Tarih:

Paylaş:

Enerji Krizi’nin AB ve Balkanlar Üzerindeki Etkisi

Benzer İçerikler

This post is also available in: English Русский

2019-2020 yıllarına damgasını vuran Covid-19 salgını, tüm dünyada etkisini hissettirmiş, özellikle de Batı Balkanlar ve Avrupa’da büyük bir ekonomik krize sebebiyet vermiştir. Bununla beraber 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması, bölgeyi daha fazla kaosa sürüklemiştir. Avrupa kıtasında, 21. yüzyılda böylesine bir sıcak çatışmanın yaşanacağına dair inançları zayıf olan liderler, söz konusu durumla baş etme konusunda zorluk yaşamış ve Rusya’ya yaptırım uygulamaya karar vermiştir.

Avrupa Birliği (AB), yaptırımlar çerçevesinde Rusya’dan ithal edilen ham petrol ve petrol ürünlerine kısmi ambargo ve nakliye için sigorta yasağı getirmiştir. Avrupalılar, kendi halklarına zarar vermeden, Rus petrolünün piyasadaki ağırlığını azaltıp Moskova yönetiminin ihracat gelirlerini kısmanın zorluğunu göze alarak bu yola çıkmıştır. Ancak gelinen aşamada yaptırımlar yoluyla Rusya’nın yıldırıldığını söylemek zordur.

Sürecin başında yaptırımlardan etkilenmesi düşünülen Rusya, beklenilen sonuçlarla karşı karşıya kalmadığı gibi, kimi bölgelere doğalgaz ihracatı kesintileri yaşatarak Avrupa ve Balkan ülkelerini zor durumda bırakmıştır. Avrupa’yı alternatif enerji kaynaklarına yönelmeye iten Kremlin, kendisine başka alıcılar bulma konusunda da zorlanmamıştır. Myanmar, Çin ve Hindistan başta olmak üzere belli başlı ülkelere doğalgaz ve petrolü indirimli olarak ithal eden Rusya,[1] enerjiden elde ettiği gelirin belirli bir seviyenin altına inmesini önlemiştir.

Ülkesine Kuzey Akım-I Boru Hattı güzergahı üzerinden Rusya’dan doğalgaz taşıyabilen Almanya’nın ithal ettiği enerji oranı, %50’lerden %30’lara gerilemiştir.[2] AB’nin yaptırım hamlesine cevaben elindeki enerji kartını kullanan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yaptırım baskısını aşmak için karşı hamlede bulunmuştur. Zira Rusya’yı sıkıştırarak saldırganlığından vazgeçirmesi beklenen müeyyideler, Avrupa ve Balkanlar’ın Rusya’ya karşı enerji konusunda geliştirdikleri bağımlılığı açığa çıkarmıştır.

Rusya, saldırgan tutumuyla yalnızca enerji güvenliğini tehdit etmemiştir. Ekonomik krizin yanı sıra gıda, çevre ve göç krizinin hemen hemen aynı zamanlarda yaşandığı dönemde ülkeler, yağan tehdit yağmuruna daha fazla maruz kalmadan, adeta bir güvenlik şemsiyesi olarak gördükleri AB’nin ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) koruyuculuğunu hissetmek istemiştir.

Savaşın başından beri AB’ye üye olma talebini belirten Ukrayna’yla birlikte Moldova’ya aday ülke statüsü verilmesinin yanı sıra Gürcistan’a da Avrupa perspektifi sunulmuştur.[3] Buna ek olarak İsveç ve Finlandiya gibi, görece tarafsız ve barış yanlısı olarak bilinen devletler, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunarak[4] alışıldık dış politika anlayışlarından farklı bir yöne doğru ilerlemeye başlamıştır.

Yaşananlar bunlarla da sınırlı kalmamış, Ukrayna’dan Avrupa ülkelerine göç akımı gerçekleşmiştir. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden Avrupa’ya doğru uzanan göç koridoru da düşünüldüğünde, göç meselesinin artık bir güvenlik sorunu haline geldiği anlaşılabilir. Söz konusu ülkelerin kamuoylarında yabancı karşıtlığı ve radikal sağın hızla yükseldiği gözlenmiştir. Yaşananlar, reelpolitik uygulamaların, devletleri virüs gibi yayılan bir endişe ağına nasıl düşürdüğünü gösterir niteliktedir.[5] Batılı devletlerin yaptırım uygulama konusunda yaptığı son hamle, G7 ülkelerinin tavan fiyatı uygulamasını gündeme getirmesi olmuştur.

Bu anlamda Rusya’dan alınan petrol ve hatta doğalgazın fiyatına belirli bir sınırlama getirilmesi gündemdeyken; alınması düşünülen karara, Çin ve Hindistan’ı da dahil etme çabaları sürmektedir. Nitekim Rusya’nın elinde Çin gibi büyük ve güçlü bir pazar varken; Batı’dan gelecek herhangi bir sınırlandırma, kısa vadede beklenen etkiyi yaratmayacaktır. Ne var ki; Çin, uygulanması öngörülen kararı, barışçıl bulmadığını söyleyerek Batı’nın yanında durmayacağını belli etmiştir. Hindistan ise Rusya’dan petrolü ucuza alabildiği gerekçesiyle yaptırıma ortak olmayacağını duyurmuştur.

