Avrupa’da göç meselesi, 2015 yılındaki mülteci krizinden bu yana yalnızca insani bir sorun olmaktan çıkarak güvenlik, sınır yönetimi, iç siyaset ve Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle ilişkilerini doğrudan etkileyen stratejik bir meseleye dönüşmüştür. Ancak 2026 yazında yaşanan gelişmeler, Avrupa’nın göç politikasında yeni bir aşamaya geçildiğini göstermektedir. İspanya’nın Fas sınırındaki Ceuta Özerk Kenti’nde yaşanan kitlesel geçişler, Yunanistan’ın düzensiz göçe karşı sertleştirdiği politikalar ve AB içerisinde geri dönüş mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik girişimler birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’nın göç yönetiminde “koruma” ve “entegrasyon” kadar “geri gönderme”, “sınır güvenliği” ve “dışsallaştırma” kavramlarının da merkezî hale geldiği görülmektedir.
Bu dönüşümün en çarpıcı örneği Ceuta’da yaşanan gelişmelerdir. Temmuz ayının son günlerinde yaklaşık 72 bin kişinin Fas’tan Ceuta’ya geçmesi, yalnızca İspanya açısından değil, Avrupa Birliği açısından da olağanüstü bir sınır krizi yaratmıştır. Ceuta’nın nüfusunun yaklaşık 85 bin olduğu düşünüldüğünde, birkaç gün içerisinde kentin nüfusuna yaklaşan büyüklükte bir göç hareketinin ortaya çıkması, Avrupa’nın dış sınırlarının ne kadar kırılgan olabileceğini göstermiştir. İngiltere Parlamentosu Kütüphanesi de Temmuz 2026 sonunda Ceuta’ya 70 binden fazla kişinin geçtiğini doğrulamaktadır.[i]
Üstelik söz konusu hareketlilik yalnızca birkaç bin kişinin sınırı geçmesinden ibaret değildir.[ii] Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı kriz kısa sürede büyük ölçüde bir “geri dönüş” operasyonuna dönüşmüştür. Bu durum Avrupa göç politikasındaki temel değişimi de göstermektedir: Avrupa açısından artık başarı, yalnızca sınırdan geçişleri engellemekle değil, sınırı geçen kişileri mümkün olduğunca hızlı biçimde geri gönderebilmekle de ölçülmektedir.
Ancak Ceuta örneğini asıl önemli hale getiren yaklaşık 1.100 refakatsiz çocuğun bölgede kalmasıdır.[iii] Yetişkinlerin önemli bölümünün Fas’a geri gönderilmesi mümkün olurken, çocukların hukuki statüsü ve korunma yükümlülükleri nedeniyle süreç çok daha karmaşık hale gelmiştir. İspanyol makamları bu çocukların bir bölümünü İspanya ana karasına transfer etmeyi tartışırken, Fas da çocukların geri kabulü konusunda işbirliğine hazır olduğunu açıklamıştır.[iv]
Tam da bu noktada Avrupa Komisyonu’nun 18 Ağustos’ta Ceuta’daki göçmenlerin, refakatsiz çocuklar da dâhil olmak üzere, belirli hukuki koşullar çerçevesinde Fas’a geri gönderilmesini destekleyen yaklaşımı önem kazanmaktadır. Çünkü mesele yalnızca Ceuta’da kalan 1.100 çocuğun geleceği değildir. Burada Avrupa Birliği’nin gelecekte benzer krizlerde hangi politika aracını önceliklendireceğine ilişkin bir emsal oluşmaktadır. Eğer geri dönüş mekanizmaları siyasi olarak daha kolay uygulanabilir hale gelirse, Avrupa’nın göç politikasının ağırlık merkezi daha da güvenlikçi bir çizgiye kayacaktır.
Bu dönüşümün ikinci ayağını ise göç politikasının giderek daha fazla dışsallaştırılması oluşturmaktadır. Avrupa ülkeleri düzensiz göçü yalnızca kendi sınırlarında kontrol etmek yerine göçmenlerin Avrupa topraklarına ulaşmadan önce durdurulmasını ve üçüncü ülkelerin bu süreçte daha fazla sorumluluk üstlenmesini istemektedir. Fas, bu politikanın en önemli ortaklarından biri haline gelirken, Kuzey Afrika üzerinden Avrupa’ya yönelen hareketlilikte Libya da kritik bir aktör konumundadır. Böylece Avrupa’nın sınır güvenliği giderek kendi coğrafi sınırlarının dışına taşmaktadır.
