Röportaj

Dış Politika Analisti Natalia Hidalgo Martínez: “Stratejik Önemin Artması, Stratejik Bağımsızlık Anlamına Gelmez

Hareket alanı daraldığında, LAC ülkelerinin Washington’a daha fazla yönelmeleri muhtemeldir.
LAC ülkeleri, ABD’yi rahatsız etmenin siyasi maliyeti ile Çin’le yakın ilişkiler sürdürmenin ekonomik avantajları arasında denge kurmaya çalışmaktadırlar.
Stratejik önemlerinin artması, LAC ülkelerinin stratejik bağımsızlıklarının da mutlaka arttığı anlamına gelmez.

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Çin rekabetinin Latin Amerika ve Karayipler ülkelerinin dış politika tercihleri üzerindeki etkilerini, bölge ülkelerinin denge kurma çabalarını ve Çin yatırımlarının stratejik özerklik açısından doğurduğu fırsat ve riskleri değerlendirmek üzere Dış Politika Analisti Natalia Hidalgo Martínez’ten almış olduğu görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.

1. Artan ABD-Çin rekabeti, Latin Amerika ülkelerinin dış politika tercihlerini nasıl yeniden şekillendiriyor?

İkinci Trump yönetimi, Latin Amerika ve Karayipler (LAC) ülkelerinin dış politika tercihlerini belirgin biçimde değiştirmiştir. Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte Washington, Batı Yarımküre’de daha iddialı bir tutum benimsemiş, Monroe Doktrini’ni çağrıştıran bir anlayışla bölgedeki ABD etkisini yeniden güçlendirmeye yönelmiştir. Trump yönetimi ayrıca, Çin’in bölgedeki varlığı gibi doğrudan ticaretle bağlantılı olmayan meselelerde bile bölge ülkelerinden mümkün olan en fazla tavizi alabilmek amacıyla ekonomik araçları alışılmışın dışında ve son derece sert biçimde kullanmıştır.

Buna karşılık olarak LAC ülkelerinin, Washington ve Pekin ile ilişkilerinde daha temkinli bir yaklaşım benimsemeleri gerektiğinin farkına vardıklarını düşünüyorum. Bu ülkeler, ABD’yi rahatsız etmenin siyasi maliyeti ile Çin’le yakın ilişkiler sürdürmenin ekonomik avantajları arasında denge kurmaya çalışmaktadır. Çoğu ülkenin açıkça taraflardan birini seçmek yerine mümkün olduğu ölçüde pragmatik bir hedging stratejisi izlemeyi sürdürmesi muhtemeldir. Bu strateji, ABD’yle güvenlik ve siyasi ilişkileri korurken, Çin’le ekonomik ortaklıklarını sürdürmelerini mümkün kılmaktadır.

Bu durum, Donald Trump ve Şi Cinping’in dünyaya birbirinden oldukça farklı liderlik anlayışları sunduğu bir dönemde özellikle önem taşımaktadır. Trump öngörülemez ve baskıcı bir yaklaşım sergilerken, Şi Cinping kendisini egemenliğe saygı duyan güvenilir bir alternatif olarak sunmaktadır. Örneğin Kolombiya, Kuşak ve Yol Girişimi’ne ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası’na katılmıştır. Brezilya ise, Washington’un Jair Bolsonaro’ya verdiği destek ve gümrük tarifesi tehditleri sebebiyle Çin’e daha çok yönelmiştir ve hatta Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılma ihtimalini gündeme getirmiştir.

Ekonomileri ABD pazarına erişime büyük ölçüde bağımlı olan ülkeler ya da bazı yakın zamanda seçilmiş ve Trump’la yakın ilişkilere sahip liderlerin yönettiği devletler, diplomatik gerilimleri önlemek için Washington’un taleplerine fazla uyum sağlamaya eğilimli olmaktadırlar. Ancak perde arkasında Çin’den uzaklaşmaya hâlâ isteksizlerdir. Arjantin bu dinamiğin iyi bir örneğidir. Devlet Başkanı Javier Milei, iktidara gelmeden önce Çin’e karşı eleştirel bir tutum sergilemiş olsa da, ABD Başkanı’yla yakınlığına rağmen Arjantin’in ekonomik koşulları onu Çin’le yatırım ve ticaret ilişkilerini geliştirmeye yöneltmektedir.