Rus doğalgazı için hayati bir pazar konumunda olan Çin, Moskova’yı savaş döneminde bile ayakta tutsa da altyapı eksikliklerinden dolayı bir noktadan sonra Kremlin de zor durumda kalacaktır. Hatta AB’nin aynı dayanışmayı, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımları arttırarak çevre ve iklim krizinin kötü gidişine dur demek adına birtakım uygulamalara imza atmasıyla da göstermesi beklenmektedir.

Balkanlar tarafında ise ekonomik krizin bölgeyi sarsması, bölge ülkelerinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) miktarlarında kendisini göstermiştir. Dünya Bankası’nın verilerine göre, Balkanlar’da yer alan ülkelerin GSYİH gelirleri, 2020 yılında yaklaşık olarak %3,2 oranında azalmıştır.[6] Enerji fiyatlarındaki küresel artış; Batı Balkanlar bölgesine uygulanması öngörülen enerji güvenliğini sağlamak ve çevreyi korumak gibi amaçlara hizmet eden Yeşil Gündem’in hedeflerine ilişkin yolu tıkamıştır. Bu nedenle hem Avrupalı devletlerle işbirliği önem kazanmış hem de bölge ülkeleri arasındaki koordinasyon ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Halihazırda Batı Balkanlar’ın kırılgan yapıda olan enerji güvenliği, Ukrayna Krizi’yle tamamen tehdit altına girmiştir. Bölgenin bir süredir belirli periyotlarla elektrik kesintileri yaşadığı bilinmektedir. Temel enerji kaynağı hidroelektrik olan Arnavutluk dışındaki Batı Balkan ülkelerinin çoğu, enerjilerini ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan ve özellikle de kömürden sağlamaktadır. Sırbistan, Bosna-Hersek ve Kuzey Makedonya, doğalgaz için büyük ölçüde Rusya’ya bağımlıdır. Bosna-Hersek ve Sırbistan dışındaki tüm Batı Balkan ülkeleri, Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarına katılmış olsalar da sınırlı bir düzeyde doğalgaz kullandıkları için Rus yönetimi, AB ülkelerine yaptığı gibi misilleme zihniyetiyle hareket ederek bu ülkelerin enerji kaynaklarını kesmemiştir. Böylece artan doğalgaz fiyatlarından doğrudan etkilenmemişlerse de ithal elektrik maliyetinin yüksek olması, Batı Balkanlar’ın krizden yara alarak çıkacağının göstergesidir.

Aslında Batı Balkan devletlerinin enerji güvenliğini sağlayabilmek için yönlerini AB’ye çevirerek birliğin düzenlemelerine ve politikalarına uymaları normal bir durumdur. Böylesi bir hamle, özellikle de yenilenebilir enerji kullanımına geçişi öngören Yeşil Gündem açısından mühimdir. Aynı zamanda tıpkı Avrupa gibi, alternatif enerji kaynaklarına da yönelmeleri beklenmektedir. Zira Rusya’nın Çin’e enerji ileten Sibirya’nın Gücü-I Boru Hattı’nın belirli bir kapasitesi vardır. Savaş er ya da geç bittiğinde, Rusya’nın başka boru hatları inşa etmesi uzun yıllar sürebilir. Ancak Avrupa ve Balkanlar’ın elinde, Güney Gaz Koridoru gibi daha aktif bir biçimde kullanılmayı bekleyen enerji güzergahları da vardır. Nitekim Avrupa, Norveç’ten doğalgaz ithal ederek başvurabileceği enerji kaynaklarını çeşitlendirme iradesini ortaya koymuştur.

Batı Balkanlar’da yer alan pek çok devlet, enerji ihtiyaçlarını karşılamak için esas olarak kömürle çalışan elektrik santrallerine güvenmektedir. Fakat mevzubahis santrallerin kullanımı, ülkelerin Avrupa Yeşil Anlaşması’nda belirtilen taahhütleri yerine getirme kapasitelerini tehlikeye atmaktadır. Fakat enerji krizinin getirdiği zorluklar nedeniyle bahsi geçen devletlerin en azından bir süre daha kömür kullanmaya devam etmek zorunda kalacakları açıktır. Örneğin Kuzey Makedonya ve Kosova, birkaç yıl içinde kömürle çalışan elektrik santrallerini aşamalı olarak kapatma planlarını erteleyeceklerini duyurmuştur.

