Analiz

Ceuta Krizi ve Schengen’in Geleceği

Ceuta Krizi, Schengen’in geleceğini tartışmaya açmaktadır.
İç sınır kontrolleri siyasi bir araca dönüşmektedir.
Avrupa’da serbest dolaşım ilkesi zayıflamaktadır.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English Русский

Ceuta’da yaşanan göç krizinin Avrupa Birliği (AB) içerisinde yarattığı siyasi tartışmalar, göç yönetiminin ötesine geçerek Avrupa bütünleşmesinin en önemli kazanımlarından biri olan Schengen sisteminin geleceğini tartışmaya açmaktadır. İtalya’nın Ceuta Krizi gerekçesiyle İspanya’dan gelen yolculara yönelik kontroller uygulaması ve Madrid yönetiminin buna karşılık vermesi, Avrupa’da iç sınır kontrollerinin hangi koşullarda uygulanabileceği konusunda yeni bir tartışma yaratmaktadır. Yaklaşık 450 milyon kişinin 29 ülke arasında serbest dolaşımına olanak sağlayan Schengen sistemi, böylece dış sınırlarda ortaya çıkan bir göç krizinin üye devletler arasındaki siyasi anlaşmazlıklara taşındığı yeni bir sınamayla karşı karşıya kalmaktadır.[i]

Ceuta Krizi’nin Schengen açısından önemini artıran temel unsur, İtalya ile İspanya arasında ortak bir kara sınırının bulunmamasına rağmen Roma yönetiminin krizi sınır kontrollerinin gerekçesi haline getirmesidir. AB hukukunda Schengen bölgesi içerisindeki sınır kontrollerinin geçici ve istisnai olması öngörülmekte, ciddi bir kamu düzeni veya iç güvenlik tehdidinin ortaya çıkması durumunda bu mekanizmaya başvurulmasına izin verilmektedir. Buna karşılık Ceuta nedeniyle alınan karar, söz konusu istisnaların kapsamının siyasi gerekçelerle genişletilebileceği yönündeki endişeleri güçlendirmektedir. Bu nedenle mevcut kriz yalnızca İtalya ile İspanya arasındaki bir anlaşmazlık olarak değil, Schengen sistemindeki istisnai mekanizmaların giderek olağan politika araçlarına dönüşmesi bağlamında değerlendirilmektedir.

Aslında Schengen içerisindeki iç sınır kontrollerinin yaygınlaşması Ceuta Krizi’yle başlamamaktadır. Almanya yaklaşık 11 yıldır bazı komşularıyla olan sınırlarında çeşitli gerekçelerle kontroller uygulamakta ve bu önlemlerin Mart 2027 tarihine kadar altı ay daha uzatılması planlanmaktadır.[ii] Fransa da 2015 Paris terör saldırılarından itibaren güvenlik gerekçesiyle başlattığı sınır kontrollerini sürdürmekte, bu mekanizmayı aynı zamanda ikincil göç hareketlerini sınırlandırmak amacıyla kullanmaktadır. Avusturya, Danimarka, İtalya, Hollanda, Norveç, Slovenya ve İsveç gibi ülkelerde de farklı gerekçelerle iç sınır kontrolleri uygulanmaktadır. Dolayısıyla Avrupa’da geçici olması öngörülen sınır kontrollerinin bazı ülkeler açısından uzun süreli bir uygulamaya dönüşmekte olduğu görülmektedir.

İspanya’nın İtalya’ya karşı benzer kontroller uygulamaya başlaması ise sorunun başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Madrid’in karşılık verme politikası siyasi açıdan anlaşılabilir olmakla birlikte Schengen sistemine devletler arasında karşılıklılık mantığının girmesine neden olabilecek niteliktedir. Schengen’in temel amacı üye devletlerin birbirlerine yönelik sınır uygulamalarını karşılıklı siyasi misilleme mekanizmasından çıkararak ortak Avrupa kurallarına bağlamaktır. Bu nedenle bir ülkenin uyguladığı sınır kontrolüne başka bir ülkenin aynı yöntemle karşılık vermesi, sistemin ortak hukuk anlayışından ikili misilleme anlayışına doğru kayması riskini ortaya çıkarmaktadır.

Ceuta Krizi’nin ortaya çıkardığı bir diğer önemli mesele, göç politikasının Avrupa’da giderek iç siyasetin belirleyici unsurlarından biri haline gelmesidir. Avrupa’daki aşırı sağ ve göç karşıtı siyasi hareketlerin yükselişi, merkez sağ ve hatta bazı merkez sol hükümetlerin göç konusunda daha sert politikalar benimsemesine neden olmaktadır. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin göç konusundaki sert politikaları, yaklaşan 2027 seçimleri öncesinde Avrupa’daki siyasi rekabetin göç ve sınır güvenliği üzerinden şekillenmeye devam edeceğini göstermektedir.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in Ceuta Krizi karşısında benimsediği yaklaşım ise göç konusundaki sertleşmenin yalnızca aşırı sağ veya muhafazakâr partilerle sınırlı olmadığını göstermektedir. Sosyal demokrat bir siyasi gelenekten gelen Frederiksen’in üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezleri kurulması gibi sert göç politikalarını desteklemesi, Avrupa siyasetindeki ideolojik sınırların göç konusunda giderek bulanıklaştığına işaret etmektedir. Bu durum, göç karşıtı politikaların Avrupa’da yalnızca belirli bir siyasi ideolojinin programı olmaktan çıkarak daha geniş bir siyasi alana yayıldığını göstermektedir.

