Analiz

ABD-Çin Yapay Zekâ Rekabetinde Bilgi Damıtma Krizi

Yapay zeka, ABD-Çin hegemonya mücadelesinin ve ulusal güvenliğin temel belirleyicisi haline gelmiştir.
Çin’in donanım ambargolarını aşmak için kullandığı “bilgi damıtma” tekniği, asimetrik bir siber krize dönüşmüştür.
Tırmanan teknoloji milliyetçiliği, küresel yapay zeka ekosisteminin bölünmesine ve kutuplaşmasına yol açmaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Yapay zeka (YZ) teknolojilerinin eksponansiyel gelişimi, 21. yüzyıl uluslararası sisteminin güç dağılımını, devletlerin jeostratejik hesaplamalarını ve küresel ekonomi politiğin temel parametrelerini kökünden sarsan yapısal bir dönüşüm evresini tetiklemiştir. Bilgi işlem kapasitesindeki muazzam artışlar, veri işleme algoritmalarındaki sıçramalar ve makine öğrenimi modellerinin otonom karar alma yetilerindeki derinleşme, YZ’yi ticari bir inovasyon alanı olmaktan çıkararak ulusal güvenliğin ve askeri-stratejik caydırıcılığın asli unsuru konumuna yükseltmiştir. Bu bağlamda küresel sistemin iki önemli aktörü olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasında süregelen hegemonya mücadelesi, YZ teknolojilerinin araştırılması, geliştirilmesi, kontrolü ve tedarik zincirlerinin yönetimi üzerinden tanımlanan yeni ve amansız bir rekabet düzlemine taşınmıştır. İki devlet arasındaki bu çatışma dinamikleri, klasik realist paradigmanın öngördüğü güvenlik ikileminin, siber uzay ve ileri teknoloji alanına yansımış en güncel ve somut tezahürüdür.[i]

ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasından günümüze uzanan süreçte, teknolojik inovasyonun merkez üssü olma vasfını, kurumsal altyapısı, devasa araştırma bütçeleri ve Silikon Vadisi gibi kümelenme modelleri aracılığıyla sürdürmüştür. Hegemonik İstikrar Teorisi bağlamında ABD, teknolojik üstünlüğünü hem ekonomik refahının hem de askeri caydırıcılığının teminatı olarak kurgulamıştır. Karşı tarafta ise Çin, “Made in China 2025” ve bilhassa 2017 yılında ilan edilen “Yeni Nesil Yapay Zeka Geliştirme Planı” gibi devlet kapitalizmi temelli devasa jeoekonomik vizyonlarla, 2030 yılına kadar küresel YZ inovasyon merkezine dönüşme hedefini devlet politikası haline getirmiştir. Çin’in bu agresif yükselişi, Washington’daki politika yapıcılar tarafından ABD’nin teknolojik hegemonyasına ve dolayısıyla ulusal bekasına yöneltilmiş varoluşsal bir tehdit olarak algılanmıştır.[ii]

Bu tehdit algısı, özellikle Trump yönetimiyle başlayıp Biden yönetimiyle kurumsallaşan “teknolojik ayrışma” politikalarına zemin hazırlamıştır. ABD’nin bu stratejisinin merkezinde, “küçük bahçe, yüksek çit” doktrini yer almaktadır. Bu doktrin, Çin’in kritik teknolojilere, bilhassa YZ modellerinin eğitiminde hayati öneme sahip olan ileri düzey yarı iletkenlere/çipler ve çip üretim ekipmanlarına erişimini engellemeyi amaçlayan bir dizi ihracat kontrolü ve yaptırımı içermektedir. Çip tedarik zincirlerinin silahlaştırılması, ABD’nin Çin’in YZ gelişim hızını yavaşlatmak, teknolojik sıçramasını engellemek ve donanım darboğazı yaratarak rakibini asimetrik bir dezavantaja sürüklemek için kullandığı en temel jeoekonomik araç olmuştur.

