Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın hem bölgesel hem de küresel jeopolitik üzerinde önemli etkileri olması beklenmektedir. Bu tarihi anlaşmanın önemini ve bölgesel etkilerini değerlendirmek amacıyla Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), İslamabad’da bulunan Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk için Pakistan Araştırma Merkezi (PRCCSF) Genel Direktörü Khalid Taimur Akram ile yapmış olduğu röportajı dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın önemi ve muhtemel jeopolitik sonuçlarından bahseder misiniz?
7 Ağustos 2026 tarihinde Suudi Arabistan Krallığı’nın Mekke şehrinde, üç Müslüman ülke Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, tarihe geçecek Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na imza atmışlardır. Anlaşma, tüm imzacıların dost olması nedeniyle büyük bir öneme sahiptir. Pakistan-Türkiye dostluğu, Hilafet Hareketi’ne kadar uzanırken; Suudi Arabistan ise Mekke ve Medine gibi iki kutsal şehre ev sahipliği yapması nedeniyle Pakistan halkı açısından çok kutsal bir yerdir. Bu ilişkiler son derece yakın, stratejik ve tarihidir. Mekke Anlaşması, farklı özellikte, ancak tamamlayıcı güçlere sahip üç Müslüman devleti bir araya getirmesi bakımından önemlidir.
Suudi Arabistan, küresel bir enerji üreticisi ve Körfez’de bir finans gücüdür, ayrıca İslam’ın en kutsal iki şehrine ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Asya arasında coğrafi bir köprü görevi gören Avrasya bölgesindeki benzersiz konumuyla tanınmaktadır. Şüphesiz ki Türkiye, büyük bir bölgesel askeri güç ve NATO üyesidir, Pakistan ise güçlü askeri kapasitesi ve Güney Asya’daki stratejik konumuyla bilinen dünyadaki tek nükleer silahlı Müslüman çoğunluklu ülkesidir.
Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini belirtmektedir. Aynı zamanda savunma işbirliğini ve kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi de amaçlamaktadır. Taraflar, söz konusu düzenlemenin savunma amaçlı olduğunu ve belirli bir ülkeye karşı olmadığını vurgulamışlardır.
Anlaşmanın önemi şurada yatmaktadır: Bu anlaşma, daha büyük bölgesel sorumluluk ve güvenliğe doğru bir adım olarak değerlendirilebilir. Bunun nedeni Orta Doğu ve Körfez bölgesinin istikrarsız bir bölge olması ve uzun zamandır bu bölgenin güvenliği sağlamak için dış güçlere büyük ölçüde bağımlı olmasıdır. Bu anlaşma, önemli bölgesel devletlerin kendi ortak güvenlik mekanizmalarını geliştirmeye hazır olduklarını göstermektedir. Bu, Suudi Arabistan, Türkiye veya Pakistan’ın dünyanın büyük güçlerinden herhangi birini terk ettiği anlamına gelmez. Aslında Türk ve Suudi yetkililer, anlaşmanın mevcut ittifaklarını ve ilişkilerini değiştirmediğini açıkça söylediler. Bu nedenle Mekke Anlaşması’nı stratejik bir çeşitlendirme olarak düşünmeliyiz.
Ayrıca anlaşmanın üç ülkenin de ortak askeri tatbikatlar, terörle mücadele, deniz güvenliği, kritik altyapının korunması, savunma teknolojisi, istihbarat ve diğer kritik alanlarda işbirliği yapmalarını teşvik etmesi çok muhtemeldir.
Mekke Anlaşması’nın büyük jeopolitik etkileri vardır. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, her biri büyük bir etkiye sahiptir. Bir araya geldiklerinde, etki potansiyel olarak daha büyüktür. Çünkü üç büyük bölgeyi, yani Orta Doğu veya Körfez bölgesi, Doğu Akdeniz ve Güney Asya’yı birbirine bağlamaktadırlar. Bu bağlamda bu anlaşmanın ortak savunma mekanizmasının ötesine geçtiğini, aynı zamanda daha geniş siyasi ve ekonomik işbirliğinin temellerini attığını söyleyebiliriz.
2. Bu anlaşmanın enerji-ulaştırma koridorları açısından etkileri neler olacaktır? Bu anlamda Avrupa’dan Asya’ya uzanan jeopolitiği nasıl etkileyecektir?
