Analiz

Berlin’in “Ortak Üyelik” Formülü: Avrupa Güvenliğinde Merkez-Çevre Gerilimi

Berlin’in en önemli yapısal korkularından biri de kurumsal felç riskidir.
Kiev’in bu modeli reddetmesi, Ukrayna’nın Avrupa içinde “jeopolitik tampon” değil, “tam ve eşit aktör” olma talebini ortaya koymaktadır.
Almanya açısından Ukrayna’nın AB üyeliği, yalnızca siyasi değil; uzun vadeli mali yük anlamına gelmektedir.

Paylaş

Almanya’nın Ukrayna’ya Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik öncesinde “ortak üye” statüsü verilmesini gündeme taşıması, Avrupa’da Ukrayna’nın geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirmiştir. Berlin’in önerisi, ilk bakışta Ukrayna’nın Avrupa kurumlarına daha hızlı entegre edilmesini amaçlayan pragmatik bir ara formül gibi görünse de meselenin arka planı AB’nin jeopolitik kapasitesi, kurumsal sınırları ve savaş ekonomisiyle doğrudan bağlantılıdır. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ilk döneminde Almanya’nın ilan ettiği “Zeitenwende (Tarihsel Dönüm Noktası)” söylemi düşünüldüğünde, Berlin’in bugün daha kontrollü ve zamana yayılan entegrasyon modellerine yönelmesi dikkat çekicidir. 

Savaşın ilk döneminde Almanya’nın Ukrayna’ya ağır silah desteği, savunma bütçesindeki artış ve güvenlik söylemindeki sertleşme, Berlin’in daha jeopolitik bir aktöre dönüşeceği yönünde yorumlanmıştı. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, Almanya’nın güvenlik söylemi ile kurumsal-ekonomik refleksleri arasındaki gerilimin yeniden görünür hale geldiğini göstermektedir. Bu durum, Almanya’nın Ukrayna politikasındaki dönüşümün yalnızca güvenlik değil; maliyet yönetimi ve kurumsal istikrar meselesi olarak da okunması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Berlin’in önerdiği “ortak üyelik” modeli, Ukrayna’yı Avrupa Birliği’ne tam üyelikten önce güvenlik, ekonomi ve kurumsal entegrasyon alanlarında aşamalı biçimde sisteme bağlamayı amaçlayan ara statü formülü olarak değerlendirilebilir.[i] Bu modelde Ukrayna’nın Avrupa pazarına, savunma işbirliği mekanizmalarına ve bazı ortak politika alanlarına daha derin biçimde entegre edilmesi öngörülürken; AB’nin karar alma merkezinde tam temsil, veto hakkı ve bütçe mekanizmaları üzerindeki eşit yetkilerinin ertelenmesi dikkat çekmektedir. Başka bir ifadeyle Almanya, Ukrayna’yı Avrupa’nın güvenlik çevresine ve ekonomik alanına dahil etmeyi desteklerken Birliğin siyasal merkezine tam entegrasyon konusunda daha kontrollü ve zamana yayılan bir yaklaşım benimsemektedir. Çünkü Ukrayna’nın tam üyeliği yalnızca siyasi bir genişleme kararı değil; aynı zamanda AB’nin mevcut bütçe yapısını, veto mekanizmasını, tarım fonlarını ve güç dengelerini doğrudan etkileyecek yapısal bir dönüşüm anlamına gelmektedir. Bu nedenle Almanya açısından mesele yalnızca Ukrayna’nın Avrupa’ya ait olup olmadığı değil; Ukrayna’nın hangi yetkilerle, hangi maliyetle ve hangi hızda Avrupa sistemine dahil edileceğidir.

Kiev’in bu formülü hızlı biçimde reddetmesi de tam olarak bu noktada anlam kazanmaktadır. Ukrayna açısından savaş yalnızca toprak bütünlüğü mücadelesi değil, Avrupa’nın siyasi ve güvenlik mimarisinde tam ve eşit aktör olma mücadelesidir. Özellikle güvenlik, bütçe ve dış politika gibi kritik alanlarda veto hakkı veya tam temsil üretmeyen bir modelin Kiev tarafından “ikinci sınıf entegrasyon” olarak görülmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü Ukrayna yönetimi açısından Avrupa’ya entegrasyonun anlamı yalnızca ekonomik yakınlaşma değil, Avrupa’nın karar alma mekanizmalarında “eşit egemen aktör” olarak tanınmaktır. Bu nedenle Berlin’in zamana yayılmış kontrollü entegrasyon modeli ile Kiev’in tam kurumsal egemenlik talebi arasında ciddi bir vizyon farklılığı bulunmaktadır.

