Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM), Orta Asya’nın kritik mineraller alanındaki artan stratejik önemini, bölgenin yatırım potansiyelini, C5+1 Kritik Mineraller Diyaloğu’nun etkilerini ve Kazakistan’ın vanadyum sektöründeki öncü konumunu değerlendirmek üzere “The Times of Central Asia” Kıdemli Muhabiri Javier M. Piedra’dan almış olduğu görüşleri dikkatlerinize sunmaktadır.
1. Sizce Orta Asya ülkeleri, kritik mineraller alanında ne ölçüde önemli bir güç merkezi hâline gelmektedir ve bölgenin tam potansiyele ulaşmasını hangi faktörler belirleyecektir?
Orta Asya’nın kritik mineraller bakımından stratejik önemi giderek artmaktadır; ancak bölge henüz gerçek anlamda bir güç merkezi hâline gelmiş değildir. Güçlü bir jeolojik potansiyele sahip olan beş ülkenin bu alandaki çıkarları büyük ölçüde örtüşüyor ve kritik minerallere yönelik küresel talep giderek artmaktadır. Ancak bölge ülkelerinin çoğu işlenmiş ürünler yerine hâlâ ham cevher ihraç ediyor. Günümüzde asıl rekabet, madenlere sahip olmaktan çok işleme kapasitesi, lojistik altyapı ve finansman üzerinde yoğunlaşıyor. Bu dönüşüm gerçekleşmediği sürece Orta Asya, küresel ölçekte belirleyici bir güç olmaktan ziyade yüksek potansiyel taşıyan bir bölge olarak kalacaktır.
Ciddi bir küresel ekonomik kriz, büyük çaplı jeopolitik istikrarsızlık ya da dış müdahale yaşanmadığı sürece bölgeye yönelik yatırımların devam edeceğini düşünüyorum. Ancak Orta Asya’nın gerçek anlamda bir güç merkezine dönüşmesi zaman alacaktır.
2. Astana’da düzenlenen C5+1 Kritik Mineraller Diyaloğu, yatırımlar ve bölgesel değer zincirleri açısından ne ölçüde bir dönüm noktası olmuştur?
Bu toplantı yalnızca sembolik bir buluşma değildi; ancak şimdiden bir dönüm noktası olarak nitelendirmek için henüz erken. Orta Asya, oldukça köklü bir madencilik geçmişine sahiptir. Astana’daki toplantı, bölgenin küresel ölçekteki stratejik önemini daha da artırdı. Ancak yatırımcılar, projeleri sunumlar ve ortak bildiriler üzerinden değil; ülke riski, altyapı, hukuki öngörülebilirlik ve ticari getiri gibi temel unsurlara göre değerlendiriyor.
Yatırım ortamındaki iyileşme ve C5+1 Kritik Mineraller Diyaloğu’nun katkısıyla bölgenin çevresindeki jeopolitik krizler Orta Asya’ya sıçramadığı sürece yatırımların daha da artmasını bekleyebiliriz. Karadeniz’de ya da başka bölgelerde altyapıya ve diğer kritik tesislere yönelik yeni bir saldırı dalgası yaşanmamasını umuyorum. Çünkü bu tür olumsuz gelişmeler, sermaye akışlarını ve kalkınma projelerini doğrudan etkilemektedir.
Yatırımcıların Orta Asya’ya yönelik ilgisi hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için yakın zamanda kaleme aldığım “Washington ve Taşkent, Uluslararası Yatırım Forumu’nda Ekonomik İşbirliğini Güçlendiriyor” başlıklı yazıya da göz atabilirsiniz.
3. Orta Asya ülkeleri, kritik minerallere yönelik yatırımcı ilgisinin uzun vadeli ve sürdürülebilir yatırımlara dönüşmesini sağlamak için hangi adımları atmalıdır?
Ülkeler arasında farklılıklar olsa da Orta Asya genelinde yatırım ortamı son beş yıla kıyasla belirgin biçimde iyileşmiştir. Daha cazip vergi ve mali teşvikler, daha güçlü makroekonomik yönetim, sürdürülebilir borç düzeyi ve yabancı yatırımcılara karşı daha açık bir tutum, bu iyileşmenin başlıca göstergeleridir. Kazakistan ve Özbekistan’ın yanı sıra son dönemde Kırgızistan da yalnızca maden potansiyelini öne çıkarmakla kalmayıp lojistik altyapı, sanayi bölgeleri ve madenlerin işlenmesine yönelik sektörleri geliştirmek için somut adımlar atmaktadır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) de sorumlu madencilik ve çevresel yönetişim alanlarında kaydedilen ilerlemeye dikkat çekmektedir.
Günümüzde asıl sorun, planların ve alınan kararların uygulamaya geçirilmesidir. Maden projelerine verilen onayların yavaş ilerlemesi — ki bu dünya genelinde de yaygın bir durumdur — jeolojik verilerin yetersizliği, maden yataklarının bulunduğu bölgelerdeki altyapı eksiklikleri ve yerel destek mekanizmalarının zayıflığı başlıca sorunlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle hükümetler, yeni planlar ve politika belgeleri hazırlamak yerine yatırım çekebilecek somut projelere öncelik vermelidir. Kesintisiz ve yeterli enerji arzı, güçlü ulaşım altyapısı ve şeffaf düzenlemeler bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Sermaye, riskin yönetilebilir olduğu ve güvenilir yerel ortakların bulunduğu ülkelere yönelir. Bu koşullar sağlanmadığında ise tek başına ilerlemeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir.
4. Kazakistan’ın vanadyum alanında bölgesel bir lider olarak öne çıkmasının nedenleri nelerdir ve ülke bu konuma ulaşırken hangi avantajlardan yararlanmıştır?
Kazakistan vanadyumun hem sanayi açısından önemli bir ham madde hem de stratejik bir kaynak hâline geldiğini erken fark etti. Ülkedeki vanadyum yataklarına ilişkin çalışmaların geçmişi Sovyet dönemine kadar uzanıyor. Ancak Kazakistan’ı öne çıkaran unsur yalnızca bu rezervlere sahip olması değildir. Astana yönetimi, yatırımcı dostu politikaları, sahadaki deneyimi ve Ferro-Alloy Resources‘ın Balasausqandiq yatağı gibi projelerin ilerlemesini destekledi. Bu sayede Kazakistan, Çin ve Rusya’ya alternatif olabilecek az sayıdaki güvenilir ülkeden biri olarak öne çıkmıştır.
Vanadyum hakkında daha ayrıntılı bilgi için yakın zamanda yayımladığım “Vanadyum Kritik Minerallerin Geleceği Olabilir mi? Kazakistan Buna İnanıyor” başlıklı yazımı okumanızı tavsiye ederim.
Orta Asya, henüz yeterince araştırılmamış geniş maden kaynaklarına sahiptir. Yatırım koşullarının giderek iyileşmesi de bölgenin daha yakından incelenmesi için önemli bir nedendir.