Mekke Anlaşması, herhangi bir enerji veya ulaşım koridoru oluşturmamakta, ancak bölgesel güvenlik ve savunma mekanizmasını güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu güvenlik işbirliği nihayetinde daha büyük ekonomik işbirliğine yol açacaktır. Bunu şu şekilde anlamalıyız: artan güvenlik, riskleri azaltacak ve yatırımcıların güvenini kazanacaktır. Yatırımcılar, bu bölgelerde altyapı inşaatına yatırım yapacaklar ki bu da ticaret ve enerji bağlantısını güçlendirecektir.
Daha önce belirttiğimiz gibi, Suudi Arabistan’ın iki büyük potansiyeli vardır: enerji kaynakları ve büyük mali kaynaklar. Türkiye’nin stratejik konumu, onu doğal bir transit ve lojistik merkezi haline getirirken; Pakistan’ın coğrafi konumu Körfez ve Orta Doğu’yu Güney Asya, Orta Asya, Arap Denizi ve Çin ile bağlamaktadır. Coğrafyanın yanı sıra Pakistan’ın Gvadar Limanı ve CPEC de çok önemlidir. Bu, Pakistan’ın Körfez yatırımları, Çin altyapısı, Türk ticaret ağları ve Güney Asya pazarları arasında önemli bir buluşma noktası haline gelebileceği anlamına gelmektedir. Basitçe söylemek gerekirse Mekke Anlaşması, rotalar veya koridorlar kurmamakta, ancak daha büyük güvenlik işbirliği, bu bölgelerdeki gelecekteki yatırımları daha cazip hale getirebilir.
Ayrıca anlaşma, Körfez-Türkiye-Güney Asya stratejik hattını güçlendirme potansiyeline sahiptir. Bu ortaklığa yeni bir tek blok demek için henüz çok erkendir. Çünkü üç ülkenin de farklı çıkarları vardır ve birçok başka güçlerle ilişkilerini sürdürmektedirler. Ama coğrafya bu işbirliğini daha ilginç hale getirmektedir. Avrupa, daha güvenli enerji ve ulaşım yollarından faydalanabilirken; Orta Doğu, güvenlik konusunda daha büyük bölgesel sorumluluklar üstlenebilir. Aynı zamanda Pakistan, Körfez, Orta Asya, Çin ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü olarak rolünü güçlendirerek ekonomik ve jeopolitik önemini artırabilir.
3. Sizce büyük güç rekabeti açısından bu anlaşma nasıl sonuçlar doğuracaktır? ABD, Rusya, Çin ve Avrupa açısından konuyu değerlendirebilir misiniz?
Mekke Anlaşması, bölgesel ülkelerin rolünü güçlendirebileceği için büyük güç rekabeti üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, dünyanın büyük güçlerinden herhangi birine karşı bir blok oluşturmamaktadır; bunun yerine Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya ve Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken stratejik olarak daha bağımsız hale gelmeye çalışmaktadırlar. Bu, çok daha fazla kutuplu bir bölgesel düzene katkıda bulunabilir. Bana göre Mekke Anlaşması, Amerika Birleşik Devletleri için bir fırsat veya olumlu bir gelişmedir. Daha güçlü bölgesel işbirliğinin Washington üzerindeki yükü azaltabileceğine ve ABD’nin diğer bazı savunmasız bölgelerde güvenliği sağlamaya odaklanabileceğine inanıyorum. Bu nedenle Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan ile olan ilişkilerini sürdürmesi ve güçlendirmesi muhtemeldir.
Çin ve Rusya durumunda da anlaşma fırsatlar sunmaktadır. Çin’in Pakistan’la yakın bağları ve bölgenin ekonomik çıkarları, Körfez ve Pakistan ile daha güçlü bağlantıların ve daha geniş Avrasya bölgesinin faydalarına işaret etmektedir. Rusya, değişen bölgesel dengeye uyum sağlamak zorunda kalacak, ancak artan güvenlik ve bölgesel istikrar Rusya için faydalı olabilir ve gelecekte yeni fırsatlar yaratabilir. Avrupa için, daha istikrarlı ve bağlantılı bir bölge, daha güvenli enerji arzları, ticaret yolları ve ulaşım ağları aracılığıyla faydalar sağlayabilir. Basitçe söylemek gerekirse, anlaşma Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın stratejik önemini artırabilir ve onlara farklı büyük güçlerle çalışma konusunda daha fazla özgürlük verebilir. Olumlu etkisi, üç ülkenin çatışma yerine barış, istikrar, ekonomik işbirliği ve bölgesel güvenliğe odaklanıp odaklanmamalarına bağlı olacaktır.