Bu durum aynı zamanda Avrupa güvenliği konusundaki algı asimetrisini de ortaya koymaktadır. Berlin açısından Ukrayna, Avrupa güvenliği için kritik bir tampon alan ve Rusya’ya karşı stratejik çevre işlevi görmektedir. Ancak Almanya, Ukrayna’nın bu güvenlik yükünü üstlenmesini isterken; onu aynı ölçüde Avrupa karar alma merkezine dahil etme konusunda daha temkinli davranmaktadır. Başka bir ifadeyle Berlin, Ukrayna’yı Avrupa’nın güvenlik çevresine entegre etmek istemekte, ancak siyasi merkeze tam entegrasyonun yaratacağı kurumsal sonuçlardan çekinmektedir. Böylece Ukrayna, Avrupa açısından tam siyasal eşitlik temelinde entegre edilen bir üyeden çok Rusya’ya karşı güvenlik derinliği sağlayan “stratejik sınır alanı” işlevi görmeye başlamaktadır. Bu nedenle “ortak üyelik” önerisi yalnızca teknik bir üyelik modeli değil, Avrupa’nın merkez-çevre ilişkilerini yeniden üretme girişimi olarak da değerlendirilebilir.

Berlin’in çekincelerinin önemli kısmı savunma ekonomisi ve bütçe yönetimiyle ilgilidir. Ukrayna gibi büyük nüfusa, geniş tarım kapasitesine ve savaş sonrası devasa yeniden inşa ihtiyacına sahip bir ülkenin AB’ye tam üyeliği, Birliğin mevcut mali yapısını ciddi biçimde zorlayabilir. Özellikle AB’nin Ortak Tarım Politikası ve Uyum Fonları düşünüldüğünde, Ukrayna’nın üyeliği kaynak dağılımı dengelerini kökten değiştirme potansiyeli taşımaktadır. Dünya Bankası, Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan ortak raporlara göre Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşa maliyetinin yüz milyarlarca doları aşması beklenmektedir.[ii] Bu tablo, Almanya gibi net katkı sağlayıcı ülkeler açısından Ukrayna üyeliğinin yalnızca siyasi değil; uzun vadeli mali yük anlamına geldiğini göstermektedir.

Berlin’in en önemli yapısal korkularından biri de kurumsal felç riskidir. Halihazırda Macaristan gibi aktörlerin veto mekanizmalarını kullanarak AB karar alma süreçlerini yavaşlatabildiği bir dönemde, Ukrayna gibi büyük ve güvenlik merkezli bir aktörün sisteme dahil olması Almanya’nın Birlik içindeki yönlendirme kapasitesini zorlaştırabilir. Özellikle savaş sonrası dönemde güvenlik merkezli politika izleyen Doğu Avrupa ülkelerinin artan etkisi, Almanya-Fransa ekseninin AB içindeki geleneksel yönlendirme kapasitesini daha kırılgan hale getirebilir. Dış politika ve güvenlik konularında oybirliği mekanizmasının sürmesi halinde Ukrayna’nın veto kapasitesi Avrupa karar alma süreçlerinde yeni kırılganlıklar yaratabilir. Bu nedenle Berlin’in “ortak üyelik” önerisi, yalnızca Ukrayna’yı hazırlama süreci değil; aynı zamanda AB’nin mevcut kurumsal yapısını koruma ve olası güç kaymalarını zamana yayma stratejisi olarak da okunabilir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un daha önce ortaya attığı Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) önerisi ile Berlin’in Ukrayna yaklaşımı arasındaki fark dikkat çekicidir. Macron’un AST vizyonu başlangıçta AB dışındaki Avrupa ülkelerini (özellikle Ukrayna, İngiltere ve Batı Balkanlar’ı) ortak bir jeopolitik çerçeve altında bir araya getirmeyi amaçlayan daha geniş ölçekli stratejik bir proje niteliği taşımaktaydı.[iii] Paris açısından bu model, Avrupa’nın güvenlik ve jeopolitik kapasitesini AB’nin mevcut kurumsal sınırlarının ötesine taşıma girişimiydi. Ancak Berlin’in son dönemde geliştirdiği “ortak üyelik” yaklaşımı, bu vizyonu daha kontrollü ve bürokratik bir entegrasyon aracına dönüştürmektedir. Başka bir ifadeyle Almanya, Macron’un jeopolitik kapsayıcılık fikrini Ukrayna’yı Avrupa güvenlik alanına dahil ederken Birliğin mali yükümlülüklerinden ve karar alma merkezinden belirli ölçüde uzak tutacak bir “bekleme odası” modeline uyarlamaktadır. Dolayısıyla Berlin’in önerisi, yalnızca geçici bir üyelik modeli değil; Avrupa’da merkez ülkelerin karar alma kapasitesini korurken çevre ülkeleri güvenlik yüküyle sisteme entegre etmeyi amaçlayan yeni bir hiyerarşik entegrasyon biçimi olarak da okunabilir.

