kazakistan-AB ilişkileri bağlamında ne derece önem arz etmektedir?
Mübalağasız bir biçimde, Kazakistan ve Avrupa Birliği ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktasından bahsedildiğini ifade edebiliriz. Ortak Bildiri, taraflar arasındaki etkileşimi fiilen bölgesel işbirliği formatından çıkarıp küresel ölçekli bir stratejik ortaklık düzeyine taşımaktadır.
Küresel lojistik tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, enerji güvenliği ve kritik kaynaklara erişim meselelerinin ön plana çıktığı bir konjonktürde Kazakistan, Avrupa Birliği’nin kilit ortaklarından biri haline gelmektedir. Üstelik bu durum yalnızca ekonomik boyutta kalmamakta; siyasi güveni, kurumsal etkileşimi ve Avrasya coğrafyasında yeni mimarinin ortaklaşa inşasını da ihtiva etmektedir. Kanaatimce bu belge, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in yürüttüğü başarılı reformların ve dış politika vizyonunun bir nevi tasdiki mahiyetindedir.
– Ziyaret esnasında 12 milyar doların üzerinde bir hacme sahip anlaşmalar ve mutabakat zaptları imzalandı. Bu mutabakat hacmi neye işaret etmektedir?
Bu husus, Kazakistan-AB ilişkilerinin salt siyasi deklarasyonlardan ibaret olmaktan çıkıp pratik bir ortaklığa evrildiğinin göstergesidir.
İmzalanan anlaşmalar paketi, Avrupalı iş çevrelerinin Kazakistan ekonomisine ve Cumhurbaşkanı Tokayev liderliğinde hayata geçirilen reformlara duyduğu yüksek güven seviyesini ortaya koymaktadır. Özellikle vurgulanması gereken nokta, meselenin sadece ticaretten ibaret olmaması; uzun vadeli projelere yönelik yatırımların söz konusu olmasıdır.
Havacılık, ulaşım altyapısı, lojistik, dijitalleşme ve endüstriyel kalkınma alanlarında somut adımlar atıldığını müşahede etmekteyiz. Tüm bunlar, karşılıklı faydaya ve derin bir ekonomik entegrasyona dayanan yeni bir işbirliği safhasının inşasına delalet etmektedir.
– Avrupalı liderler muhtelif defalar Kazakistan’ı Avrupa ile Asya arasında bir “köprü” olarak nitelendirdiler. Bu değerlendirme ne ölçüde isabetlidir?
Şahsen ben, “köprü” mefhumunun artık Kazakistan’ın gerçek rolünü yansıtmadığı kanaatindeyim. Köprü metaforu, iki tarafı birleştiren pasif bir işlevi ima eder. Oysa Kazakistan, bu rolün sınırlarını çoktan aşmıştır. Günümüzde ülke, yeni ulaşım, enerji ve ticaret güzergâhlarının şekillenmesine etki eden bağımsız ve proaktif bir jeopolitik merkez hüviyetindedir.
Kazakistan, Doğu ile Batı arasındaki en hayati bağlantı rotalarından biri haline gelen Orta Koridor’un kilit unsurudur. Bunun yanı sıra ülke; enerji güvenliği, stratejik hammadde tedariki ve dijital bağlantısallık hususlarında giderek daha belirleyici bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla ben Kazakistan’ı bir “köprü” olarak değil, yeni Avrasya’nın merkezi düğümlerinden (hub) biri olarak tanımlamayı tercih ederim.
– Önümüzdeki yıllarda Kazakistan ile AB arasındaki işbirliğinde hangi alanlar en yüksek potansiyeli barındırmaktadır?
Her şeyden evvel kritik öneme sahip hammaddeler ve Orta Koridor’un geliştirilmesi gelmektedir. Avrupa’nın yeşil dönüşüm sürecini idame ettirebilmesi için lityum, nadir toprak elementleri, uranyum ve diğer stratejik kaynaklara elzem düzeyde ihtiyaç duyulmaktadır. Kazakistan, bu rezervlerin önemli bir kısmını elinde bulundurmakta olup Avrupa sanayisi için kilit tedarikçilerden biri olma kapasitesine sahiptir.