Bazı devletler, ABD’nin kendi yakın çevresinde Çin’in etkisini azaltma hedefini, iki büyük güç arasındaki nüfuz rekabetinden yararlanarak pazarlık güçlerini artırabilecekleri bir fırsat olarak görebilir. Bununla birlikte, özellikle ABD’ye coğrafi ve siyasi açıdan daha yakın olan LAC ülkelerinde hedging için hareket alanı giderek daralmaktadır. Panama, Şubat 2025 tarihinde Kuşak ve Yol Girişimi’nden çekilmiştir. Washington’ın baskısının devam etmesi, bazı ülkelerin Tayvan’ın egemenliğini tanımasına da yol açabilir.

Özellikle Meksika, konumu nedeniyle ABD’nin ekonomik çıkarları ve ulusal güvenlik kaygılarıyla doğrudan iç içe olduğundan, denge arayışında birtakım zorluklarla karşılaşmaktadır. Çinli şirketlerin ABD pazarına girmek ve ABD’nin gümrük vergilerinden kaçınmak için Meksika’yı bir arka kapı olarak kullandığı yönündeki endişeler, USMCA’nın yeniden müzakere sürecinde önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu endişeler, Meksika’yı Çin yatırımlarına yönelik denetimlerini sıkılaştırmasına ve Çin menşeli otomobiller ile otomobil parçalarına uygulanan gümrük vergilerini artırmasına yöneltmiştir.

2. Sizce Latin Amerika ülkeleri, büyük güç rekabetine dâhil olmadan Washington ve Pekin ile ilişkilerinde denge kurabilir mi?

Bence bu denge politikasını sürdürmek giderek zorlaşıyor. Daha önce de belirtildiği üzere ülkeler, büyük güç rekabeti karşısında taraflarını açıkça belli etmemeye çalışmaktadır. Ancak Meksika örneğinde olduğu gibi hareket alanı daraldığında, büyük olasılıkla Washington’a daha fazla yakınlaşmaktadırlar.

Dikkate alınması gereken bir diğer önemli husus, Çin Halk Cumhuriyeti’nin altyapı projelerinin hem ticari hem de güvenlik amaçlarına hizmet eden çift kullanımlı bir niteliğe sahip olmasıdır. Çin’in 2017 tarihli Ulusal İstihbarat Yasası’na göre, liman işletmecileri de dâhil olmak üzere tüm şirketler, Çin güvenlik ve istihbarat birimleriyle işbirliği yapmakla yükümlüdür. ABD ile Çin arasındaki gerilimin tırmanması veya Tayvan Boğazı’nda bir çatışma yaşanması hâlinde Pekin, bu varlıkları ABD’nin ticari ya da deniz kuvvetlerine erişimini kısıtlamak veya geciktirmek için kullanabilir. Bu durum, bazı yatırım tercihlerinin LAC ülkelerini büyük güç rekabetinin içine nasıl çekebileceğini göstermektedir.

3. Sizce Çin’in altyapı ve finansman girişimleri ülkelere daha fazla stratejik özerklik mi sağlıyor, yoksa yeni bağımlılık biçimleri mi yaratıyor?

Öncelikle stratejik özerklik, bir bağımlılık ilişkisinden başka bir bağımlılık ilişkisine geçmek olarak anlaşılmamalıdır. Bana göre, alıcı ülkenin kendi üretim kapasitesini geliştirmesine, yerel sanayisini güçlendirmesine ve kendi kendine sürdürülebilir büyümeyi kendi kaynaklarıyla sağlamasına imkân tanımayan her türlü finansman modeli, finansmanı sağlayan taraf ister Çin ister başka bir dış güç olsun, sonuçta yeni bir bağımlılık biçimi yaratma riski taşır.