Dolayısıyla “ortak üyelik” formülü, Avrupa’nın son yıllarda giderek daha görünür hale gelen “çok vitesli Avrupa” anlayışının yeni bir versiyonu olarak değerlendirilebilir.[iv] Ancak burada dikkat çekici olan nokta, Ukrayna’nın bu modeli erken aşamada reddederek Avrupa içinde hiyerarşik bir entegrasyon düzenine dahil olmak istemediğini açık biçimde göstermesidir. Kiev açısından savaşın yarattığı ağır maliyetler ve güvenlik yükü düşünüldüğünde Avrupa’ya yalnızca güvenlik çevresi olarak entegre olmak yeterli görünmemektedir. Ukrayna, Avrupa’nın güvenlik yükünü taşıyan, ancak karar süreçlerine tam dahil edilmeyen “jeopolitik bir uydu” konumunu kabul etmek istememektedir. Bu model, güvenlik risklerini çevre ülkelere yayarken karar alma kapasitesini çekirdek Avrupa’da tutmayı amaçlayan asimetrik bir entegrasyon düzeni üretme riski taşımaktadır.

Sonuç olarak Almanya’nın Ukrayna’ya yönelik “ortak üyelik” önerisi, Avrupa Birliği’nin normatif genişleme söylemi ile jeopolitik ve ekonomik gerçeklikleri arasındaki açılan makası görünür hale getirmektedir. Ukrayna Krizi, AB genişlemesinin artık yalnızca demokratik dönüşüm ve siyasi yakınlaşma meselesi olmadığını; doğrudan güvenlik, bütçe yönetimi ve güç paylaşımı sorununa dönüştüğünü göstermektedir. Bu durum aynı zamanda AB’nin uzun yıllardır savunduğu “Normatif Güç Avrupa” kimliğinin, jeopolitik ve ekonomik maliyetlerle karşı karşıya kaldığında ne ölçüde sürdürülebilir olduğu sorusunu da yeniden gündeme taşımaktadır. Dolayısıyla bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel soru, Ukrayna’nın Avrupa’ya ait olup olmadığı değil; Avrupa’nın Ukrayna’yı tam anlamıyla içine alabilecek kurumsal ve siyasi kapasiteye sahip olup olmadığıdır. Berlin’in kontrollü entegrasyon arayışı ile Kiev’in tam egemenlik talebi arasındaki gerilim de önümüzdeki dönemde Avrupa güvenlik mimarisinin en önemli kırılma alanlarından biri olmaya devam edecektir.


[i] “L’Allemagne veut accorder à l’Ukraine un statut de ‘membre associé’ avant son adhésion à l’Union européenne”, France24, https://shorturl.at/OWMnp, (Erişim Tarihi: 25.05.2026).

[ii] “Ukraine – Fifth Rapid Damage and Needs Assessment (RDNA5): February 2022- December 2025”, World Bank Group, Government of Ukraine, European Commission, United Nations, https://www.undp.org/ukraine/publications/ukraine-fifth-rapid-damage-and-needs-assessment-rdna5-february-2022-december-2025, (Erişim Tarihi 25.05.2026).

[iii] Emmanuel Macron, “Conference on the Future of Europe Closing Ceremony Speech”, European Parliament, https://www.elysee.fr/en/emmanuel-macron/2022/05/09/closure-of-the-conference-on-the-future-of-europe, (Erişim Tarihi: 25.05.2026).

[iv] “White Paper on the Future of Europe: Reflections and Scenarios for the EU27 by 2025”, European Commission, https://commission.europa.eu/system/files/2017-03/white_paper_on_the_future_of_europe_en.pdf, (Erişim Tarihi: 25.05.2026).

Başak ERTUNÇ
Başak ERTUNÇ
Başak Ertunç, 2024 yılında Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden “Chanter pour l'Europe: Une Analyse Discursive des Paroles des Chansons d'Israël à l'Eurovision” başlıklı bitirme teziyle bölüm dördüncüsü olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi sırasında bir dönem Sciences Po Strasbourg Siyaset Bilimi Bölümü’nde değişim öğrencisi olarak eğitim almıştır. Hâlihazırda Galatasaray Üniversitesi ve Bordeaux Üniversitesi ortaklığında yürütülen Çift Diploma Yüksek Lisans Programı kapsamında Küresel Güvenlik ve Uluslararası Politika Analizi Bölümü’nde öğrenimine devam etmektedir. Yüksek lisans tez çalışmasını “Entre solidarité Sud-Sud et projection de puissance: investissements sanitaires, discours et construction du rôle chinois en Afrique du Sud” başlığı altında sürdüren Başak’ın başlıca ilgi alanları konstrüktivist uluslararası ilişkiler teorisi, kimlik ve kültür çalışmaları, söylem analizi, güvenlikleştirme teorisi, küresel sağlık diplomasisi ve uluslararası aktörlerin rol inşası süreçleridir. Başak, ileri seviyede İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

Benzer İçerikler