Bu durum kısa vadede Avrupa açısından rasyonel görünebilir. Göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmadan durdurulması, hem sınır kapasiteleri üzerindeki baskıyı azaltmakta hem de Avrupa kamuoyunda hükümetlerin “kontrol bizde” mesajı vermesine imkân sağlamaktadır. Ancak uzun vadede AB’nin Fas, Libya ve diğer transit ülkelere bağımlılığını artırması önemli bir sorun yaratabilir. Zira göç yönetimi artık yalnızca bir iç politika meselesi olmaktan çıkarak dış politika ve diplomatik pazarlık aracına dönüşmektedir.[v]
Yunanistan örneği ise Avrupa’nın başka bir sınırında aynı eğilimin ortaya çıktığını göstermektedir. Atina’nın göç politikasındaki sertleşmenin arkasında özellikle Libya üzerinden Girit ve Gavdos’a yönelen yeni göç rotası bulunmaktadır. 2026 yılının ilk altı ayında Girit ve Gavdos’a 8.552 mülteci ve sığınmacının ulaşması, bu güzergâhın Avrupa açısından giderek daha önemli hale geldiğini göstermektedir.[vi] Söz konusu rakam, Girit’in artık Yunanistan’a yönelik göç hareketlerinde tali bir güzergâh değil, temel giriş noktalarından biri haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Burada dikkat çekici olan ise göç yollarının ortadan kalkmaması, yalnızca yer değiştirmesidir. Avrupa bir rotayı güvenlik önlemleriyle kapattığında göç hareketliliği çoğu zaman başka bir güzergâha yönelmektedir. Doğu Akdeniz’de Türkiye-Yunanistan hattının yanı sıra Libya-Girit hattının önem kazanması bunun göstergesidir. Dolayısıyla Avrupa’nın yalnızca sınır kontrolüne dayalı yaklaşımı, göçün temel nedenlerini ortadan kaldırmadığı için uzun vadeli bir çözüm üretmekte zorlanabilir.
Avrupa’daki dönüşümün yalnızca hükümet politikaları üzerinden değil, siyasi söylem üzerinden de okunması gerekmektedir. Son yıllarda aşırı sağ partilerin göç konusundaki sert söylemleri Avrupa siyasetinin merkezine taşınırken, merkez sağ ve hatta merkez sol partiler de seçmen baskısı nedeniyle göç konusunda daha güvenlikçi politikaları benimsemeye başlamıştır. Bu nedenle Avrupa’daki değişimi yalnızca “aşırı sağ yükseliyor” şeklinde açıklamak eksik kalacaktır. Asıl önemli gelişme, daha önce aşırı sağ tarafından savunulan bazı politika önerilerinin ana akım siyasetin parçası haline gelmesidir.
Ceuta krizi bu açıdan Avrupa’nın siyasi kırılganlığını da göstermiştir. 72 bin kişilik olağanüstü geçiş, Avrupa kamuoyunda sınır güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirirken, krizin kısa sürede yaklaşık 70 bin kişinin Fas’a geri gönderilmesiyle yönetilmesi de geri dönüş politikasının ne kadar merkezi hale geldiğini ortaya koymuştur. Fakat geride kalan yaklaşık 1.100 refakatsiz çocuk, güvenlik politikalarının insan hakları ve uluslararası hukukla karşılaştığı noktayı temsil etmektedir.
Dolayısıyla burada Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel sorun “göçü durdurmak” değil, göç yönetimi ile Avrupa’nın liberal değerleri arasındaki dengeyi korumaktır. Sınır güvenliği devletlerin meşru bir hakkıdır; ancak özellikle çocuklar ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişiler söz konusu olduğunda geri gönderme politikalarının hukuki sınırları bulunmaktadır.[vii] Ceuta’da çocukların ayrı bir hukuki kategori oluşturması da bu nedenle tesadüf değildir. Avrupa’nın kendi hukuk düzeni, geri dönüş politikasının tamamen sınırsız uygulanmasına izin vermemektedir.