Bununla birlikte, Çin’in Latin Amerika ve Karayipler’deki yatırımlarının bazı alanlarda ekonomik büyümeyi hızlandırdığı ve bölge ülkelerinin stratejik seçeneklerini genişlettiği ortadadır. Pekin, ABD de dahil olmak üzere diğer devletlerin uzun yıllar boyunca öncelik vermediği bu bölgeye istikrarlı biçimde ilgi göstermiştir. Bazı hükümetlerin ve kurumların bölgeyle yeterince etkili ilişkiler kuramadığı noktalarda Çin, erişimi kolay ve cazip finansman ve yatırım olanakları sunmuş; diğer aktörler ise benzer imkânlar sunmakta zorlanmıştır. Bunun sayesinde bazı LAC ülkeleri, aksi hâlde mümkün olmayacak projeleri hayata geçirme imkânı bulmuştur.

Ancak bu sözleşmeler, kimi zaman hayata geçirilmesi uzun süren Çin yatırımlarına bağımlılığı artırabilir. Ayrıca Çin kredilerinin geri ödenmesi gerektiği de unutulmamalıdır. Beklenen ekonomik getiriyi sağlamayan projeler, uzun vadede ciddi mali yükümlülüklere ve ağır borç yüklerine yol açabilir. Çin yatırımları, LAC ülkelerinin stratejik altyapılarını geliştirmelerine katkı sağlamış olsa da stratejik önemlerinin artması mutlaka stratejik bağımsızlıklarının da artması anlamına gelmez.

Natalia Hidalgo Martínez
Natalia Hidalgo Martínez, bağımsız araştırmacı ve dış politika analistidir. Çalışmaları, ABD ile Avrupa arasındaki transatlantik ilişkiler, Avrupa güvenliği ve Latin Amerika meseleleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Daha önce Avrupa Politika Analiz Merkezi’nde (CEPA), Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Amerika Programı’nda ve InSight Crime’da staj yapmıştır. Meksika’daki suç dinamikleri, sentetik uyuşturucu pazarındaki değişen eğilimler, ABD-Meksika-Kanada Anlaşması’nın (USMCA) yeniden müzakere süreci ve bölgedeki büyük güç rekabeti gibi konular üzerinde çalışmıştır. Hâlihazırda CEPA bünyesinde çalışmalar yürütmekte; ayrıca Fair Observer ve Geopolitical Monitor gibi platformlarda yazıları yayımlanmaktadır. Hidalgo Martínez, Queens University of Charlotte’dan Siyaset Bilimi alanında lisans derecesine sahiptir.
Banu YAKUBOVA
Banu YAKUBOVA
Banu Yakubova, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencisidir. Aynı üniversitede Sosyal Adalet ve Politika alanında yan dal eğitimine devam etmektedir. Lisans eğitimi kapsamında Erasmus+ Değişim Programı ile Fransa’da Sciences Po Lille’de bir dönem eğitim almıştır. Başlıca ilgi alanları; Orta Asya, dış politika analizi, güvenlik çalışmaları, uluslararası hukuk ve insan haklarıdır. Banu, ileri düzeyde İngilizce, Türkçe, Rusça ve Türkmence bilmekte olup Fransızca öğrenimine devam etmektedir.

Röportaj

MP-IDSA, Araştırma Analisti Simran Walia: “Stratejik Özerklik, Hindistan’ın Rekabet Eden Jeopolitik Çıkarları Dengelemesine Olanak Tanır.”

Ankara Kriz ve Siyasi Çalışmalar Merkezi (ANKASAM), Hindistan’ın dış politikasındaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere...

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Nicholas Ross Smith: “ABD-Çin Rekabeti, Hint-Pasifik Devletlerinin Hareket Alanını Daraltmaktadır”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasındaki stratejik rekabetin artmasıyla kendilerini iki büyük güç...

Orta Asya Analisti Christopher Wizda: “Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demir Yolu, Bişkek’in Moskova’ya Bağımlılığını Sona Erdirebilir.”

Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Rusya’daki petrol rafinelerine yönelik saldırılar, ülkenin akaryakıt üretiminde ve tedarikinde ciddi...

İslamabad Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (CISS) Araştırmacısı Murad Ali: “Hindistan’ın Hiçbir Stratejik Özerkliği Yoktur”

Hindistan dış politikasında Rusya ve Batı arasında bir denge oyunu sergilenmektedir. Özellikle Amerika Birleşik...