Donanım ambargoları karşısında Çin, devasa iç pazarının, devlet destekli Ar-Ge fonlarının ve yüksek veri toplama kapasitesinin avantajlarını kullanarak yerli inovasyon ekosistemini izole bir biçimde büyütmeye zorlanmıştır. Ancak, öncü YZ modellerinin eğitilmesi, muazzam düzeyde bilgi işlem gücü ve dolayısıyla yüz binlerce gelişmiş GPU (grafik işlemci birimi) gerektirdiği için Çin’in bu donanım açığını kısa vadede tamamen yerli üretimle kapatması mümkün olmamıştır. Bu yapısal kısıtlılık, Çinli teknoloji devlerini ve yapay zeka araştırma laboratuvarlarını alternatif, asimetrik ve donanım maliyetini minimize eden yazılım tabanlı stratejilere yöneltmiştir. Bu hususta, “bilgi damıtma” adı verilen teknik, sıradan bir makine öğrenimi yöntemi olmaktan çıkarak jeopolitik bir krizin merkezine yerleşmiştir.

Bilgi damıtma, yapay zeka mühendisliğinde, milyarlarca parametreye sahip, büyük veri setleriyle eğitilmiş ve çalıştırılması son derece maliyetli olan bir öğretmen modelin (örneğin ChatGPT-4 veya Claude 3) algoritmik yeteneklerinin, mantıksal çıkarım süreçlerinin ve bilgi birikiminin, çok daha küçük, daha az maliyetli ve hızlı çalışabilen bir öğrenci modele aktarılması sürecini ifade etmektedir. Teknik düzeyde bu işlem, öğrenci modelin öğretmen modelin çıktılarını taklit edecek şekilde eğitilmesi prensibine dayanır. Bu yöntem, YZ camiasında modellerin verimliliğini artırmak amacıyla akademik ve ticari çevrelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Lakin krizin temelini oluşturan unsur, yöntemin kendisi değil, uygulanış biçimi, ölçeği ve arkasındaki stratejik niyet olmuştur.[iii]

Krizin fiili başlangıcı, 8 Eylül 2026 tarihinde ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), Ulusal Güvenlik Akademisi (NSA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yayınlanan ortak siber güvenlik raporuyla (AA26-251A) deklare edilmiştir. Bu rapor, Çin merkezli YZ şirketlerinin, ABD’li YZ devlerinin öncü modellerine karşı “endüstriyel ölçekte distilasyon” kampanyaları yürüttüğünü iddia ederek, meseleyi doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi kategorisine sokmuştur. ABD istihbarat kurumlarının değerlendirmesine göre, Çin hükümetinin himayesinde hareket eden bu şirketler, distilasyon tekniğini bir destek mekanizması olarak ve tüm YZ gelişim stratejilerinin omurgası olarak kurgulamıştır. Bu durum, ABD’nin fikri mülkiyetinin sistematik ve endüstriyel boyutta sömürülmesi olarak tanımlanmıştır.[iv]

ABD raporunda adı geçen DeepSeek, Moonshot AI, Alibaba, MiniMax, StepFun ve Z.AI gibi şirketler, iddialara göre milyarlarca token boyutunda veriyi, milyonlarca sahte API talebi üzerinden ABD’li şirketlerin sistemlerinden çekmişlerdir. Çinli aktörlerin bu eylemleri gerçekleştirirken ABD firmalarının koyduğu coğrafi kısıtlamaları ve hizmet şartlarını aşmak amacıyla transfer istasyonları adı verilen gri pazar API proxy ağları kurdukları, tespit edilmekten kaçınmak için kimlik gizleme yöntemlerine başvurdukları belirtilmektedir. DeepSeek’in, kendi R1 ve V3 modellerini eğitmek için GPT-4 ve Claude gibi modellerin muhakeme yeteneklerini kopyaladığı, bu sayede model eğitim maliyetlerini yapay bir şekilde birkaç milyon dolar seviyesine indirdiği vurgulanmıştır. Bu strateji uzmanlarca, Çin’in donanım ambargolarını yazılım kopyalama yoluyla durdurma girişimi olarak okunmaktadır.

