Analiz

Deniz Yolu Geçitleri, Devletlerin “Stratejik Araçları” Olabilir mi? 

Malakka Boğazı’nın en dar noktası olan Singapur, İran’ın bu tutumunun doğru olmadığını sıklıkla vurgulamaktadır.
UNCLOS’un “transit geçiş” ile ilgili temel hükümleri, uluslararası teamül hukuku niteliği kazanmıştır.
İran’ın uygulamaları, uluslararası hukukla bağdaşmayan bir niteliğe bürünmektedir.

Paylaş

Bu yazı şu dillerde de mevcuttur: English

Deniz yolu geçitleri, küresel ticaretin %80’inden fazlasının geçtiği, konteyner, tanker, yük ve kuru yük gemilerin kullandığı darboğazları, yapay kanalları veya doğal geçitleri ifade etmektedir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), uluslararası seyrüsefer için kullanılan boğazlardan transit geçiş hakkını düzenlemekte ve büyük ölçüde güvence altına almaktadır. Bu bağlamda UNCLOS’un 37. ile 44. maddelerine göre; gemilerin ve uçakların sürekli ve hızlı geçiş hakkı, kıyı devleti tarafından (kendi toprak yetki alanında olsa bile) engellenemeyecek veya askıya alınamayacaktır.[i] Bu rejimin bazı unsurlarının uluslararası teamül hukukunun parçası haline geldiği ileri sürülebilir. 

Fakat 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan savaşın ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve ardından gemilerin güvenli geçişi için her tanker için 2 milyon dolar ücret talep etmesi, yeni bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. UNCLOS’un 26. maddesi, devletlerin gemilerden sadece geçiş için ücret almasını yasaklamakta ve yalnızca sunulan belirli hizmetler için ücret alınmasına izin vermektedir.[ii] İran, bu anlaşmanın imzacısı olmakla birlikte onaylamadığı için resmi olarak tarafı sayılmamaktadır. Fakat UNCLOS’un “transit geçiş” ile ilgili temel hükümleri, uluslararası teamül hukuku niteliği kazanmıştır. İran ise Hürmüz’den geçişin “güvenli” olabilmesi için bir ücret talep ederken; söz konusu “güvenli geçişi”, kıyı devlet tarafından sunulan bir “hizmet” olarak kategorize etmektedir. Bu durum, uluslararası deniz hukukuna aykırı kabul edilmekte ve hayata geçirilmesi halinde tüm dünyadaki doğal deniz yolu geçitleri için bir örnek teşkil etme riski barındırmaktadır. 

İran, öncelikle “kıyı devletin sunacağı hizmet” ifadesini farklı yorumlamakta, değiştirmekte veya bulanıklaştırmaktadır. Bu açıdan İran’ın belirli bir ücret karşılığında sağlamayı teklif ettiği bu “güvenli geçiş”, İran Donanması gemilerinin koruması altında bir geçişi ifade etmektedir. Halbuki uluslararası deniz hukukunda kıyı devletin sunacağı hizmetler, liman hizmetleri, pilotaj, fener (navigasyon), tahlisiye (kurtarma), sağlık denetimi veya diğer barışçıl kılavuzluk hizmetlerinden oluşabilir. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’ndaki transit geçişlerin güvenliğini sağlamak için İngiltere ve Fransa gibi büyük güçler harekete geçmiş olup, İran’la yapılacak barış anlaşmasından sonra boğazlardaki güvenliği sağlamak için çok taraflı bir koalisyonun kurulacağı belirtilmektedir.[iii]

ABD/İsrail-İran Savaşı, dünyadaki doğal deniz yolu geçitleri ve kıyıdaş devletlerin yaklaşımlarının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. İran’ın Hürmüz’le ilgili yeni yaklaşımı, dünyadaki diğer darboğazlardaki kıyıdaş devletlerin tutumlarını da önemli hale getirmiştir. Bu konuda Malakka Boğazı’nın en dar noktası olan Singapur, İran’ın bu tutumunun doğru olmadığını sıklıkla vurgulamaktadır.[iv]  Bu konuda Singapur Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan, 7 Nisan 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, uluslararası hukuka göre hayati önem taşıyan ticaret yollarından geçişin bir hak olduğunu, ayrıcalık olmadığını belirterek İran’ın tutumuna karşı çıkmıştır.[v]

Üstelik Malakka Boğazı, en dar olduğu noktada 2 deniz mili, Hürmüz Boğazı ise 21 deniz mili genişliğindedir. Ayrıca küresel ham petrolün %20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçerken, %29’u Malakka Boğazı’ndan geçmektedir. Benzer şekilde, küresel deniz ticaretinin yaklaşık %11’i Hürmüz Boğazı’ndan geçerken, %24’ü Malakka Boğazı’ndan geçmektedir.[vi]Bu veriler, Malakka Boğazı’nın en az Hürmüz Boğazı kadar ve hatta daha fazla stratejik önem arz ettiğini göstermektedir. Singapur Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan, 22 Nisan 2026 tarihinde verdiği son röportajında, Çin ve ABD’nin Pasifik’te savaşa girmesi durumunda Singapur’un tarafsız kalacağını, Hürmüz’deki krizin bu anlamda sadece bir “ön prova” olduğunu vurgulamıştır.[vii] Eğer İran’ın talepleri meşru ve yerinde olsaydı, onun yolunu takip eden Singapur; Malezya ve Endonezya ile anlaşarak Malakka Boğazı’nı transit için kullanan gemilerden “güvenli geçiş hizmeti” adı altında ücret talebinde bulunabilirdi. Yine İspanya, Fas ve Cebelitarık, “güvenli geçiş” adı altında benzer bir yola gidebilirdi. 

