Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’e yönelik ekonomik güvenlik yaklaşımını giderek daha görünür hale getirdiği bir dönemde Pekin’in verdiği karşılık yalnızca ekonomik araçlarla sınırlı kalmamaktadır. Avrupa Komisyonu’nun kritik tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye yönelik yeni düzenleme arayışları, nadir toprak elementleri ve elektrikli araçlar etrafında yoğunlaşan ticaret gerilimleri ve “de-risking” söyleminin kurumsallaşması, Çin’in Avrupa’ya yönelik diplomatik yönteminde de belirgin bir dönüşüm üretmektedir.[i] Bu dönüşümün son örneklerinden biri, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Avusturya Cumhuriyeti Federal Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bakanı Beate Meinl-Reisinger’le yaptığı görüşmede ortaya çıkmıştır.
Wang Yi’nin Avusturya’dan Çin-AB ilişkilerinin iyileştirilmesinde “yapıcı rol” üstlenmesini istemesi, ilk bakışta ikili diplomatik temas olarak değerlendirilebilir.[ii] Ancak söz konusu temas, AB’nin Çin’e yönelik ortak ekonomik güvenlik politikalarını sertleştirmeye hazırlandığı bir dönemde gerçekleştiği için önemli bir soruyu gündeme getirmektedir: “Çin, neden Avrupa Komisyonu’nun ekonomik güvenlik politikalarına doğrudan cevap vermek yerine Avusturya gibi üye devletlerle diplomatik temaslarını yoğunlaştırmaktadır?”
Bu noktada temel mesele, AB’nin Çin politikasının yalnızca Brüksel’de şekillenmemesidir. AB kurumsal olarak ortak ticaret politikaları ve ekonomik güvenlik stratejileri geliştirse de bu politikaların uygulanabilirliği büyük ölçüde üye devletlerin ekonomik çıkarları, sanayi öncelikleri ve Çin’le kurdukları ikili ilişkiler tarafından belirlenmektedir. Andrew Moravcsik’in liberal hükümetlerarasıcılık yaklaşımı da benzer şekilde AB karar alma süreçlerinde ulusal tercihlerin ve hükümetlerarası pazarlığın belirleyici olduğunu vurgulamaktadır.[iii] Bu çerçevede Çin’in son dönemde Avrupa başkentleriyle yoğunlaştırdığı temaslar, Brüksel’i dışlama hamleleri olarak değil, aksine AB karar alma sürecinin çok katmanlı yapısını dikkate alan pragmatik bir diplomasi biçimi olarak okunabilir.
Bu diplomatik yöntem, ulus üstü kurumları tamamen dışlamadan bu kurumların karar alma süreçlerini etkileyen ulusal başkentlerle eş zamanlı angajman kurarak kurumsal farklılıkları diplomatik hareket alanına dönüştürme yaklaşımı olarak değerlendirilebilir. Bu çok katmanlı yapı, dış aktörlerin diplomatik stratejilerini de doğrudan etkilemektedir. Uluslararası politika literatüründe “venue shopping (mekan alışverişi)”, aktörlerin hedeflerine ulaşmak amacıyla karar alma süreçlerinde en fazla etki yaratabilecek kurumsal veya siyasal kanalları tercih etmelerini ifade etmektedir.[iv] Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin çok katmanlı yönetişim yapısı düşünüldüğünde, Brüksel tek karar merkezi değildir. Dolayısıyla Çin’in Avusturya gibi üye devletlerle yürüttüğü diplomasi, AB kurumlarını bypass etme girişiminden ziyade karar alma sürecinin farklı düzeylerine aynı anda erişme stratejisi olarak okunabilir. Pekin, AB’nin Çin’e yönelik ekonomik güvenlik gündeminin Brüksel’de üretildiğini ancak bu gündemin ne ölçüde uygulanabileceğinin diğer başkentlerdeki ulusal ekonomik tercihlere bağlı olduğunu görmektedir.
Avusturya’nın bu denklemde seçilmesi tesadüfi değildir. Güncel verilere göre yaklaşık 650 Avusturya şirketi Çin’de faaliyet göstermektedir.[v] Bu ekonomik bağ, Viyana’yı Çin açısından ikili ilişkiler bağlamında öte AB içi tartışmalarda daha dengeli bir ton koruyabilecek diplomatik temas aktörlerinden biri haline getirmektedir. Aynı zamanda Viyana’nın Soğuk Savaş’tan bu yana gelen tarihsel “bağlantısızlık” mirası ve pragmatik diplomasisi nedeniyle kurumsal sistemin içinde kalıp köprü kurmayı hedeflemesi, Pekin’in Viyana’yı seçmesindeki bir diğer etkendir. Bu nedenle Pekin açısından Viyana, Çin-AB ilişkilerinde daha pragmatik ve ara bulucu bir söylemin desteklenebileceği uygun bir başkent olarak öne çıkmakta ve Brüksel’in katı duruşunu içeriden yumuşatma stratejisi olarak da değerlendirilebilmektedir. Bu yaklaşım, Çin açısından AB’nin egemenlik yapısını doğru okuyan rasyonel bir kurumsal coğrafya haritalandırmasıdır. Pekin, Birliği monolitik bir bloktan ziyade ulusal çıkarların müzakere edildiği dinamik bir pazar olarak ele almaktadır.