Alibaba’nın Qwen modellerinden MiniMax ve StepFun’ın çeşitli kodlama ve analitik modellerine kadar uzanan bu süreç, ABD perspektifinden bakıldığında teknolojik üstünlüğün ve uzun yıllar süren Ar-Ge yatırımlarının açık bir telif ihlali olarak yorumlanmıştır. CISA raporu, Çinli şirketlerin ABD modellerinin en iyi özelliklerini toplayarak kendi modellerini mükemmelleştirdiğini, bu sayede YZ geliştirme takvimlerini yıllarca öne çektiklerini öne sürmektedir. Raporda önerilen karşı tedbirler arasında, şüpheli distilasyon taleplerini tespit eden algoritmalar geliştirmek, YZ şirketleri arasında istihbarat paylaşımı yapmak ve sistemlere sızmaya çalışan botlara yanıltıcı, sahte cevaplar vererek Çin modellerinin mimarisini bozmak yer almaktadır. Bu öneriler, YZ savaşlarının artık salt bir donanım yarışı olmaktan çıkarak veri zehirleme ve siber aldatmaca stratejilerinin kullanıldığı sofistike bir çatışmaya dönüştüğünü kanıtlamaktadır.

Çin’in bu ağır suçlamalara karşı geliştirdiği diplomatik ve söylemsel tepki, devletlerin uluslararası arenada meşruiyet inşa etme taktiklerinin klasik bir örneğini teşkil etmektedir. Çin Ticaret Bakanlığı, 10 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı resmi bir deklarasyonla ABD’nin iddialarını “temelsiz”, “hukuki dayanaktan yoksun” ve “hegemonik kibrin bir yansıması” olarak nitelendirerek bütünüyle reddetmiştir.[v]

Çin’in savunma argümanının merkezinde politizasyon kavramı yer almaktadır. Çin tarafı, bilgi damıtma sürecinin küresel YZ ekosisteminde herkes tarafından uygulanan, açık kaynak kültürünün doğal bir parçası olan tarafsız bir bilimsel pratik olduğunu savunmuş, ABD’nin bu teknik süreci siyasi bir silaha dönüştürdüğünü iddia etmiştir. Çinli yetkililer, Batılı ve bilhassa ABD’li YZ şirketlerinin de geçmişte ve halihazırda Çin menşeli açık kaynaklı modellerden (örneğin Alibaba’nın açık kaynaklı modelleri) yoğun bir şekilde distilasyon yaptığını belirterek Washington yönetimini ikiyüzlülük ve çifte standart uygulamakla itham etmiştir.

Çin’in dış politika söylemine göre, ABD’nin bu çıkışının asıl amacı fikri mülkiyet haklarını korumak değil, YZ alanındaki bilgi işlem gücü ve veri tekelini muhafaza ederek, yükselen güçlerin küresel inovasyon yarışına adil koşullarda katılmasını engellemektir. Bu söylem, Çin’in kendini Küresel Güney’in teknolojik gelişim hakkını savunan bir aktör, ABD’yi ise bencil bir teknolojik emperyalist olarak konumlandırma çabasına hizmet etmektedir.

Ticaret Bakanlığı sözcüsünün açıklamasında yer alan kapsayıcı paylaşım vurgusu ve ABD’nin bu paylaşıma engel olduğuna yönelik eleştiriler, uluslararası teknoloji rejimlerinin doğasına dair derin bir felsefi ayrılığı işaret etmektedir. ABD, inovasyonu korumak adına sıkı telif hakları, veri gizliliği ve kapalı sistemler yaklaşımını güvenlikleştirirken; Çin, uluslararası alanda açık kaynaklı gelişimi ve veri serbestisini savunarak meşruiyet devşirmeye çalışmaktadır.