Ancak asıl mühim olan husus, Astana’nın sadece hammadde ihracatı önermekle kalmayıp, yüksek katma değerli üretim tesisleri kurmayı ve ülke içinde işleme sanayisini geliştirmeyi teklif etmesidir. Bu, prensipte yepyeni bir yaklaşımdır.
İkinci yönelim ise Hazar Denizi, Kafkasya ve Orta Asya üzerinden geçen ulaşım güzergâhlarının geliştirilmesidir. Zira kaynaklar ile lojistiğin entegrasyonu, Kazakistan ile Avrupa Birliği arasındaki uzun vadeli stratejik ortaklığın temelini oluşturma potansiyeline sahiptir.
– Ursula von der Leyen, son on yıl zarfında Kazakistan ile AB arasındaki ticaret hacminin iki katından fazla arttığına dikkat çekti. Avrupalı liderlerin bu tür değerlendirmeleri ne anlama gelmektedir?
Bu veriler, Kazakistan’ın uluslararası statüsünde meydana gelen köklü değişimin kanıtıdır. Bugün Kazakistan; sadece bir hammadde tedarikçisi veya bölgesel bir aktör olarak değil, Avrasya’daki ekonomik ve jeopolitik süreçler üzerinde reel bir nüfuza sahip olan bir devlet olarak idrak edilmektedir.
Bilhassa belirtmek gerekir ki Brüksel’de Kazakistan, güvenilir ve öngörülebilir bir ortak olarak mütalaa edilmektedir. Uluslararası türbülansın böylesine yüksek olduğu bir dönemde bu, son derece kıymetli bir siyasi sermayedir. Esasen Kazakistan’ın yalnızca uluslararası gündemin bir katılımcısı değil, aynı zamanda bu gündemi şekillendiren merkezlerden biri haline geldiğini söylemek mümkündür.
– Birçok kesim, Kazakistan’ın uluslararası otoritesindeki bu yükselişi Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in faaliyetleriyle ilişkilendirmektedir. Siz onun bu süreçteki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Tokayev’in bu süreçteki rolü fevkalade büyüktür. Sahip olduğu diplomatik vizyon sayesinde; Avrupa Birliği, Çin, ABD, Rusya ve bölge ülkeleri gibi farklı güç merkezleriyle etkin bir ilişkiler sistemi inşa etmeyi başarmıştır.
Bununla eşzamanlı olarak Kazakistan’da, şeffaflığı artırmayı, hukukun üstünlüğünü pekiştirmeyi ve elverişli bir yatırım iklimi yaratmayı hedefleyen kapsamlı bir siyasi ve ekonomik reform programı icra edilmektedir. Kazakistan’ın uluslararası konumunu böylesine tahkim etmesini sağlayan husus da, işte bu iç dönüşümler ile aktif dış politikanın senkronizasyonudur.
– Tokayev’in çok vektörlü politikası, Avrupa Birliği ile ilişkilerin güçlenmesine ne ölçüde katkı sağlamaktadır?
Kanaatimce, Kazakistan’ın mevcut başarısının temel faktörlerinden biri tam da bu çok vektörlü diplomasidir.
Küresel güç merkezleri arasındaki rekabetin ivme kazandığı bir vasatta Kazakistan, tüm ana ortaklarıyla yapıcı ilişkilerini muhafaza etmeyi başarmış, bunu yaparken de kendi ulusal çıkarlarını istikrarlı bir şekilde savunabilmiştir. Avrupa Birliği açısından öngörülebilirlik, pragmatizm ve uluslararası hukuka bağlılık hususları bilhassa önem arz etmektedir ve Kazakistan tüm bu nitelikleri sergilemektedir.
Netice itibarıyla ülke, Avrupa Birliği’nin Orta Asya’daki en güvenilir ve en çok talep gören ortaklarından birine dönüşmüştür. Bugün Kazakistan, salt küresel değişimlere adapte olabilen bir devlet olarak değil, tüm Avrasya coğrafyasında şekillenmekte olan yeni güç dengesinin inşasına aktif katılım sağlayan bir aktör olarak telakki edilmektedir.
ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol DKNews’te Değerlendirdi: Kazakistan Bölgesel Bir Güç Haline Geliyor