Bu strateji yalnızca Avusturya’yla sınırlı değildir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un G7 Zirvesi öncesinde ekonomik dengesizlikler konusunda Çin’in de katıldığı bir video konferansa öncülük etmesi, Avrupa’nın Çin politikasında diyalog kanallarının tamamen kapanmadığını göstermektedir.[vi] Bir tarafta AB, Çin’e bağımlılığı azaltmaya ve kritik tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışırken; diğer tarafta Paris gibi başkentler Çin’i dışlamayan ekonomik görüşme kanallarını açık tutmaktadır. Bu durum, Avrupa’nın Çin karşısındaki çizgisinin tek yönlü bir kopuş olmadığını, riskleri azaltırken ilişkiyi yönetmeye çalışan karmaşık bir diplomatik dengeleme olduğunu ortaya koymaktadır. Çin ise bu farklılıkları Avrupa’nın kurumsal zayıflığı olarak değerlendirmek yerine karar alma süreçlerinin doğal bir parçası olarak okumakta ve diplomasisini buna göre şekillendirmektedir.
Pekin açısından Avrupa, yalnızca kurumsal olarak Brüksel’den ibaret değildir. Avrupa aynı zamanda farklı sanayi çıkarlarına, tedarik bağımlılıklarına, ticaret önceliklerine ve siyasi hassasiyetlere sahip ulusal başkentlerden oluşmaktadır. Başka bir ifadeyle Çin, artık yalnızca Avrupa Birliği’yle değil, Avrupa Birliği’nin içindeki farklı ekonomik ve siyasi eğilimlerle de diplomasi yürütmektedir. Bu durum AB açısından önemli bir sınama üretmektedir. Çünkü Brüksel’in “de-risking” yaklaşımı, ancak üye devletlerin ekonomik çıkarlarıyla uyumlu hale getirilebildiği ölçüde etkili olabilir. Eğer AB, Çin’e yönelik ekonomik güvenlik politikalarını ulusal başkentlerin farklı öncelikleriyle ortaklaştıramazsa Pekin, bu farklılıkları diplomatik temas noktalarına dönüştürmeye devam edecektir. Dolayısıyla Çin’in yeni Avrupa diplomasisi, AB’nin kurumsal bütünlüğünü doğrudan hedef almaktan ziyade Birliğin karar alma sürecindeki çok katmanlı yapıyı stratejik biçimde kullanmaktadır.
Sonuç olarak Çin’in Avusturya hamlesi, AB-Çin ilişkilerinde yeni bir diplomatik evreye işaret etmektedir. Avrupa ekonomik güvenlik politikalarını güçlendirirken; Çin, bu dönüşüme sadece ekonomik karşı hamlelerden ziyade diplomatik yöntemlerini çeşitlendirerek cevap vermektedir. Pekin, artık Avrupa’yla yalnızca Brüksel üzerinden müzakere eden bir aktör değil; ulusal başkentlerin Birlik içindeki ağırlığını dikkate alan çok katmanlı bir diplomasi yürütmektedir. Bu nedenle AB-Çin ilişkilerinin geleceği, Brüksel ile Pekin arasındaki kurumsal müzakerelerle birlikte Avrupa başkentlerinin Çin’e yönelik farklı jeoekonomik tercihlerle de şekillenecektir.
[i] Philip Blenkinsop ve Charlotte Van Campenhout, “EU to propose diversification law to drive de-risking from China”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/eu-propose-diversification-law-drive-de-risking-china-2026-06-19/, (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
[ii] “China seeks Austria’s help in easing China-EU tensions”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/china-seeks-austrias-help-easing-china-eu-tensions-2026-06-25/, (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
[iii] Andrew Moravcsik, “Preferences and Power in the European Community: A Liberal Intergovernmentalist Approach”, Journal of Common Market Studies, 31(4), 473-524, 1993, s. 517.
[iv] Christian Kaunert ve Sarah Léonard, “The Development of the EU Asylum Policy: Venue-Shopping in Perspective”, Journal of European Public Policy, 19 (9): 1396–1413, https://doi.org/10.1080/13501763.2012.677191, s.1397.
[v] Reuters, a.g.e., (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
[vi] Michel Rose ve Ethan Wang, “China joins Macron-led video call in rare economic talks ahead of G7 summit in France”, Reuters, https://www.reuters.com/world/china/china-joins-macron-led-video-call-rare-economic-talks-ahead-g7-summit-france-2026-06-11/, (Erişim Tarihi: 01.07.2026).