Hem İran hem Umman, en dar noktasında 21 deniz mili genişliğindeki bu boğazda 12 millik karasuları rejimini uygulamaktadırlar. Bu doğrultuda İran, Hürmüz’de karasuları rejiminin bir parçası olarak “zararsız geçiş” ilkesini takip etmektedir. Buna göre kıyı devleti, güvenlik gerekçesiyle bu geçişi geçici olarak durdurabilir. Bu anlamda İran, uluslararası boğazlar için teamül halini almış transit geçiş ilkesine aykırı eylemlerde bulunabilmektedir. İran ve Hürmüz Boğazı örneği, deniz yolu geçitlerinin, devletler tarafından birer stratejik ve jeopolitik araçlara dönüştürülebileceğinin en çarpıcı emsallerden biri olmuştur. Yine bu örnekte görüldüğü üzere boğazlar, kıyıdaş devletlerin özellikle savaş dönemlerinde düşman karşısında baskı ve üstünlük kurabilmek için kullandığı araçlara dönüşebilirler. 

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yaklaşımı, uluslararası deniz hukukunun yorumlanması bakımından tartışmalı bir alan yaratmaktadır. İran, uluslararası boğazı kendi güvenlik öncelikleri doğrultusunda yorumlamaktadır. Oysa 1982 UNCLOS çerçevesinde uluslararası boğazlarda esas ilke “transit geçiş” olup bu rejim kıyı devletine geçişi tamamen durdurma yetkisi tanımamaktadır. İran’ın mevcut uygulamaları ise boğazdaki geçişleri fiili olarak engelleme veya aksatma stratejine dayanmaktadır. Bunlar; mayın döşeme, hızlı hücum botlarıyla taciz etme, gemilere el koyma, saldırma veya saldırma tehdidinde bulunma ve tanker trafiğini caydırma gibi değişik yöntemlerden oluşmaktadır. Bu nedenle İran’ın uygulamaları, uluslararası hukukla bağdaşmayan bir niteliğe bürünmektedir.


[i] United Nations Convention on the Law of the Sea (1983). “Article 37-44”, https://www.un.org/depts/los/convention_agreements/texts/unclos/unclos_e.pdf, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[ii] United Nations Convention on the Law of the Sea (1983). “Article 26”, https://www.un.org/depts/los/convention_agreements/texts/unclos/unclos_e.pdf, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[iii] “UK to make ‘wide-ranging military contribution’ to Hormuz mission, says diplomat”, Independent, https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/france-donald-trump-keir-starmer-iran-government-b2960184.html, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[iv] “‘Malaysia won’t be lectured’: Singapore’s refusal to negotiate over Hormuz creates waves”, SCMP, https://www.scmp.com/week-asia/politics/article/3349464/malaysia-wont-be-lectured-singapores-refusal-negotiate-over-hormuz-creates-waves?module=top_story&pgtype=section, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[v] Aynı yer.

[vi] “Chokepoint Warfare: After Hormuz, Could Malacca, Gibraltar & Red Sea Be Next as Iran Teaches New Tactics?”, Eurasian Times, https://www.eurasiantimes.com/chokepoint-warfare-after-hormuz-could-malacca-gibraltar-red-sea/, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

[vii] “Hormuz is just a ‘dry run’ if China and U.S. go to war in the Pacific, Singapore foreign minister warns”, CNBC, https://www.cnbc.com/2026/04/22/cnbc-converge-live-hormuz-singapore-fm-vivian-iran-war.html, (Erişim Tarihi: 22.04.2026).

Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk TAMER
Dr. Cenk Tamer, 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başlamıştır. 2016 yılında “1990 Sonrası İran’ın Irak Politikası” başlıklı teziyle master eğitimini tamamlayan Tamer, 2017 yılında ANKASAM’da Araştırma Asistanı olarak göreve başlamış ve aynı yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Doktora Programı’na kabul edilmiştir. Uzmanlık alanları İran, Mezhepler, Tasavvuf, Mehdilik, Kimlik Siyaseti ve Asya-Pasifik olan ve iyi derecede İngilizce bilen Tamer, Gazi Üniversitesindeki doktora eğitimini “Sosyal İnşacılık Teorisi ve Güvenlikleştirme Yaklaşımı Çerçevesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde Kimlik İnşası Süreci ve Mehdilik” adlı tez çalışmasıyla 2022 yılında tamamlamıştır. Şu anda ise ANKASAM’da Asya-Pasifik Uzmanı olarak görev almaktadır.

Benzer İçerikler