Avrupa siyasetinde kamuoyunun göç konusundaki algısının da değiştiği görülmektedir. Göç, artık yalnızca insani yardım veya sığınma hakkı üzerinden tartışılmamakta; güvenlik, konut, kamu hizmetleri, sınır kontrolü ve ulusal egemenlik başlıklarıyla birlikte ele alınmaktadır. Bu nedenle hükümetler üzerindeki siyasi baskı da artmaktadır. Ceuta’da yerel halkın protestolar düzenlemesi ve bölgedeki altyapının binlerce kişilik hareketlilik karşısında zorlanması, göçün yerel düzeyde de ciddi siyasi sonuçlar yaratabildiğini göstermiştir.
2026 yazı, Avrupa göç politikası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Ceuta’da 72 bin kişinin kısa süre içerisinde Avrupa topraklarına geçmesi, yaklaşık 70 bin kişinin geri gönderilmesi ve 1.100 refakatsiz çocuğun hukuki ve insani koruma sorunu olarak kalması; Avrupa’nın göç politikasında yaşanan dönüşümü somutlaştırmaktadır. Yunanistan’da Girit ve Gavdos’a yılın ilk yarısında ulaşan 8.552 kişi ise göç rotalarının değişerek devam ettiğini göstermektedir.
Bu nedenle 2026 yılında Avrupa’nın göç politikasını yalnızca “sağa kayış” olarak tanımlamak yeterli değildir. Daha kapsamlı bir dönüşüm yaşanmaktadır. Avrupa, göç yönetiminde koruma merkezli modelden kontrol merkezli modele doğru ilerlemekte; sınırlarını güçlendirmekle kalmayıp geri dönüşleri artırmaya ve göçün yönetimini Avrupa dışındaki ülkelere taşımaya çalışmaktadır. Önümüzdeki dönemde Avrupa’nın temel sınavı, güvenlik ile insan hakları arasında nasıl bir denge kuracağı olacaktır. Eğer geri dönüş ve dışsallaştırma politikaları daha da güçlenirken hukuki ve insani mekanizmalar aynı ölçüde güçlendirilmezse, Avrupa’nın “Kale Avrupa” yaklaşımı kalıcı bir politika paradigmasına dönüşebilir. Ancak bu durum Avrupa’nın yalnızca dış sınırlarını değil, kendi siyasi kimliğini de değiştirecektir. Dolayısıyla Ceuta’da yaşananlar basit bir sınır krizi değildir. 72 bin kişinin birkaç gün içinde Avrupa’ya yönelmesi, Avrupa’nın sınırlarının ne kadar kırılgan olduğunu; 1.100 refakatsiz çocuğun geride kalması ise Avrupa’nın kendi değerleriyle ne kadar zor bir sınavla karşı karşıya olduğunu göstermiştir. Avrupa’nın gelecekte nasıl bir göç politikası izleyeceği, aynı zamanda nasıl bir Avrupa olmak istediğinin de göstergesi olacaktır.
[i] Amandine Hess, “EU supports repatriation of unaccompanied migrant minors from Ceuta to Morocco”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2026/08/18/eu-supports-repatriation-of-unaccompanied-migrant-minors-from-ceuta-to-morocco, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[ii] Hamza HABHOUB, “In Ceuta, migrants stranded at Europe’s gates await their fate”, France 24, https://www.france24.com/en/europe/20260818-ceuta-migrants-stranded-europes-gates-await-their-fate, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[iii] Agnese Pacciardi, “The grim future of European migration policy”, The Loop, https://theloop.ecpr.eu/the-grim-future-of-european-migration-policy/, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[iv] “Europe needs ‘a more scientific approach’ to migration, says former Spanish diplomat”, CNN, https://edition.cnn.com/2026/08/18/tv/video/amanpour-berdoy, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[v] Luca Bertuzzi, “Security at the border: How the securitarian agenda came to dominate EU migration policy”, Euronews, https://www.euronews.com/my-europe/2026/08/11/security-at-the-border-how-the-securitarian-agenda-came-to-dominate-eu-migration-policy, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[vi] Malcolm Brabant & Daphne Tolis, “Greece toughens stance on illegal migration with new deportation plan”, pbs, https://www.pbs.org/newshour/show/greece-toughens-stance-on-illegal-migration-with-new-deportation-plan, (Erişim Tarihi: 17.08.2026).
[vii] Aynı yer.