Çin’in açıklaması, ABD’nin distilasyon faaliyetlerini bahane ederek yeni yaptırımlar uygulaması halinde kararlı karşı önlemler alınacağı yönünde açık bir misilleme tehdidi de barındırmaktadır. Bu durum, jeoekonomik gerilimin bir ticaret savaşına dönüşme potansiyelini canlı tutmaktadır. ABD’nin Çinli YZ şirketlerini “endüstriyel casuslukla” suçlaması, tarihsel olarak hegemonyaların gerileme dönemlerinde yükselen rakiplerine karşı kullandıkları tipik bir dışlayıcı reflekstir. Benzer şekilde, 19. yüzyılda İngiltere’nin sanayi sırlarını koruma çabası, yükselen ABD endüstrisi tarafından çeşitli yöntemlerle aşılmıştı. Bugün ise ABD, kendi teknolojik sırlarını korumak için benzer duvarlar örmekte, Çin ise bu duvarları aşmak için siber dünyanın sunduğu gri alanları kullanmaktadır.

Distilasyon krizinde görüldüğü üzere, neyin meşru bilimsel araştırma, neyin siber hırsızlık olduğuna dair evrensel bir tanım yoktur. ABD, bu sınırı kendi ulusal güvenlik çıkarlarına göre katı bir şekilde çizerken, Çin daha esnek bir yorumu benimsemektedir. Birleşmiş Milletler (BM) veya Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) gibi platformlarda yürütülen küresel YZ yönetişimi tartışmaları, bu tür ikili krizler nedeniyle tıkanmakta ve norm inşası süreci çıkmaza girmektedir. ABD, YZ güvenlik ikilemini sadece kendi sınırları içinde çözemeyeceğinin farkındadır. Bu nedenle Avrupa Birliği (AB), Japonya, Güney Kore ve Birleşik Krallık gibi kilit müttefiklerini, kendi belirlediği teknoloji ihracat kontrollerine ve YZ güvenlik standartlarına uymaya zorlamaktadır. CISA raporunda yer alan müttefik ülkelerle etkili bilgi ve istihbarat paylaşımı vurgusu, Washington’un Çin’e karşı küresel bir teknolojik çevreleme stratejisi yürüttüğünün açık göstergesidir. Bu durum, AB gibi stratejik özerklik arayışında olan aktörleri, ekonomik çıkarları ile güvenlik taahhütleri arasında maliyetli tercihler yapmaya zorlamakta, uluslararası sistemi daha da kutuplaştırmaktadır.

Yeni siber güvenlik meselesi güvenlik ikileminin askeri alana yansımasıdır. Yapay zeka, günümüzde otonom silah sistemlerinin, istihbarat analizlerinin, siber savaş doktrinlerinin ve stratejik karar alma mekanizmalarının temel motorudur. ABD’nin Çinli YZ şirketlerini hedef almasının arka planında, salt ticari kaygılar değil, bu sivil şirketlerin, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na sağlayacağı teknolojik avantajlara duyulan derin korku yatmaktadır. Dolayısıyla distilasyon krizi olarak başlayan süreç, devletlerin karşılıklı olarak birbirlerinin siber altyapılarına zarar verme kapasitesini test ettiği bir asimetrik savaş provası niteliği taşımaktadır.