Enerji krizinden kurtulmak için Batı Balkan devletlerinin birbirleriyle işbirliğini geliştirecekleri öngörülebilir. Özellikle de yenilenebilir enerji kullanımında ortak yatırım projeleri hazırlayarak ve elektrik ve doğalgaz piyasalarının entegrasyonunu sağlayarak bunu yapmaları gündemdedir. Ancak Bulgaristan gibi iç siyasetinde değişiklik yaşayan bazı ülkelerin, yüzlerini yeniden Rusya’ya çevirmeleri,[7] söz konusu işbirlikerini baltalayabilir.

Avrupa Komisyonu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı aldığı aksiyonlar çerçevesinde, AB’nin 2022 yılı sonuna kadar Rus fosil yakıtlarına olan bağımlılığını önce üçte iki oranında azaltmak ve 2030 yılından önce de bu bağımlılığı tamamen sona erdirmek adına REPowerEU adlı teklifini sunmuştur.[8] Önerilen politika, AB’nin enerji sorunlarına yaklaşımında kritik bir değişim yaşandığını göstermektedir. Elbette bunun Balkanlar’ın enerji sektörü üzerinde de önemli bir etkisi olacaktır. Söz konusu plan çerçevesinde temiz enerji kaynaklarına geçiş sürecinin hızlandırılması, sıvılaştırılmış doğalgaz terminallerine ve diğer gaz altyapısına yatırım yapılması ve böylece enerji arzını çeşitlendirme faaliyetlerinin hızlandırılması öngörülmüştür.

Projenin amaçları ve yöntemi düşünüldüğünde, Balkanlar’ın orta ve uzun vadede Avrupa’nın enerji arzı için önemli bir koridor haline geleceği öngörülebilir. Özellikle de AB ülkelerini, Hazar Denizi etrafındaki Azerbaycan ve Türkmenistan gibi enerji bakımından zengin ülkelere bağlayan ve Güney Akım gibi Türkiye üzerinden geçerek Balkanlar’a ve oradan da Avrupa’ya ulaşan çeşitli boru hatları düşünüldüğünde, bölgenin ehemmiyeti anlaşılmaktadır. AB’nin de bu durumu iyi kullanarak Balkanlar’da doğalgaz ve ham petrol için ulaşım ağları inşa etmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Halihazırda açılışı yapılan “Interconnector Yunanistan-Bulgaristan” (IGB) isimli doğalgaz boru hattı da bu perspektifin yansımasıdır.

Neticede AB’nin değişen enerji politikasına bakılarak, öncelikle bölge ülkelerinin enerji gibi hayati bir sektörde bir devlete bağımlılık geliştirmenin ne kadar riskli olduğunu anladıkları söylenebilir. Batı’nın enerji güvenliğine daha kapsamlı yaklaştığı ve sorunu iklim kriziyle birlikte ele alarak çözüm üretmeye çalıştığı ifade edilebilir. Nitekim süreç içerisinde yaşananlardan sonra bölge, iklim göçmenlerini ağırlamaya hazır değildir. AB ve Balkanlar’ın Rusya’ya karşı birlikte hareket ederek yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandırmak adına attıkları adımların, enerji mevzuatını yenileme girişimlerinin ve inşa edilecek bağlantıların hızlandırılması yönündeki hamlelerinin son derece normal olduğu söylenebilir. Zira bu gelişmeler, enerji krizini aşmaya dönük çabanın dışavurumudur.


[1] “India and China Undercut Russia’s Oil Sanctions Pain,”, Financial Times, https://www.ft.com/content/b38d3ab5-ea57-400e-87e9-f48eaf3e0510, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[2] “Germany Takes New Steps to Tackle the Energy Crisis”, World Economic Forum, https://www.weforum.org/agenda/2022/08/energy-crisis-germany-europe, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[3] The German Marshall Fund’s Brussels Forum, https://brusselsforum.org/session/a-conversation-the-war-in-ukraine-and-the-future-of-the-international-system/, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[4] “Chair of NATO Military Committee Visits Sweden”, North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/cps/en/natohq/news_207022.htm, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[5] “G7 Countries Agree Plan to Impose Price Cap on Russian Oil”, The Guardian, https://www.theguardian.com/business/2022/sep/02/g7-poised-to-agree-plan-to-impose-price-cap-on-russian-oil, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[6] The World Bank, https://www.worldbank.org/en/home, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[7] “Bulgaria Says Talks to Resume Russian Gas Supplies are ‘Inevitable’”, Reuters, https://www.reuters.com/markets/europe/bulgaria-says-talks-needed-resume-russian-gas-supplies-2022-08-22/, (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

[8] “REPowerEU: Affordable, Secure and Sustainable Energy for Europe”, European Comission, https://ec.europa.eu/info/strategy/priorities-2019-2024/european-green-deal/repowereu-affordable-secure-and-sustainable-energy-europe_en (Erişim Tarihi: 15.09.2022).

Buse ÇAKIR
Buse ÇAKIR, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans eğitimine devam etmektedir. Göç, enerji güvenliği ve çevresel güvenlik gibi konulara dair araştırmalar yapan Çakır, iyi derecede İngilizce ve temel düzeyde Almanca bilmektedir.