Öte yandan sınır kontrollerinin göç baskısı yaşayan ülkeler tarafından siyasi araç olarak kullanılması uzun vadede bu politikaları uygulayan devletler açısından da olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. İtalya’nın Ceuta Krizi nedeniyle İspanya’ya yönelik aldığı kararın gelecekte Roma’nın kendi dış sınırlarında yaşayabileceği bir göç krizinde karşısına çıkması mümkündür. İtalya yaklaşık 8.000 kilometrelik kıyı şeridiyle Akdeniz göç yollarının merkezindeki ülkelerden biri olmaktadır. Nitekim 2023 yılında Lampedusa’ya yalnızca üç gün içerisinde 8.000’den fazla göçmenin ulaşması, İtalya’nın Avrupa dayanışmasına ihtiyaç duyabileceği krizlerin tekrar yaşanabileceğini göstermektedir.[iii] Bu nedenle dış sınırlarında göç baskısı yaşayan ülkelerin birbirlerini sorumlu tutması, gelecekte ihtiyaç duyabilecekleri dayanışma mekanizmalarını da zayıflatabilmektedir.

Ceuta Krizi’nin ortaya çıkardığı temel çelişki burada belirginleşmektedir. Avrupa ülkeleri bir taraftan dış sınırların daha güçlü şekilde korunmasını, ortak sığınma ve geri gönderme politikalarının uygulanmasını ve göç yükünün üye devletler arasında paylaşılmasını talep etmektedir. Diğer taraftan ulusal hükümetler iç siyasi baskılar arttığında ortak Avrupa mekanizmaları yerine tek taraflı sınır kontrollerine yönelmektedir. Bu durum, Avrupa düzeyinde dayanışma talep edilirken ulusal düzeyde dayanışmayı zayıflatan politikaların uygulanması sonucunu doğurmaktadır.

Dolayısıyla Ceuta Krizi, Avrupa’nın göç politikasında uzun süredir devam eden ulusal çıkarlar ile ortak Avrupa politikaları arasındaki gerilimi daha görünür hale getirmektedir. Göç konusunda kamuoyu baskısının artması ve aşırı sağ partilerin güç kazanması, hükümetleri sınır kontrolleri gibi görünürlüğü yüksek tedbirlere yöneltebilmektedir. Ancak bu önlemlerin yaygınlaşması, Avrupa bütünleşmesinin temel prensiplerinden biri olan serbest dolaşımın istisnalar yoluyla aşındırılması riskini beraberinde getirmektedir. Geçici ve olağanüstü olması gereken uygulamaların sürekli hale gelmesi durumunda Schengen hukuken varlığını sürdürse bile fiilen daha parçalı bir yapıya dönüşebilmektedir.

Sonuç olarak Ceuta Krizi, Avrupa’nın yalnızca göç yönetimi kapasitesini değil, Schengen sisteminin siyasi ve hukuki dayanıklılığını da sınamaktadır. İtalya’nın İspanya’ya yönelik aldığı karar ve Madrid’in buna karşılık vermesi, iç sınır kontrollerinin güvenlik tedbirinden siyasi baskı ve misilleme aracına dönüşme ihtimalini gündeme getirmektedir. Avrupa Komisyonu’nun bu uygulamalar karşısındaki sınırlı etkisi ise üye devletlerin istisnai mekanizmaları giderek daha geniş biçimde kullanabilmesine olanak sağlayabilmektedir.

Bu nedenle Ceuta’nın oluşturduğu asıl tehlike yalnızca mevcut sınır kontrollerinden kaynaklanmamaktadır. Daha önemli sorun, bu uygulamanın gelecekte benzer krizlerde başvurulabilecek bir emsal oluşturması ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Üye devletlerin göç, seçimler veya ikili siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle Schengen kontrollerini karşılıklı bir baskı mekanizması olarak kullanmaya başlaması, serbest dolaşım ilkesinin aşamalı şekilde zayıflamasına neden olabilmektedir. Avrupa’nın dış sınırlarının ortak biçimde yönetilmesi, sığınma ve geri gönderme politikalarının uyumlaştırılması ve göç baskısıyla karşılaşan ülkelere gerçek bir dayanışma sağlanması bu nedenle yalnızca göç politikasının değil, Schengen’in korunmasının da temel koşullarından biri haline gelmektedir. Ceuta Krizi bu açıdan değerlendirildiğinde, Avrupa bütünleşmesinin en somut kazanımlarından birinin ulusal siyasi hesaplar karşısında ne ölçüde korunabileceğine ilişkin önemli bir sınama oluşturmaktadır.


[i] Ayuso, Silvia. “Ceuta, un peligroso precedente que debilita el espacio Schengen.” El País, https://elpais.com/internacional/2026-08-23/ceuta-un-peligroso-precedente-que-debilita-el-espacio-schengen.html, (Erişim Tarihi: 23.08.2026).

[ii] Aynı yer.

[iii] Aynı yer.

Ali Caner İNCESU
Ali Caner İNCESU
Ali Caner İncesu, 2012 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olmuştur. Eğitimine Kapadokya Üniversitesi Turist Rehberliği ön lisans programında devam etmiş ve 2017 yılında mezun olmuştur. 2022 yılında Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği alanlarında yüksek lisans eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde University of Maryland Global Campus (UMGC) Siyaset Bilimi lisans programından mezun olmuştur. 2023 yılı itibarıyla Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir. 2022 yılında Paraguay Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nde (Ankara) özel danışmanlık görevi de yürüten İncesu, ileri seviyede İspanyolca ve İngilizce bilmekte olup İngilizce ve İspanyolca dillerinde yeminli tercümandır. Çalışma alanları Latin Amerika, uluslararası hukuk ve turizmdir.

Benzer İçerikler