Bir diğer yapısal etki, krizin YZ araştırmalarının doğasına getirdiği felsefi dönüşümdür. Bilimsel bilginin kümülatif ilerleyişi, tarih boyunca fikirlerin, teorilerin ve yöntemlerin birbirinden etkilenmesiyle mümkün olmuştur. ABD-Çin rekabetinin mevcut aşaması, dijital bilginin mülkiyetini öylesine keskin sınırlarla çizmeyi hedeflemektedir ki bu durum yapay zekanın evrim hızını sekteye uğratma riski taşımaktadır. Teknoloji milliyetçiliğinin yükselişi, küresel sorunların (iklim değişikliği, pandemiler, enerji krizleri) çözümünde kullanılabilecek YZ potansiyelini, devletlerin jeopolitik hırslarına kurban etmektedir. İki gücün de karşılıklı bağımlılığı silahlaştırması, uzun vadede küresel ortak faydayı yok eden bir sıfır toplamlı oyun yaratacaktır.

Sonuç olarak ABD, teknolojik liderliğini, kurduğu ekosistemin sınırlarını veri zehirleme ve siber güvenlik duvarlarıyla koruyarak muhafaza etmeye çalışırken; Çin, ambargoları aşmak, teknolojik açığı kapatmak ve küresel bir güç olarak rüştünü ispatlamak için distilasyon dahil her türlü asimetrik aracı kullanmaktan geri durmamaktadır. Realist teorinin öngördüğü anarşik uluslararası sistemde, bu iki dev aktörün YZ üzerindeki güç mücadelesi uzlaşmaya değil, daha derin bir ayrışmaya ve siber uzayın “Balkanlaşma”sına doğru ilerlemektedir. Mevcut diplomatik diyalog kanalları yapısal şüpheleri gidermede yetersiz kalırken, teknoloji, uluslararası güvenlik mimarisini şekillendiren en yıkıcı silah olarak merkezdeki yerini korumaktadır.


[i] “China-Based Artificial Intelligence Companies Conducting Industrial-Scale Distillation Campaigns Against U.S. AI Companies”, America’s Cyber Defense Agency, https://www.cisa.gov/news-events/cybersecurity-advisories/aa26-251a, (Erişim Tarihi: 10.09.2026).

[ii] “China firmly opposes US groundless allegations on Chinese AI firms: Commerce Ministry”, CGTN, https://news.cgtn.com/news/2026-09-10/China-firmly-opposes-US-groundless-allegations-on-Chinese-AI-firms-1QjRlbuEu6k/p.html, (Erişim Tarihi: 10.09.2026).

[iii] “In Depth: AI Distillation in China Leaves U.S. Tech Giants at Odds”, Caixin Global, https://www.caixinglobal.com/2026-09-10/in-depth-ai-distillation-in-china-leaves-us-tech-giants-at-odds-102483506.html, (Erişim Tarihi: 10.09.2026).

[iv] “U.S. Joint Advisory on Chinese AI Model Extraction”, Cyber Defense Magazine, https://www.cyberdefensemagazine.com/u-s-joint-advisory-on-chinese-ai-model-extraction/, (Erişim Tarihi: 10.09.2026).

[v] “Countermeasures warned over US actions on AI”, China Daily, https://www.chinadaily.com.cn/a/202609/10/WS6aa1eda6e4b06d4aa055d361.html, (Erişim Tarihi: 10.09.2026).

Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla ERİN
Zeynep Çağla Erin, 2020 yılında Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Feminist Perspective of Turkish Modernization” başlıklı bitirme teziyle ve 2020 yılında da İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünden mezun olmuştur. 2023 yılında Yalova Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında “Güney Kore’nin Dış Politika Kimliği: Küreselleşme, Milliyetçilik ve Kültürel Kamu Diplomasisi Üzerine Eleştirel Yaklaşımlar” başlıklı yüksek lisans tezini tamamlayarak mezun olmuştur. Şu an Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim dalında doktora eğitimine devam etmektedir. ANKASAM Asya & Pasifik Uzmanı olan Erin’in başlıca ilgi alanları; Asya-Pasifik, Uluslararası İlişkiler’de Eleştirel Teoriler ve Kamu Diplomasisi’dir. Erin iyi derecede İngilizce ve başlangıç seviyesi Korece bilmektedir.

Benzer İçerikler